Yediler şehri İstanbul

Doç. Dr. Teyfur Erdoğdu / Yazar
02.04.2021

Roma gibi İstanbul'a da hakanî bir başkent olduğu için yedi tepeli şehir yakıştırması yapılır. Bu tepeler bugün İstanbul'da yaşayan birçok insanın sandığının aksine Çamlıca tepesi, Gayrettepe, Fikirtepe, Maltepe, Esentepe, Göztepe, Tepebaşı filan değildir. Bu yedi tepenin hepsi sur içi İstanbul'unda ve hepsinin üstünde de nişane olarak bir mabed bulunur. Topkapı Sarayı mutfaklar bölümündeki on binlerce Çin ve Japon eşyası dünyanın ikinci büyük porselen koleksiyonunu oluşturur. Maalesef bu önemli koleksiyon depolarda kırılmayı bekliyor.



İstanbul üzerine çok şeyler söylendi, çok şeyler yazıldı. Ancak daha önce söylenenler ve yazılanlar yeni söyleneceklere ve yazılacaklara hiçbir şekilde pranga vuramıyorlar. Çünkü herkes kendi İstanbul'unu görüyor ve kendi İstanbul'unu yaşıyor.

Benim de ayrı bir İstanbulum var. Bazıları, medeniyetler başkenti İstanbul'u insanları yutan, aileleri paramparça eden büyük bir ejderhaya, bazıları köhneliğiyle kartlaşmış bir erkeğe, bazıları doğurgan bir kadına, bazıları toprağı sıkılınca şüheda fışkıran bir mezaristana, bazılarıysa binaları, kültürü ve insanlarıyla açık bir kütüphaneye, bir kısımsa taşı altına çeviren simyacıya benzetirler. Daha kim bilir neler neler. İstanbul benim doğduğum ve büyüdüğüm şehir. Benim için İstanbul her zaman bereketli toprakları, güvenilmez havası, sarnıçları, çukurları, yuvarlak tepeleri ve küçük büyük kubbeleri ile kadın; minareleri, dikili taşları, sütunları, kuleleri, gökdelenleri ile de erkek karışımı hünsa (androgyne) bir varlık oldu.

Hakanî bir başkent

İstanbul'un bu iki yakasına boğazın ortasından ne zaman baksam bu mitolojik ermafroditosu görürüm. Roma gibi İstanbul'a da hakanî (impérialle) bir başkent olduğu için yedi tepeli şehir yakıştırması yapılır. Bu tepeler bugün İstanbul'da yaşayan birçok insanın sandığının aksine Çamlıca tepesi, Gayrettepe, Fikirtepe, Maltepe, Esentepe, Göztepe, Tepebaşı filan değildir. Bu yedi tepenin hepsi sur içi İstanbul'unda ve hepsinin üstünde de nişane olarak bir mabed bulunur. Bunlar Topkapı Sarayı ile Ayasofya'nın üzerinde kurulu olduğu birinci tepe, Çemberlitaş'la Kapalıçarşı'nın kondurulduğu ikinci tepe, Süleymaniye'nin üzerinde bulunduğu üçüncü tepe, Fatih Camii'nin inşa edildiği dördüncü tepe, Sultanselim Camii'nin yapıldığı beşinci tepe, Kariye Camii ile Edirnekapı'nın yeraldığı altıncı tepe, Altımermer'deki Çukurbostan'ın bulunduğu yedinci tepe. İstanbul'da bir çok yedi gizli. Yedi büyük sahabe burada yatıyor, yedi büyük tarikatın asitanesi, yedi padişah türbesi burada bulunuyor, yedi büyük çeşmesi şehri suluyor, yedi sarayı kenti süslüyor, yedi kasrı iklime renk katıyor, mimozası, lalesi, erguvanı, çiğdemi, gülü, yasemini, hanımeli kendine özgü. Daha neler neler. İstanbul'un yedisiyle velisi bir de delisi bitmez derler.

Çiğdemi endemik

Mesela İstanbul'un çiğdemi dedim. Dünyada seksen çeşit çiğdem var. Ama İstanbul'un çiğdemi (Crocus olivieri subsp. istanbulensis) hepsinden farklı. Endemik bir bitki ve sadece İstanbul Anadolu yakasında bulunuyor (Bu arada meraklısına bir not, 6 bin 220 kilometrekarelik İstanbul'da 2 bin 500 civarında bitki türü varken 245 bin kilometrekarelik Britanya adasında sadece bin 850 bitki türü var). Çiğdem Yunan ve Roma mitolojisinde aşkla beraber anılır. Zebur (Ezgiler Ezgisi, II/1-12) ve İncil'e (Yeşaya, XXXV/1-2) Tanrı kelamı olarak geçmiştir. Türk divan ve halk edebiyatında da İstanbul çiğdemi için birçok beyitler dizilmiştir.

En güzeli olmasa da en eskisi sanırım Âşık Paşa'nınki (1271-1373):

"Çegdüm çiçeği kamudan ön geldiği niyçün

Benzi sarusı andan sayruluğı halini aydur"

Galata'nın diğer adı İsa

Yediler şehri İstanbul'un bir başka yedisi kuleleridir. İstanbul'daki yedi tepeden başka Boğaz'ın orta yerinden -15 Temmuz Şehitler eski adıyla Boğaziçi Köprüsü'nden tarihi yarımadaya kadar olan kısmından- şu anda gözüken yedi tane de kulesinin olduğu görülür (Yedikule hisarları da dâhil olmak üzere tüm hisarları, fenerleri ve Boğaz'dan gözükmediği için de Yıldız Camii'nin bahçesindeki saat kulesini hariç tutuyorum). Bu yedi kuleden başka bugün kayıp olan başka kuleler de vardı. Bunlardan biri mesela İcadiye tepesindeki İcadiye Yangın Kulesi'dir.

Hangi kulelerdir bu yediler?

1) Kızkulesi. Bu konudaki enfes bir çalışma Tuncer Baykara, Kız Kulesi. Efsaneden Tarihi Gerçeğe, Ankara 2004'tür.

2) Selimiye Kışlası'nın kuleleri (M. Gözde Ramazanoğlu, "Üsküdar'da Muallem Bostaniyan (Selimiye) Kışlası (1800–1809)", IV. Üsküdar Sempozyumu, 03–05 Kasım 2006, İstanbul 2007).

3) Adalet Kulesi (Topkapı Sarayı içinde) (Gülru Necipoğlu, Architecture, ceremonial, and power: The Topkapi Palace in the fifteenth and sixteenth centuries, Cambridge 1991).

4) Bayezid Yangın Kulesi (İstanbul Üniversitesi bahçesinde). Bu kuleye çıkmak için Fatih İtfaiye Müdürlüğü'nden izin almak gerekiyor. Anahtar da itfaiyenin yedinde (Reşat Ekrem Koçu, "Beyazıt Yangın Kulesi", İstanbul Ansiklopedisi, İstanbul 1960, IV).

5) Galata Kulesi. Bu kule ile ilgili çok bilinmeyen bir bilgiyi burada vermekle yetineyim: Eskiden tepesinde haçı bulunan Hristiyanî sivri bir külah taşıması sebebiyle kulenin diğer adı İsa Kulesi'dir (Christea Turris). Daha sonra bu külah yanmıştır (Semavi Eyice, "Galata Kulesi", Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, XIII: 313-316).

6) Dolmabahçe Saat Kulesi (Saray bahçesinde) (Vahide Gezgör, "Dolmabahçe Saat Kulesi", Milli Saraylar Dergisi, 1987, I: 124–128).

7) Kuleli Askeri Lisesi'nin ikiz kuleleri (Kuleli Askeri Lisesi Tarihi, İstanbul 1985).

Kuleler demişken Bedri Rahmi Eyüpoğlu'nun İstanbul Destanı'ndan aldığım bir parçayı ekleyeyim:

İstanbul deyince aklıma kuleler gelir.

Ne zaman birinin resmini yapsam, öteki kıskanır.

Ama şu Kızkulesi'nin aklı olsa,

Galata kulesine varır.

Bir sürü çocukları olur.

...

Bütün İstanbul'u dolaşırlar el ele, baş başa.

...

Ey benim dev memesinde cüceler emziren acayip memleketim.

Balık, çikolata, arı müzesi

Yediler şehri İstanbul'un bir başka yedisi müzeleridir. İstanbul'u sayısı yüze yakın müze süslemektedir. Bunlardan Topkapı, Dolmabahçe, Basın, Deniz gibi çok bilinen, Depo, İstanbul Demiryolu gibi az bilinen ve 500. Yıl Vakfı Türk Musevileri Müzesi, Cumhuriyet Eğitim Müzesi, Kont Szchenyi, İtfaiye, İstanbul Tekel, Türvak Sinema ve Televizyon, Özel Türvak Tiyatro, PTT İstanbul, Kazım Karabekir, Ural Ataman Klasik Otomobil, Mehmet Naci Aköz Uçurtma, Hilmi Nakipoğlu Fotoğraf Makinaları, Çağlar Boyu Aydınlatma, Kırım Savaşı ve Florence Nightingale, Arıcılık, Mübadele, Çikolata gibi monografik müzeler yanında bir de çok çok az bilinenler vardır ki bunlar çok önemli koleksiyonlara ev sahipliği yaparlar. Bu müzelerden biri İst. Üniv. Eczacılık Fak. Herbaryumu'dur. Burada Prof. Dr. Turhan Baytop'un 1981 yılında Taşdelen'den topladığı eşsiz İstanbul çiğdemi gibi yaklaşık 85 bin farklı örnek bulunur. İkinci müze, Saint-Joseph Lisesi içinde 1910'lu yılların başında John Kardeş tarafından kurulan doğa tarihi müzesidir. Bu müzede Modalı Fok (monachus monachus) gibi İstanbul'dan eşsiz örnekler bulunur. Üçüncüsü Robert Kolej içinde bulunan zengin zooloji koleksiyonu gözlerden ıraktır. Dördüncüsü Kocamustafapaşa Balıkçı Barınağı'nda (Su Ürünleri Kooperatifi) saklanmış Balık Müzesi'dir. Bu müzede çoğu İstanbullu olan 350 civarında farklı tür balık sergilenmektedir. İçinde öküz balığı bile var (Bugün on farklı tür kalmış mıdır emin değilim! Yine maalesef depolarda kırılmayı bekleyen bir diğer koleksiyon Topkapı Sarayı mutfaklar bölümündeki on binlerce Çin ve Japon eşyasıdır. Bunlar dünyanın ikinci büyük porselen koleksiyonunu oluştururlar). Beşinci müzemiz Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastahanesi Müzesi'dir. Müzede Bimarhane'den hastahanenin 2000'li yıllarına kadar tarihi süreç belge ve nesnelerle anlatılmaktadır. Bunlar arasında Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman'ın kitapları, cübbesi, 1934 yılına ait ameliyat defteri, tespit/deli gömleği ve kemeri, eski ilaç şişeleri, 1960'larda Dr. Faruk Bayülkem'in kullandığı elektroşok aleti, eski hasta kayıt defteri, hasta dosyaları, Dr. Yıldırım Aktuna'ya armağan edilen plaketler, eski ilaç şişeleri ve reçeteler gibi malzemeler bulunmaktadır. Altıncı müzemiz içinde yüzlerce kitabe, mezar taşı, tavan göbeği, kapı, pencere, çini, aydınlatma aracı ve tarihi inşaat aletinin bulunduğu Türk İnşaat ve Sanat Eserleri Müzesi vardır ki bu müze mimarlık tarihi bakımından inanılmaz kıymettedir. Yedinci müze ise Ermeni Patrikhanesi'ndeki Golod Müzesi'dir. Hristiyan dünyasının kutsal emanetleri sergileniyor. İçinde mesela Yıldız Sarayı'ndan hediye gönderilen muhteşem bir taht bulunuyor. Gitmeden randevu almayı unutmayın! Bu gizemli kuleler ve müzeler başta İstanbullular olmak üzere tüm İstanbul severleri derin bir suskunluk içinde kapıları ardına kadar açık beklemektedir.

teyfur@gmail.com