Yanı başımızdaki tehlike: Metsamor

Oya Eren / Yazar
8.01.2022

Türkiye-Ermenistan yeni bir normalleşme sürecinin henüz başındayken Ermenistan'da bulunan 'Metsamor Nükleer Güç Santrali' konuşulması gereken çok önemli hatta hayatî bir konu. Metsamor Nükleer Santrali, dünyadaki nükleer santraller arasında en tehlikeli ve güvensiz santral olarak kabul ediliyor. Teknik olarak ömrünü tamamlamış olan Metsamor Nükleer Santrali sadece Türkiye için değil tüm bölge ve tabii Ermenistan'ın kendisi için de büyük bir tehlike olmaya devam ediyor. Santral adeta bir nükleer bomba niteliğinde. Ermenistan pek çok kez Metsamor'la ilgili olarak taahhütler verdi ve uluslararası standartlara göre önlemler alacağını söyleyerek santralin ruhsatının uzatılmasını sağladı. En son 2016 yılında Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Metsamor'un uzun süreli çalışma için düzenli olarak yenilenmeye ihtiyaç duyduğunu raporladı.



Türkiye-Ermenistan yeni bir normalleşme sürecinin henüz başındayken Ermenistan'da bulunan 'Metsamor Nükleer Güç Santrali' konuşulması gereken çok önemli hatta hayatî bir konu. Metsamor Nükleer Santrali, dünyadaki nükleer santraller arasında en tehlikeli ve güvensiz santral olarak kabul ediliyor.

Metsamor Nükleer Santrali, 1977 yılında Sovyetler Birliği tarafından inşa edildi. Santral, Türkiye-Ermenistan sınırına çok yakın konumda bulunuyor. Sınır şehrimiz Iğdır'a yalnızca 16 km uzaklıkta. Metsamor, aynı yılda açılan Çernobil gibi birinci nesil bir nükleer santral. Birinci nesil nükleer santrallerin riskleri ABD ve Avrupa'da tartışılan bir konu. Tıpkı Çernobil gibi reaktör soğutması sağlayacak yeterli su bulunmadan ve nükleer yakıtını koruyacak bir havzası olmadan devreye giren Metsamor Santrali'nin mimari olarak da hatalı olduğu, yapıldığı dönemde uzmanlarca rapor edilmişti. Metsamor ayrıca Ağrı dağı fay hattı üzerinde bulunuyor. 1988'de Ermenistan'da yaşanan Gümrü depreminin ardından 1989 yılında güvenlik nedeniyle kapatılmış olsa da 1993 yılında tekrar hizmete açıldı.

Taahhütler verildi

Brüksel'de, Eylül 1999'da Ermenistan ile Avrupa Birliği arasında Metsamor Nükleer Santrali'nin 2004 yılına kadar kapatılması konusunda bir anlaşma imzalandı. Ermenistan 2001 yılında da Avrupa Konseyi'ne üye olurken, 2004 yılına kadar Metsamor Nükleer Santrali'ni kapatma sözü verdi. 2005 yılında ise santral teknik ömrünü tamamladı fakat Ermenistan parlamentosu bir karar alarak santralin çalışma süresini 2016'ya kadar uzattı. 2016 yılında ise yalnızca ekonomik nedenlerle ek bir karar daha alarak santralin 2026'ya kadar çalışmasına karar verdi.

Ermenistan pek çok kez Metsamor'la ilgili olarak taahhütler verdi ve uluslararası standartlara göre önlemler alacağını söyleyerek santralin ruhsatının uzatılmasını sağladı. En son 2016 yılında Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu (UAEK) Metsamor'un uzun süreli çalışma için düzenli olarak yenilenmeye ihtiyaç duyduğunu raporladı. Bu raporda özetle, santralin acil durum yönetim planları yetersiz olduğu ve bir hidro kaynağa yakın olmadığından soğutma sistemleri yönünden de santralin risk derecesinin yüksek olarak belirtildi. Hatırlatmakta fayda var; soğutma sistemi nedeniyle 2011 yılında Fukuşima Nükleer santrali de radyasyon sızdırmıştı. Tüm bunların yanında, radyoaktif atıkların saklanmasıyla ilgili de Ermenistan'da bir şeffaflık yok. Uzmanların yorumlarına göre deprem bölgesi olması nedeniyle atıkların saklanması için güvenli bir bölge zaten bulunmuyor. Santralden insan sağlığını ciddi şekilde tehdit eden birçok radyoaktif madde sızdığı artık bilimsel olarak da bilinen bir gerçek. Arpaçay ve Aras nehirlerinden çekilen su, santralin soğutulmasında kullanıldıktan sonra yeniden nehirlere geri verilerek nehirlerin suyu da kirletildi. Ayrıca reaktörün soğutulmasında kullanılan atık suyun Aras nehri vasıtasıyla Hazar Denizi'ne ulaşması ve reaktörden çıkan radyoaktif yakıtların, işgal altında tuttuğu dönemde Ermenistan tarafından Azerbaycan toprağı Karabağ'a gömülmesi de bölgede pek çok çevre sorununa sebep olmaya devam ediyor. Santral hemen kapansa dahi neden olduğu çevre sorunlarının çözülmesi yıllar alacak.

Kapatılması çağrısı

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığı da Metsamor Nükleer Santrali'nin dünyanın en tehlikeli nükleer santrallerinden biri olduğuna sık sık dikkati çekerek, santralin kapatılması için dünya kamuoyuna çağrıda bulunuyor.

Görüldüğü gibi; Ermenistan tüm risklere ve bölge ülkelerinin, ilgili kurumların ve uzmanların ikazlarına rağmen inşa edildiği tarihten bu yana pek çok kaza geçiren santrali çalıştırmakta ısrarcı. Bunun en önemli nedeni Ermenistan'ın enerji ihtiyacı. Metsamor Nükleer Santrali, Ermenistan'ın enerji ihtiyacının yüzde 40'ını karşılıyor.

Ermenistan bir taraftan Rus doğalgazının Rus siyasetine bağlı olarak artan veya azalan ücretinden bağımsız bir enerji kaynağı bulundurmak istiyor, diğer yandan bu enerji kaynağının hammaddesini, yani nükleer mineralleri ancak Rusya'dan temin ederek enerji konusunda bu ülkeye bağımlılığını sürdürüyor. Ermenistan'ın bu politikası önemli bir çelişkiyi içinde barındırıyor. Oysa ABD ve Avrupa Birliği Ermenistan'ın alternatif enerjilere yönelmesi durumunda bu ülkenin enerji projelerini desteklemeye hazır olduklarını ifade ediyor. Ermenistan tarafı için Metsamor Nükeler Santrali'nin önceki yıllarda Türkiye ve Azerbaycan'a karşı bir tehdit unsuru olarak da kullanıldığını ifade etmekte yarar var. Özellikle işgalci ve saldırgan politikaları nedeniyle bölgedeki projelerin dışında tutulan Ermenistan, pek çok kez santrali kapatma koşulu olarak bu projelere dahil edilmeyi gösterdi.

Türkiye de, Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'na (UAEK) defalarca başvuruda bulunarak santralin kapatılmasını talep etti. Türkiye gibi İran, Gürcistan, Azerbaycan da risk altındaki ülkeler.

Iğdır'dan görülebiliyor

Iğdır'dan çıplak gözle görülebilen Metsamor Nükleer Santrali'nin başta Iğdır, Kars ve Ardahan olmak üzere Doğu Anadolu'da binlerce kişinin ölümüne ve sakat kalmasına neden olabileceği bir gerçek olarak karşımızda dururken Ermenistan'ın santralin kullanımında ısrarlı olması 1986 yılında yaşanan Çernobil Nükleer Santrali felaketini akıllara getiriyor. Bilindiği gibi; 1986 yılında Çernobil'de meydana gelen kazanın ardıl etkilerini Türkiye yıllarca yaşamaya devam etti.

Bir nükleer santralin kapatılması münhasıran o ülkenin yetkisi altında olduğundan santralin faaliyetini durdurması ile ilgili Türkiye direkt bir girişimde bulunamasa da, Ermenistan'ın da taraf olduğu Nükleer Güvenlik Sözleşmesi'nin gözden geçirilmesi toplantılarında, doğal afetlerin yaşandığı bir bölgede ve sınırımıza çok yakın bir mevkide konuşlu, eski teknolojiyle işletilen santralin, tüm bölge için gerçek bir risk unsuru teşkil ettiği Türkiye tarafından vurgulanıyor.

Ayrıca, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu'nun olası bir nükleer kaza sonucunda meydana gelebilecek doğal radyasyon seviyesindeki artıştan haberdar olmak ve müdahalede bulunabilmek için bölgede 14 adet 'Radyasyon Erken Uyarı Sistemi Ağı' bulunuyor. RESA istasyonları, oluşabilecek her türlü nükleer kazalarda erken uyarının alınabilmesi sayesinde, radyasyona maruz kalma alanından uzaklaşmak için gerekli olan süreyi kazanmayı amaçlıyor.

Felaket riski

Teknik olarak ömrünü tamamlamış olan Metsamor Nükleer Santrali sadece Türkiye için değil tüm bölge ve tabii Ermenistan'ın kendisi için de büyük bir tehlike olmaya devam ediyor. Santral adeta bir nükleer bomba niteliğinde. Bu konuda Türkiye'nin, özellikle Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunu göreve çağırarak uluslararası kamuoyunun bu santralin kapatılması ve aktif fay hattı üzerine yeni bir nükleer santral kurulması yerine ya Ermenistan'ın jeolojik olarak daha güvenli bir bölgesinde yeni bir santralin yapılması, ya da alternatif enerji kaynaklarının geliştirilmesi konusunda Ermenistan'a çağrıda bulunmasını sağlamaya gücü yetecektir. Bu durumda Türkiye'nin doğu bölgelerini etkisi altına alabilecek büyük bir felaket riski de önemli ölçüde azaltılmış olacak.

erenoyaeren @gmail.com