Yapımı bir buçuk asırdır bekleniyordu

Prof. Dr. Süleyman Kızıltoprak / Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi
29.05.2021

1880'de yapılan Aya Triada'nın yanına 141 yıl sonra bir kardeş mabet geldi. Nazım Hikmet'in Ağa Camii şiirinden 100 yıl sonra Taksim Camii'nin yapımı tamamlandı. Taksim Meydanı yeni bir eser daha kazandı. Aya Triada Kilisesi'nin yapımı, Müslüman İstanbul toplumunun Osmanlı Devleti'nin dış dünyadaki itibar kaybını manevi alanda da hissetmesine sebep oldu. İlk cami tartışması o zaman başladı. Yahya Kemal gibi klasik devri yeni nesillere büyük ustalıkla aktaran aydınlar da Ayasofya'dan Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii'ne uzanan İstanbul kenti siluetinin Beyoğlu'nda aksi anlayışta şekillenmesinden manen rahatsızlık duyuyordu.



19. yüzyılda İstanbul'un kent siluetinde yeni yapılar yükselmeye başladı. Batılılaşma ve yenileşmenin getirdiği hukuki düzen ortamı, sosyal yaşamı hareketlendirdiği gibi mimari faaliyetleri de artırdı. Bu bağlamda yeni kurulan hastaneler, kışlalar, elçilik binaları, hanlar, oteller, bankalar ve fabrikalar yanında reform sürecinin bir parçası olarak ortaya çıkan okul binaları ve belediye dairesi gibi yeni kamu binaları İstanbul'un kamusal mekanlarında yükseldi.

Islahat reformları öncesinde, mimari açıdan kiliseler kubbesiz, sade ve çevresine kapalı bir görünüme sahipti. Islahat devrinin getirdiği eşitlik ve serbestlik ortamında kurulan kiliseler ise çevreye açık, şehrin mimari siluetinde iddialı, gösterişli yapılar olmak yanında estetik ve büyüklük açısından etrafına meydan okuyan karaktere de sahip olabiliyordu.

Osmanlı Devleti'nin yeniden yapılandığı ve savaşlar sebebiyle yoğun iç ve dış göçe maruz kaldığı bu süreçte İstanbul'da çıkan yangınlar da kentteki yeni binaların yapımını artırdı. Yeni binalara ilişkin yapılan yasal düzenlemeler ahşap malzeme yerine taş malzeme kullanmayı zorunlu kılıyordu.

Yangınlar sonrası yapılan kent planlarında Avrupa şehirlerinde olduğu gibi geniş cadde ve sokakların yapımı fırsat olarak görülüyordu. Böylelikle Taksim'den Haliç'e kadar uzanan hat boyunca Avrupa tarzı yapılanma süreci başlamıştı. Buradaki elçilikler, kiliseler, sinagoglar, okullar, hastaneler vb. binalarıyla Rum, Ermeni, Musevi ve Levanten azınlıklar bölgeye kozmopolit bir Avrupa şehri havası veriyordu. Şehrin burjuvası olarak da görülen yabancı tüccarlar buraya ayrı bir renk katıyordu. Böylelikle bölgedeki sosyal ve ekonomik hayat da canlılık kazandı. Doktor ofisleri, eczaneler, saatçiler ve terziler gibi meslek sahipleri burada toplanmaya başladı. Tiyatro, restoran ve çeşitli mağazaları kapsayan kâgir konutlar yapılmaya başladı. İstiklal Caddesi'nde gayri-müslim nüfus ağırlık kazanırken Türk nüfus ise Tophane ve Azapkapı semtlerinde yoğunlaşmıştı.

Öykünme dönemi

İstanbul'da ulaşım imkan ve alternatiflerinin çoğalması Beyoğlu'nun cazibesini artırmıştır. Beyoğlu'nun mimari yapılarıyla ve demografik unsurlarıyla yenilenmesi, eğlence ve gezi mekanlarıyla yeni fonksiyonlar kazanması, İstanbul'un geleneksel Müslüman nüfusunun kendi mahalleleriyle burayı kıyaslamasına neden olmuştur. Beyoğlu'nun yükselen sivil ve dini eserlerine bir şekilde öykünme başlamıştır.

Bu süreçte kurulan Aya Triada Kilisesi, Müslüman İstanbul toplumunun Osmanlı Devleti'nin dış dünyadaki itibar kaybını manevi alanda da hissetmesine sebep oldu. Yahya Kemal gibi klasik devri yeni nesillere büyük ustalıkla aktaran aydınlar da Beyoğlu'nda yaşayıp Ayasofya'dan Edirnekapı Mihrimah Sultan Camii'ne uzanan İstanbul kenti siluetinin Beyoğlu'nda aksi anlayışta şekillenmesinden manen rahatsızlık duyuyordu.

Muhafazakar şehrin moderni

Islahat Fermanı gayrimüslimlerin kilise yapma ve tamir işlerine resmen izin veren temel bir belgedir. Osmanlı Devleti'nin geniş coğrafyasında kilise yapımı ve tamirine ilişkin uygulamada özellikle gayri-müslim halkın yoğun olarak yaşadığı yerlerde verilen izinler ve gösterilen müsamahalar söz konusu olmuştur. Bu bağlamda yeniden kurulan kilise ve kiliseyle ilgili binalar vardır. Yani Islahat Fermanı öncesindeki yasak teorik bazdadır. Islahat Fermanı ile birlikte teorik yasak da kalmıştır.

Siluetteki Aya Triada

Taksim Meydanı yakınında İstiklal Caddesi'nin başında eski Rum mezarlığının üzerine bir kilise inşa edilme girişimi Tanzimat reformları sonrasında oluşan yenileşme ortamında başladı. Kilise mekanı ile inşa edilecek yapının planı tartışma konusu oldu.

Şehirlerin mimari yapıları ve onların silueti egemenlik anlayışı, dünya görüşü ve devlet felsefesi ile yakından ilgilidir. Şehre siyasal ve ideolojik olarak hâkim olan unsurlar, şehrin maddi ve manevi kimliklerinin oluşmasına da bu perspektiften bakarlar. İnsanların ruhu olduğu gibi şehirlerinden de ruhu olduğuna inanırlar. Şehrin silueti o şehrin ruhunu yansıtır. Şehirde yükselen ve cazibe kaynağı olan yapıların konumu ve görünümü çok önemlidir. Bu bakımdan yeni yapıların o şehirde sahip olunan medeniyet anlayışına müdahale etmemesi ve meydan okuyacak tarzda olmamasına dikkat edilir. Yeni yapıların, şehrin kutsal ve ruhani yönünü sembolize etmesine önem verilir.

1860'larda ortaya çıkan yapılaşma hareketi İstanbul'un genişlemesi ve yapılarının çeşitlemesine yol açmıştır. Bu esnada ortaya çıkan dinsel, toplumsal ve ekonomik rekabet şehrin en modern ve gözde yerlerinden biri olan Beyoğlu'nda da yaşanmıştır. Taksim Meydanı'nda görkemli ve kubbeli bir kilisenin inşa edilmesi o günkü koşullarda da bir meydan okuma anlayışını göstermektedir. O sırada içten içe sürdürülen tartışmanın taraflarından biri Ortodoks Rumlar iken onları kıskanan diğer azınlık din ve mezhep grupları yanında Müslüman çoğunluk da vardır. Diğer azınlık mensupları Aya Triada'yı örnek alarak kendi kiliselerinin de bu ihtişama sahip olması gereği üzerinde dururken en yakın Müslüman mabedi olan Ağa Camii, onun yanında deve-pire mesabesindedir. Bu kilisenin yapılması İstiklal Caddesi'ndeki Ağa Camii'ni gölgede bırakmıştır. Müslüman şehir sakinlerini ruhen yaralayan bu durum uzun süre duygusal düzeyde kalmıştır. Söz konusu dönemin iç ve dış koşullarının yeni bir camii yapımına imkân vermemesi anlaşılabilir nedenlerdir.

Her halükârda Taksim Meydanı'na bir cami yapma düşüncesini bu döneme kadar geri götürmek mümkündür.

Nazım'a o şiiri yazdıran ortam

Her yenileşme süreci doğum sancısı mesabesinde his ve halleri barındırır.

Osmanlı Devleti 19. yüzyılda reform yaparken Beyoğlu ve İstanbul yeni bir çehre kazanırken Aya Tria Ortodoks Kilisesi'nin yapımı sırasında ve sonrasında duygusal düzeyde de olsa hüzün algısı vardır. İstiklal Caddesi'ndeki azınlık mekanları karşısında Ağa Camii'nin durumu Nazım Hikmet'i bile hüzünlendirmiştir.

Büyük Şair Ağa Camii'nin durumunu 1921'de şiirinde şu şekilde anlattı:

"Havsalam almıyordu bu hazîn halî önce,

Ah, ey zavallı camî, senî böyle görünce"

Cumhuriyet ilan edilmeden Nazım Hikmet'in dizelerine yansıyan "İmansız muhitte yalnız kalmış cami" ifadesi buraya yakışır ölçüde cami inşaa etme arzusunun şiire yansımasıdır.

Zafer Anıtı ve Taksim

1925 yılında yapımına başlanan Taksim Anıtı Cumhuriyet devrinde Taksim Meydanı'na verilen değeri gösterir. Bu anıt en görkemli anıt-heykellerden biri olarak değerlendirilmektedir. Anıtın bir tarafı Kurtuluş Savaşı'nı anlatırken diğer tarafında Cumhuriyet Türkiye'si yer alır. Bu anıt, meydanın tam ortasında değil de Aya Triada Kilisesi'nin yakınındadır.

Cumhuriyet'in ilk yılarındaki Taksim meydanı planlarında cami yok. Meydan modern kimlik inşası açısından 1969'da hizmete giren AKM ile yeniden gündem oldu. Taksim meydanının bir ucunda Zafer Anıtı vardı, diğer ucunda ise yapımı 29 Mayıs 1944'te başlayan AKM ile Cumhuriyet Türkiye'sinin tiyatro, konser, opera ve bale alanındaki vizyonu sergilendi.

Projesi DP ile canlandı

Diğer taraftan bölgedeki cami ihtiyacı açık idi. Şişli'den Tünel'e kadar uzanan hat boyunca sadece Ağa Camii'nin bulunması bölgeye cami yapmak isteyen hayırseverleri harekete geçirmişti. Nitekim, söz konusu ihtiyaca karşılık olarak Şişli Camii için ilk adımlar CHP iktidarı zamanında 1944'de atıldı. Bu bağlamda Taksim'de camii ihtiyacını karşılayacak adımlar daha sonra gündeme geldi.

Taksim Camii konusundaki ilk ciddi yaklaşım Menderes devrinde oldu. Şişli Camii'nin 1949'da tamamlanıp ibadete açılması CHP zamanının başarısı olarak görülüyordu. DP devri başlar başlamaz Taksim Camii'nin gündeme gelmesine Şişli Camii'nin yapımındaki süreç etki etmiştir. Ancak 27 Mayıs darbesi ile Menderes devrindeki girişimler sonuçsuz kaldı.

1965 yılında Başbakan Süleyman Demirel bu konuda DP'nin devamı olduğu iddiasını kuvvetlendiren adımlardan biri olarak Taksim Camii konusunda ciddi bir adım attı. Bakanlar Kurulu'ndan Taksim'deki Ziraat Bankası ve Hazine'ye ait arazinin cami yapılmak şartıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü'ne satılması kararı Demirel sayesinde çıktı. Bakanlar Kurulu'nun tahsis ettiği alanda camii yapım süresi 10 yıldı. Böylece cami için arsa, proje ve yasal imkanlar ortaya kondu. Bu kez de proje birçok meselede olduğu gibi bürokratik engellerle karşılaştı. İstanbul'un CHP'li belediye başkanı Ahmet İsvan projeyi mahkemeye taşıdı. Mahkeme arsa tahsisi kararını durdurma yönünde karar verince moral kaybı yaşayan proje sahipleri vazgeçmeden yollarına devam kararı aldı. Bu bağlamda 1966 yılında bölgedeki cami ihtiyacını karşılamak için Maksem'in arkasında bir mescit yapımını sağladılar.

Diğer taraftan 12 Mart 1971'de Demirel Hükümeti askeri muhtıra sonucu düştü. Muhtıra devrinin ve bürokratik engellerin yaşandığı süreçte 1965'teki Bakanlar Kurulu tahsisinin 10 yıllık süresi 1975 yılında doldu.

Ecevit de onayladı

Milliyetçi Cephe hükümetleri kurulduğu sırada 13 Mayıs 1977'de cami projesi hükümet ortaklarının ortak icra hedefindeydi. Bu hedefi imza altına alan üç liderin de Taksim Camii'nde payı vardır. Yani Erbakan, Türkeş ve Demirel'in payı vardır. Hatta Ecevit'in de payı vardır. Zira, 21 Haziran 1977'de kurulan Bülent Ecevit Başbakanlığındaki hükümet zamanında Anıtlar Kurulu da camii projesini onaylamıştı.

Ancak projeyi mahkemeye taşıyan CHP kanadında Ahmet İsvan'ın yerine seçilen Aytekin Kotil de camii için arazi satışını onaylamadı. Böylece proje yeni bir engelle karşılaştı. Ecevit'in Başbakanlığı 5 Mayıs 1980'de sona erince tekrar Başbakan olan Demirel proje lehinde yeniden harekete geçti. Projedeki Ziraat Bankası arazisinin cami yapılması amacıyla Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından satın alınması için bir Bakanlar Kurulu Kararı aldı. Ancak 12 Eylül darbesi projeyi durdurdu. Camii arsası otoparka çevrildi. Turgut Özal 80'li yıllarda camii yapımı için bir vakıf kurdu. Fakat bu girişimden de sonuç çıkmadı. 1994 yılında Recep Tayyip Erdoğan'ın İBB Başkanı olması ile Taksim Camii bir kez daha gündeme geldi. 1996 yılında Erbakan'ın Başbakanlığında kurulan Refahyol Hükümeti ile proje hayata geçecek düşüncesi hakim oldu. Temel atma aşamasına gelindiği sırada 28 Şubat 1997 MGK kararları ile bu planlar da rafa kaldırıldı.

Taksim Camii 2012 yılına kadar bir daha Türkiye gündemine gelmedi. 2013 yılında Başbakan Erdoğan Taksim'e bir cami yapımı için harekete geçtiklerini açıkladığında yeni bir vakıf ve yeni bir ekip işi üstlendi.

Erdoğan'a nasip oldu

19 Ocak 2017'de İstanbul 2 Numaralı Kültür varlıklarını Koruma Kurulu'nun onayına kadar ise bu konuda çeşitli çalışmalar yapıldı. Planlama sürecinde Merhum Mimar Ahmet Vefik Alp dahil çok sayıda ünlü mimar katkı verdi. 17 Şubat 2017'de Taksim Camii'nin temeli atıldı. 1880'de yapılan Aya Triada'nın yanına 141 yıl sonra bir kardeş mabet geldi. Nazım Hikmet'in Ağa Camii şiirinden 100 yıl sonra Taksim Camii'nin yapımı tamamlandı. Taksim Meydanı yeni bir eser daha kazandı. Taksim Meydanı üzerinden yapılan tartışmalar bitmeyecek görünse de kente ve meydana yeni bir değer daha katılmış oldu.

@suleymankzltprk