Vakit, Allah'a borç verme vaktidir!

Cemal Aydın / Yazar
16.04.2021

Allah'a borç verilir mi? Elbette verilir. Hatta borçların en güzeli, en güzel borç O'na verilir! Çünkü kendisine öyle bir borç vermemizi bizzat Allah istiyor. Birçok âyet arasından şu ikisine kulak verelim: "Kim Allah'a güzel bir ödünç verirse, Allah ona kat kat fazlasını verir!" Bakara, 2/245 "Kim Allah'a güzel bir borç verir (malını Allah yolunda harcarsa) Allah onu kat kat artırır. Ona değerli bir mükâfat da vardır." Hadîd, 57/11



Adalet Çakır hanımefendinin son dönemlerin ünlü Cerrâhî Şeyhi Safer Efendi'yi anlattığı "Geydim Hırkayı" üst ve "Safer Efendi'nin Sohbetleri" alt başlığını taşıyan kitabında anlatılan şu hatıra hâlâ benim içimi yakar:

Daha sonra Cerrâhîlerin başına geçecek olan merhum Muzaffer Ozak Hoca, o sıralar Hadımköy'de askerdir. Trene biner, Kumkapı'da iner. Çok geçmeden karşısına bir Ermeni kadın çıkar ve şöyle der: "Asker, o iki tayınından birini ver, şu iki kızımdan hangisini beğenirsen..." Muzaffer Hoca iki tayınının ikisini de kadınının eline tutuşturduğu gibi hızla oradan kaçıp uzaklaşır.

Bu hadise ne zaman aklıma gelse, yüreğim sızlar, gözlerim dolar ve o kadıncağızın hâli kalbimi parçalar. Allah hiçkimseyi açlıkla terbiye etmesin ve hiçbir kulunu o durumlara düşürmesin!

Benim öz be öz dayım da o dönemlerde çekilen kıtlık ve açlık yüzünden ölmüş. Rahmetli nenem, dayımın ağlayıp sızlanışına dayanamadığı için gidip ot toplamış, tavada kızartıp vermiş. Kızartılmış otları yedikten az sonra dayım ölmüş. Meğer otların içinde zehirli bir ot varmış, nenem hiç farkına varmamış.

Kendisi yemeyip yediren yiğit

İslâm'ın ilk dönemlerinde de sahabe korkunç açlıklar ve yoksunluklar çekmişti. Bu konuda yaşanmış birçok olay vardır. Sadece bir tanesini aktaralım:

Sahih-i Buhârî'de anlatıldığına göre, Medine'de akşam namazında camiye biri gelir. Günlerdir boğazından bir lokmanın geçmediğini söyler. Peygamberimiz aleyhisselâm hemen birini hanımlarına gönderip sordurur. Hepsinden de alınan cevap, evde sudan başka bir şeyin bulunmadığıdır. Bunun üzerine çevresindekilere bu kimseyi misafir edebilecek birinin olup olmadığını sorar. Cevap alamaz, çünkü o ilk Müslümanların zaten hepsi de açlıkla pençeleşmektedir. Herkes sessiz kalınca bir sahâbî "Yâ Resûlallah, ben misafir edeyim!" der ve adamı evine götürür. Hanımını bir kenara çekip misafire ne ikram edebileceklerini sorar. Hanımı da çocuklar için hazırladığı yemekten başka bir yiyecekleri olmadığını söyler. Bunun üzerine hanımına bu kişiyi Allah Resûlü'nün yanından getirdiğini, çocukları oyalayarak uyutmasını ve o yiyeceği misafire vermeyi teklif eder. Ayrıca hanımına tam sofraya oturduklarında mumu kazara olmuş gibi söndürüp gitmesini ve tekrar yakacak bir şey olmayacağı için de kendisinin misafirle birlikte karanlıkta yemek yermiş gibi yapacağını söyler.

Kendisi muhtaç dahi olsa...

Ertesi gün sabah namazı sonrası Allah Resulü onun bu davranışının Allah tarafından çok beğenildiğini haber verir. Tefsirlerde şu âyetin iniş sebebinin de bu olduğu belirtilir:

"Kendileri son derece ihtiyaç içinde bulunsalar bile, diğerlerini kendilerine tercih ederler!" Haşr, 59/9

Allah'a şükür şu anki zamanımız, buraya kadar bahsettiğimiz o günler gibi kötü değil, fakat günümüzde de dara düşenler, işini kaybedenler ve çaresiz kalanlar var. Dolayısıyla bugünler akrabaya, konu komşuya ve zor durumda kalanlara el uzatma günüdür.

Bu günler iman sahipleri için fırsat günleridir. Yüce Allah'ın rızasını kazanma, Sevgili Peygamberimizin şefaatine nâil olma günleridir. Tek kelimeyle bu mübarek günler, deste deste, demet demet sevap toplama günleridir.

Sadaka malı eksiltmez

Şu yıllar Allah'a borç verme yıllarıdır. Allah'a borç verilir mi? Elbette verilir. Hatta borçların en güzeli, en güzel borç O'na verilir! Çünkü kendisine öyle bir borç vermemizi bizzat Allah istiyor. Birçok âyet arasından şu ikisine kulak verelim:

"Kim Allah'a güzel bir ödünç verirse, Allah ona kat kat fazlasını verir!" Bakara, 2/245

"Kim Allah'a güzel bir borç verir (malını Allah yolunda harcarsa) Allah onu kat kat artırır. Ona değerli bir mükâfat da vardır." Hadîd, 57/11

Dahası, Allah asla borç altında da kalmaz. Borcunu mutlaka öder, hem de fazlasıyla öder. Bundan dolayı da Allah rızası için (fakat asla başa kakmadan) yapılan yardım ve destek, insanın malını hiçbir şekilde eksiltmez.

İşte bu konuda Allah'ın bize verdiği sözden daha doğru ve daha gerçek söz mü vardır?

"Başkaları için ne harcarsanız, Allah onun yerini (daima) doldurur!" Sebe', 34/39

Müslim ve Tirmizî'de bulunan sahih bir hadise göre Sevgili Peygamberimiz de bu âyetten hareketle şöyle buyurmuşlardır: "Sadaka vermek, malı eksiltmez!"

İmkânı olan sevgili okur, sana zenginliği veren Allah'tır. Senin yaşında, senden küçük veya büyük nice insan var ki başına gelen bir kaza veya belâdan dolayı ya yatağa mahkûm olmuş, ya da iş tutamaz hâle gelmiştir. Şu sıhhati ve âfiyeti Rabbimiz sana vermeseydi, öyle bir zenginliği elde edebilir miydin?

Öyleyse Rabbimizin şu uyarısını hiçbir zaman aklımızdan çıkarmayalım:

"Onların mallarında ihtiyaç sahiplerinin ve yoksulların hakkı vardır!" Zâriyât, 51/19

Bütün bu uyarılardan sonra, insanın eşine dostuna ve zor durumda olduğundan emin olduğu kimseye yardımda bulunmaması mümkün müdür!

Ben zordaydım!

Vermekle servetinin eksilmeyeceğinin teminatı, Allah ve Resulünün vâdidir. Rabbimiz mal ve mülkümüzde muhtaç olup isteyenin ve yoksulların hakkı olduğunu buyuruyor. Bu buyruğa uymazsak, rızkımızı veren o Rezzâk'ın huzuruna Mahşer günü hangi yüzle çıkarız?

"Ey âdemoğlu, Ben hastaydım, Beni ziyaret etmedin!" diye başlayan, "Öyle bir kulumu ziyaret etseydin, Beni onun yanında bulurdun!" diye devam eden o çok çarpıcı kudsî hadisi hatırlayalım. Ya Rabbimiz Mahşerde bize "Ben iflas etmiştim, ben işimden olmuştum, ben kepengi kapatma zorunda kalmıştım, fakat sen hiç umursamadın!" diye bizi hesaba çekerse... "İşte o kul, sen el uzatmadığın için hırsızlık yapmak zorunda kaldı, kötü yola düşmeye mecbur oldu..." derse ne cevap veririz?

Kendisinin hem baba, hem de ana tarafından Seyyid olduğunu ölünceye kadar söylemeyip gizleyen Mahir İz Hoca, bir gün, hiç unutmam, Yüksek İslâm Enstitüsü'nde biz talebelerine şöyle demişti: "Bir kişi hacca gitmek niyetiyle Edirne'den yola çıkıp Urfa'ya varsa, orada mola verdiği sırada çaresiz kalmış, perişan olmuş bir ailenin olduğunu öğrense, hac parasını o fakir aileye vermek zorundadır. O yoksulu sevindirmekle kendisi Allah katında hac sevabını fazlasıyla kazanmış olur."

Mahir Hocamızın bu uyarısından hareketle biz de deriz ki: Sık sık umreye giden ve şimdi salgın yüzünden gidemeyen dostlar! O umrelerden elde edeceğiniz sevap, şu an işte sizin önünüzde duruyor. Covid 19 yüzünden bahtı kararmış insanların imdadına koşun! Rabbinize güzel borçlar verin! Hem dünya, hem de âhiret saadetini elde edin! (Bu arada şunu da önemle hatırlatalım: Yoksula ulaştıracağından yüzde yüz emin olmadığınız hiçbir kurum ve kuruluşa asla para vermeyin! Çünkü bugünlerde dinî duyguları sömüren, genç ve yaşlı bir sürü sözde "hocaefendiler" türedi.)

Cömert cennete yakındır

Sevgili okur, şu virüs afeti bize öte dünyayı daha fazla hatırlattı, bizleri az çok gafletten uyandırdı sanıyorum. Herkesin her yaptığının hesabını vereceği o korkunç Mahşer günündeki tabloların son derece küçük tablolarını şu sıralar görür gibiyiz. Gafletten tam anlamıyla uyanmanın vaktidir bu anlar.

Elbette güçlü ve zengin devletimiz, bütün imkânlarıyla her vatandaşın derdine merhem olmaya çalışıyor. Fakat bizim de insanımıza karşı sorumluluklarımızın olduğunu unutmamamız gerekir.

Hanım kardeşlerim, zaman pahalı, lüks eşyalar alma, mobilya değiştirme ve sırf kendini düşünme zamanı değildir. Bey kardeşlerim, bu dönemler daha yüksek model araç, gereç satın alma sırası hiç değildir. Tam aksine gün, bütün varlığıyla Allah'a yönelme, O'na hakkıyla kul ve Resûlüne ümmet olma günüdür.

Aziz dostlar, Tirmizî'de yer alan Efendimiz aleyhisselâmın şu müjdesini ve uyarısını şimdilerde daha çok hatırlayalım: "Cömert kimse Allah'a yakındır, insanlara yakındır, cennete yakındır. Cimri olan Allah'a uzaktır, insanlara uzaktır, cennete uzaktır."

Sarp bir yokuş

Bugünler Rabbimizin bizi imtihan ettiği, imanlarımızı sınadığı, sadakatimizi denediği ve şu âyetleriyle bizleri uyardığı ve uyandırdığı günlerdir:

"Ama o, sarp yokuşa tırmanmayı denemedi. Bilir misin nedir o sarp yokuş? Boynu bükük olanı (imkânsızlıklar, borçlar içinde kıvranıp bir tür esaret hayatı yaşayanı) kurtarmaktır! Şiddetli bir açlık gününde kendisiyle yakınlığı olan bir yetimi yahut yerde sürünen bir yoksulu doyurmaktır!" Beled, 90/11-14

cemal40aydin@gmail.com