Henüz Üçüncü Dünya Savaşı şeklinde bir tanımlama yapmak için erkendir. Ancak Erdoğan ve Fidan'ın çağrılarında dikkat çektikleri gibi, kuzey-güney eksenindeki savaş ve çatışmalara kalıcı bir çözüm bulunmazsa bunun doğu-batı ekseninde bir yöne ve yeni bir büyük savaşa dönüşme ihtimali oldukça yüksektir.
Prof. Dr. Ramazan Erdağ/ Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İİBF Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, geçtiğimiz senenin son çeyreğinde İsrail'in Gazze'ye yönelik soykırım ve işgalinin derinleşmeye başladığı bir dönemde Netenyahu yönetiminin uluslararası hukuk tanımazlığı ve insanlığa karşı işlediği suçlar karşısında sessiz kalan, kayıtsız şartsız İsrail'e destek veren ülkelere açık bir mesaj verdi: "Bu süreç dünyayı ya daha büyük bir savaşa ya da bir barışa götürecek" dedi. Maalesef batılı ülkelerin çoğunluğunun İsrail'e koşulsuz şartsız verdiği destek ve Birleşmiş Milletler'in etkisiz ve yetersiz kalması savaşın yayılması ve daha büyük bir savaşın ortaya çıkması ihtimalini her geçen gün artırdı.
Aslında Dışişleri Bakanı Fidan'ın, tarihsel tecrübeden yola çıkarak, büyük bir savaş olmadan tarihi bir barışın sağlanmasına dair vurgusu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın barışın sağlanmasına dair insanüstü lider diplomasisi günümüzde dünyada birçok ülke liderinin artık açıkça ifade ettiği Üçüncü Dünya Savaşı riskini önlemeye yöneliktir. Dünya büyük bir salgından çıkışı yaşadığı bir dönemde yeni bir kriz ile karşı karşıya kaldı. Önce 24 Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, ardından 7 Ekim 2023 sonrasında İsrail'in Gazze'yi topyekûn işgal, imha ve ilhak girişimi kuzey-güney eksenli bir bölgesel savaşı meydana getirdi. Türkiye'nin yakın coğrafyasında cereyan eden sıcak çatışmalar bölgesel güvenliği riske attığı kadar Soğuk Savaş sonrası yönünü arayan kaotik uluslararası sistemin güvenlik mimarisini de kökten etkileyebilecek meydan okumalar barındırmaktadır.
Yeni bir dünya savaşı riskinin açıkça dillendirildiği bu dönemde öncelikle Rusya'nın Ukrayna'nın doğu bölgesini işgal etmesi Avrupa için önemli bir tehdit algısının oluşmasına neden oldu. Sonraki süreçte ABD ile birlikte çoğu AB ülkesi bir yandan Rusya'ya karşı ekonomik yaptırım ve tedbir uygulamaya başlarken öte yandan enerjide (özellikle doğalgaz) Rusya'ya bağlılığı azaltacak yeni çeşitlendirme arayışlarına girdiler. AB için önemli bir diğer adım ise savunma mekanizmalarını güçlendirmek ve bu kapsamda savunma harcamalarını artırmak oldu. Bu süreçte ABD, başta Almanya olmak üzere AB ülkelerine sattığı savunma sanayi ürünleri ve NATO üzerinden Avrupa'nın güvenliği konusundaki rolünü tahkim etti. AB ülkelerinin Rusya tehdidi karşısında kendisini konumlandırdığı alan NATO'nun 5. maddesi ile daha fazla ABD menşeli savunma sanayi ürün tedarik etmek oldu. Bu yönüyle AB, Rusya-Ukrayna savaşı sonrası güvenlikte ABD'ye daha fazla bağımlı hale geldi.
Rusya-Ukrayna cephesinde ABD ve AB ülkelerinin Ukrayna'ya sağladığı siyasi, askeri ve ekonomik desteğin yanında Fransa başta olmak üzere bazı AB ülkelerinin Ukrayna'ya asker gönderme senaryoları Rusya'nın tepkisini beraberinde getirdi. Rusya'nın Ukrayna'daki işgali derinleştiği ve savaşın Karadeniz kıyısında yayıldığı bir dönemde yakın zamanda görevi devredecek olan NATO Genel Sekreteri JensStoltenberg'in Ukrayna'ya silah tedarik eden ülkelerin söz konusu silahların Rusya topraklarında kullanılmaması şartını yeniden gözden geçirmeleri yönündeki çağrısı savaşın yeni bir aşamaya evirileceğinin habercisi idi. Neticesinde Ukrayna'nın önce 2014 yılında Kırım'ın ardından 2022 yılında Donbas bölgesinin Rusya tarafından işgal edilmesi karşısında Rusya içerisinde bir tampon bölge ve karşıt cephe oluşturmak amaçlı başlattığı Kursk saldırısı, Rusya-Ukrayna savaşının doğasını değiştirdi. Savaşın güncel seyrinde artık Ukrayna da Rusya topraklarında askeri varlık göstermekteydi.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodemir Zelenski 19 Ağustos 2024 tarihinde yaptığı sosyal medya paylaşımında Rusya'nın Kursk bölgesinde 92 yerleşim yeri ile birlikte 1.250 kilometrekarelik alanın kontrol altına alındığını duyurdu. Zelenski'nin ayrıca Kursk bölgesine yapılan askeri harekâta ilişkin olarak Ukrayna'ya silah tedarik eden ülkelerin, özellikle uzun menzilli silahların Rus topraklarında kullanılmasına dair kısıtlamaların kaldırılması halinde bölgede benzer askeri harekâtlara ihtiyaç kalmayacağına dair açıklaması NATO Genel Sekreteri'nin çağrısını hatırlatır nitelikte idi. Savaşın kuzey cephesinde artık karşılıklı müdahale durumu söz konusudur. Türkiye'nin stratejik akıl ve güçlü diplomasi ile yürüttüğü çabalar neticesinde önce Tahıl Koridoru Anlaşması'nın yapılması, ardından İstanbul'da savaşı sona erdirecek anlaşma için çözüme en yakın olunan bir dönemde İngiltere başta olmak üzere AB üyesi ülkelerin Ukrayna'yı olası bir anlaşmadan uzaklaştırma girişimleri süreci sekteye uğrattı ve nihai barış anlaşması söylemleri yerine 'dehşet senaryosu' olarak ifade edilen nükleer silahların kullanılması ihtimalleri sıklıkla kullanılmaya başlandı.
En son ABD Başkanı Joe Biden'ın ABD ordusuna olası bir nükleer savaş durumuna hazırlık yapılmasına talimat verdiğinin ortaya çıkması, kuzey cephesindeki savaşın doğu-batı eksenine yayılması olasılığını ortaya çıkarmakta.
İsrail'in Gazze'ye yönelik soykırım ve işgalinde ise etkisizliğine dair yoğun eleştirilere rağmen en nihayetinde Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 10 Haziran 2024 tarihinde "Gazze'de derhal, tam ve eksiksiz ateşkes" kararı aldı. Dünyadaki bütün ülkeleri bağlayıcı olan bu karara uymayarak İsrail'in sivil katliama devam ediyor olması hem uluslararası hukukun açıkça ihlalini hem de Netenyahu yönetiminin savaşı bölgeye yayma hedefini açıkça göstermektedir. İsrail temmuz ayının son gününde İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın başkent Tahran'da gerçekleştirilen göreve başlama törenine katılan Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye'ye yönelik suikast gerçekleştirerek müzakere sürecini de akamete uğrattı. Bunun öncesinde İsrail, Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta düzenlediği saldırı ile Hizbullah'ın üst düzey isimlerinden Fuad Şükür'e de suikast gerçekleştirerek psikolojik üstünlüğü elde etmenin arayışı içerisine girdi.
Şöyle ki Netenyahu yönetimi esirlerin kurtarılmasını sağlayamadığı gibi, ordu içerisinde ve toplumda giderek artan muhalefet ve eleştirilerle karşı karşıyadır. İsrail toplumunda Netenyahu'nun bölgeyle birlikte ülkeyi de felakete sürükleyen işgalci ve soykırımcı politikalarına karşı istifasını isteyenlerin oranı ve bu yönde protestolar giderek artmaktadır. Ayrıca ordu içerisinde yaşanan asker sorununa karşı zorunlu askerliğin genişletilmesi, daha önce zorunlu askerlikten muaf tutulan grupların da zorla askere alınma kararı Netenyahu yönetimin içine düştüğü açmazı da göstermektedir. Bu bağlamda Netenyahu yönetimi başlattığı suikast operasyonları ile bir taraftan siyasi ve toplumsal gücünü tekrar konsolide etmeye çalışmakta; öte yandan, ortaya çıkan misilleme tehditleri karşısında da ABD'den güçlü askeri ve ekonomik destek sağlamaktadır. ABD'nin en son İran kaynaklı bir misilleme tehdidine karşı bölgeye yeni askeri unsurlar konuşlandırması ve İsrail yönetimine 20 milyar dolar değerinde silah ve mühimmat satışına onay vermesi bunun en somut örneğini teşkil etmektedir.
Gözler, başkentinde ev sahibi olarak ağırladığı ve güvenliğinden sorumlu olduğu üst düzey bir isme gerçekleştirilen suikast ile ciddi itibar kaybına uğrayan İran'ın ne zaman ve ne şekilde İsrail'e misillemede bulunacağına çevrilmiş iken, İsrail savaşı bölgeye yaymada Lübnan'ı önceleyerek ülkenin güneyine saldırılarını artırmaya başladı.Birçok ülkenin vatandaşlarına Lübnan'a seyahat uyarı yapması, ülkeden ayrılmaları ya da bu yönde alternatif plan hazırlamasını tavsiye etmesi ve çoğu havayolu şirketinin Beyrut uçuşlarını askıya alması İsrail'in Lübnan'a kapsamlı saldırı olasılığını güçlendiriyor. Nihayetinde Gazze'deki işgal ve ilhak derinleşirken, işgal altındaki Batı Şeria ve Doğu Kudüs ile Mescid-i Aksa da İsrail'in saldırılarını genişlettiği alanlardır. Yaşananlar İsrail'in işgalci ve soykırımcı politikasının Hamas merkezli olmadığını gösteriyor. İsrail sadece Hamas'ın etkin olduğu Gazze'de değil Batı Şeria, Ramallah gibi bölgelerde de işgal, ilhak ve saldırılarına devam ediyor. Buna karşılık Dışişleri Bakanı Hakan Fidan'ın vurguladığı gibi Filistin'de İsrail' karşı topyekün bir direniş varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla ortada Filistin topraklarının tamamının İsrail tarafından işgal edilmesi ve Filistin halkının ise topyekûn soykırıma uğratılması durumu söz konusudur.
Rusya-Ukrayna savaşında olduğu gibi İsrail'in Filistin topraklarını işgalinde de Batılı ülkelerin çoğunluğu İsrail'e sağladığı koşulsuz destekle; katliama, işgalin derinleşmesine ve savaşın yayılmasına katkı sağladılar. Her ne kadar AB üyesi ülkelerin çoğunluğu açısından kuzey cephedeki savaş daha çok tedirgin edici olsa da İsrail'in soykırım vahşetinin, Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz dâhil olmak üzere bölge güvenliğini tehdit etmesi doğal olarak AB ülkelerinin de doğrudan etkileneceği güvenlik riskleri taşımaktadır. Kritik soru ise "Üçüncü Dünya Savaşı çıkar mı?" sorusudur. Tarihte savaşlar sona erdikten sonra adlandırılır. İkinci Dünya Savaşı olarak adlandırdığımız savaş yaşanmadan birincisi 'büyük savaş' olarak ifade edilmekte idi. Benzer bir savaşın tekrarı yaşanınca 1914-1918 arası olan birinci, 1939-45 arası olan ise ikinci dünya savaşı olarak adlandırıldı. Her iki dünya savaşı da büyük çoğunluğu Avrupa topraklarında yaşandı. Dolayısıyla yıkım, vahşet ve insanlığa karşı işlenen suçlar bakımından benzer nitelikte savaş ve çatışmalar yaşanıyor olsa da Avrupa topraklarına henüz sirayet etmediği için ve küresel aktörlerin doğrudan askeri açıdan karşı karşıya geldiği bir çatışma durumu olmaması nedeniyle henüz Üçüncü Dünya Savaşı şeklinde bir tanımlama yapmak için erkendir. Ancak gerek Cumhurbaşkanı Erdoğan, gerekse Dışişleri Bakanı Fidan'ın çağrılarında dikkat çektikleri gibi, kuzey-güney eksenindeki savaş ve çatışmalara kalıcı bir çözüm bulunmazsa bunun doğu-batı ekseninde bir yöne ve yeni bir büyük savaşa dönüşme ihtimali oldukça yüksektir. Bu yönüyle Türkiye büyük barıştan yana ve bu yönde büyük emek ve gayret gösteriyor. Türkiye gibi diğer devletlerin de barışın ve istikrarın yanında olması ve yeni bir büyük savaşa karşı güçlü mekanizmaların desteğinde olması gerekiyor.
ramazanerdag@hotmail.com