Weber ve Durkheim’ın metodoloji analizi

Açık Görüş Kitağlığı/ Murat Güzel
16.02.2019

Henrik Jensen kitabında, hemen hemen aynı dönemlerde yaşayıp metodojik olarak önemli noktalarda birbirlerinden farklılaşmalarına ve hatta birbirlerinden haberdar olmalarına karşın temel metodolojik yaklaşımlar konusunda açık bir diyaloğa girmeyen Weber ve Durkheim’ın metodolojilerinin sistematik, karşılaştırılmalı bir analizini hedefliyor.



Modern sosyolojinin oluşum tarihinde sürekli kendilerine ihtiram ve teveccüh gösterilen, klasik olma özelliklerini hiçbir zaman kaybetmeyen, meslekte zamansal olarak kendilerinden sonra çalışmış olanların gözünde bu statüleri sürekli güçlü kalmış iki ‘kurucu baba’dır Alman Max Weber ve Fransız Emilie Durkheim. Her ikisi de sosyoloji eğitimi almamış olmalarına karşın eserleriyle sosyolojinin modern bir disiplin olarak kurulmasına katkıları büyüktür. Hemen hemen aynı dönemlerde yaşayıp metodojik olarak önemli noktalarda birbirlerinden farklılaşmalarına ve hatta birbirlerinden haber-dar olmalarına karşın temel metodolojik yaklaşımlar konusunda açık bir diyaloğa girmeyen bu iki ismin metodolojilerinin sistematik, karşılaştırılmalı bir analizini hedefliyor kitabında Henrik Jensen. Jensen’in karşılaştırmasına odak seçtiği sorular ise şunlar: Topluma bilimsel bir bakış açısı geliştirir-ken ne tür imkanlara haiziz ve ne tür kısıtlamalara maruzuz? ‘Olan’ ve ‘Olması gereken’ arasındaki ilişkiyi nasıl değerlendirmeliyiz ve sosyal bilimler değerleri nasıl ele alabilir? Durkheim, felsefe eğitiminden gelen altyapıya dayanan kariyerinin büyük bir bölümünde üniversite içinde yer almış, araş-tırma ve öğretim süreçlerine bir şekilde dahil olmuştur. Buna karşın, Durkheim’ın aksine, ‘sosyolog’ etiketini kabul etmeyen Max Weber’in entelektüel üretiminin akademik anlamda sosyolojinin ötesine geçtiği de genelde söylenir. Weber’in akademik olarak herhangi bir kategoriye özgü addedilemeye-cek, buna sığdırılamayacak entelektüel ilgileri sosyoloji, tarih, ekonomi ve siyaset bilimlerine uzanır; her ne kadar 1909’da Almanya’da bir sosyoloji topluluğunun kuruluşunda bizzat yer alsa da kendisi hakkında bu deyimi ilk kez kullanışı daha sonraki bir döneme, yazarlık dönemine denk gelir.

Analiz yöntemi

Ne Weber’i ne de Durkheim’ı sadece metodoloji üzerine yazdıkları ya da yalnızca metodolojik sorunlarla ilgilendikleri için metodolog olarak de-ğerlendirmeyen Jensen, her ikisinin de ampirik analizlere çokça zaman ayırdığını belirterek onlarda metot ve metodolojik soruların kendi başlarına bir amaç olmaktan ziyade sosyolojik bilgi üretimine yönelik birer bilimsel araç olarak ele alınmasının daha yerinde olacağına işaret ediyor. Bu noktada Jensen kitabının temel konusunu Weber ve Durkheim’ın bilimsel çıkarımlarını incelemekten çok, onların bu çıkarımları hangi yöntemlerle ve nasıl ürettikleriyle ilgilenmek olarak açıklıyor.

Sosyolojik yöntem konusunda bir de kitap telif etmiş Durkheim’ın aksine Weber’in metodolojik mülahazalarının tam anlamıyla olgunlaşmadığı ileri sürülebilir. Aynı şekilde Weber, sosyolojik yöntem üzerine kapsamlı bir şekilde de kapsamlı bir eser kaleme almamıştır; bununla birlikte, onun meto-doloji üzerine görüşleri, muhtelif zamanlarda muhtelif konularda ve farklı bağlamlarda yazdığı çeşitli makale ve kimileyin tamamlanmamış yazıla-rından derlenebilir. Durkheim’ın Sosyolojik Yöntemin Kuralları ve İntihar araştırması ile Max Weber’in Kapitalizmin Ruhu ve Protestan Ahlakı ve metolojik yazılar toplamını mukayese için kendine rehber seçen Jensen, böylelikle Weber ile Durkheim’ın Protestanlar ile Katolikleri analiz etme şekillerini açığa çıkartıyor.

Ortaçağ zihnini anlamak

Gündelik dilde sık sık “Ortaçağ zihni”, “Ortaçağ vahşeti” gibi tabirler kullanıldığını görürüz. Özellikle Türkiye’de yaygın bir bakış açısının, doğru olup olmamasına aldırmaksızın, herhangi bir din, dil, kültür ayrımı gütmeksizin olabildiğince totalleştirici bir bakışla Ortaçağ’ı ‘karanlıklar çağı’ ola-rak nitelediğine şahit olmuşuzdur. Arnold’un kitabı, Ortaçağ sözkonusu olunca bilhassa Hıristiyan ortaçağına has kılabileceğimiz büyü ve engizisyon gibi konulardan, bu konuların araştırılmasına olanak sağlayan kaynaklara dair kapsamlı bilgiler veriyor. Arnold okurunu ayrıca Ortaçağ’a dair farklı yaklaşımların hangi siyasi ve kültürel şartlarda ortaya çıktığına ilişkin de bilgilendiriyor.

Ortaçağ Tarihi Nedir?, John H. Arnold, çev. Kahraman Şakul, Islık, 2019

Yahudilerin tefsir Geleneği

Her dini geleneğin kendine has kutsal metinlerini inananların hayatlarına ışık tutan, onların karşılaştıkları sorunları çözmelerinde başvurdukları temel metinler olarak kabul ettiği söylenebilir. Dini yaşamı sürdürürken ortaya çıkan yeni sorunlara çözümler arama şeklinde ortaya çıkan kutsal metin yorumculuğu (tefsir), Yahudilikte, Yahudi şeriatının kutsal kitabı Tanah’a yapılan yorumlarla biçimlenir. Ömer Faruk Araz, eserinde, Yahudi kutsal yorumculuk geleneğinin önemli bir kısmını teşkil eden Midraş Literatürü’ne eğiliyor. Midraş Literatürünün ortaya çıkış süreci, şartları ve klasik Midraş eserlerinden başlayarak miladi  14. yüzyıla kadar üretilmiş olan çeşitli Midraşlar kitapta temel özellikleri itibarıyla inceleniyor.

Yahudilikte Tefsir Geleneği,

Ömer Faruk Alaz, İz, 2019