Yeni bir mutabakat, yeni müşterekler için… Kerim Devletin İhyası

Ercan Yıldırım/ Yazar
23.04.2019

Türkiye’de milletin ontolojik, tözsel müştereğini sağlamlaştırıp genişlettikçe zaten çoğulculuk, özgürlük daha da güçlenir. Kerim devlet, Anadolu’daki millet bağı en büyük gücümüz, varlığımız. Bunu modernitenin, kapitalist dünya sisteminin, sahici yurtseverliği sorgulanabilir elitin elinde dejenere etmemek, güçlü bir ülke meydana getirmek için ihya etmeliyiz.



Devlet özgüveni en yüksek kişiliktir; bakmayın devlet kavramının tüzel karakteri olsa da, organizma öğretisi uyarınca devlet bir canlıya benzer, pek çok canlıdan daha güçlü reflekslere sahiptir. 
 
Modern devletin özgüveni çok çabuk zayıflar, hele bizim gibi İmparatorluk bakiyesi yapısını, kerim devlet varisliğini toplum, kurum, zihniyet dünyasında bir şekilde devam ettirenlerde hassasiyet ve kırılma kaygısı daha da yükselir. Çıtkırıldım bir hiyerarşiden kaçınmak isterken ulus devletler bünyelerindeki insan gerçekliğini, zamanın ve tarihin ruhunu anlayamayacak sabit, durağan, katı gelenekçi donukluğa saplanıp kalabilir. 
 
Ulus devletler hegemonya ve tahakküm arasındaki farkı İmparatorluk düzeninden ayrı ele almaya kalkarken eli sopalı feodal ağalara da dönüşebilir, Avrupa’daki kriz bunun öncüllerinden. Halbuki devlet güçlendikçe görünürlüğü azalır; etki alanı, kılcalları kontrol yeteneği üst düzeye çıktıkça özgüveni yükselir, toplumsal, grup ve bireysel özgürlük anlayışındaki kompleksler ve sanrılar silinir. 
 
Kerim devletten ulus devlete…
 
İmparatorluklar bir iktisadi düzenin sonucuydu, feodal-grup-klan döneminin, tarım-ticaret ekonomisinin üst kurumlarıydı. Finans kapital imparatorluklarla yürüyemezdi. Bölgesel federasyonlar da siyasi istikrarsızlıkları doğuracağından hegemonyaya dayalı dünya sistemi anlayışıyla, merkez-çevre organizasyonuyla denetimli serbestliklerle “ulus devlet birimleri”ni şekillendirdi. 
 
İngiltere klasik dönemin “yerinde sömürge” metoduna teşne olduğundan finans kapital-neoliberal hegemonya nizamını kotaramayacaktı. İnsanın tüketim-pop kültürü, ucuz ve seri olana açık zaaflarını koyultan ABD’ye küresel köyün ağası rolü verildi. 
 
Ulus devletler merkezin, dünyada servetin yüzde 80’ine sahip yüzde 1’in emir eri vazifesiyle toplumları sevk ve idare için kuruldu.
 
Uluslar “kendiliğinden” zuhur etmekten çok inşa edildi, bir kimlik, misyon, siyasi yönetim biçimi, asgari nomos ve mutabakat ilkeleri, kimi geleneği aynen kimi modernleştirerek alan değerler dizgesi, bir yönetici elit, tanımlanmış yurttaşlık-demos ve her bir alanda çatışma getiren fay hatlarıyla var edildi… Ortadoğu’daki ulus devletlerin hemen hepsi, Türkiye gibi sınırları “homojen” olmayan fay hatlarıyla çizildi; etnik-mezhep-din-kültür-siyasi yapı ihtilafları ulus devletlerin başını kaldırmasına müsaade etmedi. Dört beş ülkede Kürt etnik kimliği, mezhepler, asabiye modellemeleri esası belirledi. Bunlara mesela Suriye’de en zayıf mezhebi, Arabistan’da en az saygın kabileyi başa geçirmeyi, Mısır-Türkiye-Tunus-Cezayir gibi ülkelerde de toplum-tarih-din ile çatışmalı modernleşme yöntemlerini ve dar yönetici eliti de ekleyebilirsiniz. 
 
Milliyetçi Arap sosyalizmleri, üçüncü dünya kalkınmacılıkları, postkolonyalizm ortamı İslam aleminde ulus devletlerin bir seyyar nomos, mutabakat zeminleri halini aldı. 
 
Türkiye birinci Meclis yapısı, İstiklal Harbi ruhu-iradesi ve İstiklal Marşı değerleriyle İslam-Türk-ehli sünnet-gaza omurgası etrafında nomosa, mutabakat zeminine oturdu fakat bu başta Takriri Sükun olmak üzere çeşitli uygulamalarla sarsıldı… Daha da önemlisi kerim devlet vasfı İmparatorluk sonrası akamete uğradı, tavsadı. 
İmparatorluk modernleşmeyi, kapitalist modeli anlamış fakat şartlarını yerine getirmemişti; kerim devlet feodal dönemde toprağı, kapitalist evrede ticareti-üretimi-sermaye temerküzünü “belirli eller”e, feodallere ve burjuvaya teslim etmedi. Kerim devlette mülk Allah’ındır, onu devlet ve yönetici millet adına idare eder, kimse “mülk”ü bölemez, üzerinde hak iddia edemez, sahiplenemez, kişisel servetini müşterek yaşam alanı-heimat-vatandan biriktiremez! 
 
Kerim devlet garibin, fukaranın, halkın-milletin, yetimin hamisi, gözeticisi, anası-babası, adaleti-güvenliği-huzuru sağlayanı, açı doyuranı, açığı giydirenidir… Modern hegemonyanın “rıza inşası” kerim devletin normalidir! Cumhuriyet idaresi milli burjuva yaratma, devlet yönetimi etrafındaki elitleri kalkındırma ameliyesi etrafında kerim devlete kıydı; peki yerine ne koydu? Rüzgarın önündeki yaprak gibi zamanın ruhu neyi icbar ettiyse onu!
 
Yeni çağ, yeni talepler
 
2023’e girerken Türkiye’nin nomosu olan İslam-Türk-ehlisünnet-gaza omurgası üzerinden yeni “mutabakat zeminleri” oluşturmak, kerim devleti ihya ve yeniden inşa etmek, bilhassa Suriye ve Ortadoğu konjonktüründe elzem hale geldi. 
 
İlkeler, değerler değişmez fakat zamanın getirdiklerine, dünya sisteminin iğvalarına karşı yeni dinamikler, değerler, etik, idealar geliştirilebilir. Türkiye dinamik bir ülke, yekpare bloklardan oluşmuyor, siyasal alan özellikle 31 Mart itibariyle aynı düz çizgide ilerlemiyor, ilerlemeyecek. Dahası insanların oy verme tercihlerini etkileyen faktörler çoğaldı. İhtiyaç maddeleri kalemi çeşitlendi. Bu yeni ihtiyaçlar kerim devleti kurma, ihya mecburiyetini doğuruyor. 
Bir devlet güvenlik, huzur, ekonomik refah üzerinde yükselir fakat aynı zamanda millet bağıyla beraber müşterek kader-müşterek iyi ve erdemleri de arar! 
 
Baykan Sezer devlet kurma, diğer ulusları bünyede eritebilme, dış saldırılara karşı müşterek hareket edebilme başarısından dolayı millet vasfı kazandığımızı anlatır; ne var ki günümüzde herkes söze ülkedeki farklı etnik kimlikleri sayarak başlıyor, bu aynı zamanda bu birimleri mobilize etme manasına da geliyor. 
 
Devleti homojen blok görmek meseleleri çözmediği gibi küllendiriyor. Neoliberal siyasallıkta olduğu gibi çoğulculuk ve çokkültürlülüğü öne çekip siyasallaştırmak ise Türkiye’nin varlığını sorgular hale getiriyor. Bugün artık iletişim ve ulaşım imkanları nedeniyle insanlar siyasal alana daha çok hakim ve müdahil; Anadolu’nun en ücra kesimlerinde bile ülkede neler olup bittiği hakkında fikir sahibi olunabiliyor. Artık insanlar yönetime katılım, doğrudan müdahale, idarenin kararlarında söz sahibi olma, temsiliyetin yanında denetleme, özgürlük alanlarını genişletme taleplerinde bulunuyor. 
 
Sadece televizyon ve radyonun bulunduğu yıllarda “temsil sistemi” yeterli olabiliyordu. Siyasal alan dar bir enformasyonla gerçekleştiği için insanlar katılımdan, paydaşlıktan, masanın bir tarafında yer almaktan bahsetmiyor, aklının ucundan bile geçmiyordu. 
 
Genişleyen iletişim imkanları bir yandan gözetimi mobeselerle, telefon sinyalleriyle, kameralarla sağlarken öte taraftan sıradan insanın da gözetlemesini, incelemesini, fikir beyan etmesini getiriyor! Sosyal medya bilgiyi, haberi mahrem ve kripto olmaktan çıkardı, mesela Yeni Zelanda katliamında olduğu gibi “olay”ın içine canlı canlı nüfuz edebilme imkanı, malumatı anında öğrenebilme “konforu” getirdi. 
 
Bilgi güçtür, mucibince “sokaktaki insan” dahi bu erkten faydalanma, erki bölüşme, erkin şeffaflığını “gözetleme” hakkı-hukuku istiyor. 
 
Avrupa’da küresel şirketlerin özerkliğini kıracak güçlü devlet ve güçlü lider arayışları üst kimlikler, mutabakat zeminleri ve çoğulcu ama müşterek idealarla gerçekleşiyor, sözleşmeden taviz vermeden. 
 
Kerim devletin ihyası bizdeki “töre”nin sözleşmeye, mutabakat zeminlerini güncelleyip düzenlemeye, hukuka göre yaşamaya, erdemleri ve etik ilkeleri kamusal alana taşımaya bağlı; trafikte asker uğurlaması adına başkalarını on dakika “alıkoyan”, bulunduğu kurumda özerk alanını belirledikten sonra parafı istediği zaman atma erki kazanan insan gerçekliğinin yerini, hukuka, adalete, keyfiliği örten müşterek yaşama biçimine dönüştürmek mecburiyetindeyiz. 
 
Devlet somut, halk canlı, düzen dinamik, dünya değişken…
 
Temel ilkeler, nomos ve idealar etrafında asgari erdemleri, etiği çoğaltmak, hak-hukuk kavramlarını Peygamber Efendimizin sünnetindeki gibi vazgeçilmez, ertelenmez hale getirmek zorundayız. 
 
Bilkuve millete, bilkuvve kerim devlete,  bilkuvve değerler sistemine sahibiz fakat bilfiil halk-yurttaş-demos, bilfiil devlet mekanizması, bilfiil erdemler risalesi için yeni bir müşterekler zemini kurmamız gerekiyor. 
 
Devlet en büyük aile, millet homojen bir bütünken, kültürel çoğulluklar, iletişim ve ulaşım altyapısına bağlı yeni epistemik cemaatler, gruplar hemşehri derneklerinin ötesinde aidiyetler getiriyor, kamusal alanda hemşehri yardımseverliğinin ötesine geçen bir devlet mekanizmasını zorluyor. 
 
Adanmışlık biçimleri de yoruldu… Kamusal alanda temsil edilmeyen adanmışlar maalesef kerim devleti sorguluyor. 
Devlet kanun koyan, istisnayı, hakları belirleyen, teminat verip teminatı korumaya güç yetirendir. 
 
Kanunla, zorla insanlar iyi, erdemli olmaz ama devlet ve millet irade beyanıyla bir nizam teşkil ettirebilir, etik değerleri müşterek kaderin içine yedirebilir. Cumhuriyet idaresinin yaptığı gibi nomosumuzu, mutabakat zeminimizi tarz-ı hayat ile örselemeden bir yeni varoluş iradesi geliştirebiliriz. Yeni bir ekonomik model, bize özgü iktisadi ilkeler, yapısal dönüşüm genetiğimizdeki dışlamayan dayanışma, paylaşma ilkeleriyle yerine getirilebilir; devletten düzene geçiş mümkün. 
 
Mutabakata katkı
 
Yeni müşterekleri devlet–millet olarak belirler, bunu sözleşme şeklinde ete kemiğe büründürüp benimsersek sahiden kerim devleti yeniden inşa-ihya edip, 2023 konjonktüründen sağ salim çıkıp Türkiye’yi güçlendirebiliriz.
Kul hakkı… İktisadi yapımızdan toplumsal ilişkilerimize kadar kul hakkı önceliğini kamusal ve hukuki boyutta yeniden düzenlemeliyiz. Kerim devlet kul hakkı nedeniyle kapitalizme geçmedi ama kul hakkı önceliği bize vatanı sahiplenmeyi sağladı, bize özgü düzeni de getirdi.
 
. Devlet “pasta”, ganimet malı değil. Devlet insanının adil gelir dağılımını sağlar fakat pastadan daha büyük pay almak için millet müştereğini yok sayanlara da göz yummaz. 
. Şeffaflık, denetleme kamunun itibarını güçlendirir.
. Devlet çatı kurumdur, bir grubun, elitin, cemaatin güdümüne girmez.
. Birlikte kurtulacağız, birlikte batacağız, birlikte müreffeh bir gelecek inşa edeceğiz.
. Devletin metafizik bir ontolojisi yoktur; düzeni belli değerlere açıktır sadece. 
. Hukuk devleti, adalet temsiliyet düzeneğinin kusursuz işlemesi, güvenlik kadar önemli. Kanunu vicdanlardan üstün ama vicdanların sesi kılmalı. Hakimsiz, yasasız devlet olmayacağına, ahlak ve erdemler kâfi gelmeyeceğine göre hukuku tavizsiz işletmeli.
. Devlet bireye ödev verebileceği gibi kendi de ödevlendirilir; birey de devlet de yükümlülüklerini yerine getirmeli ama mecburiyet ilişkisi zorlamaya dönüşmeden!
. Devletin egemenlik alanını, huzur-güvenliği bozmayacak bir özgürlük alanını tesis etmek gerekir. Bireyin nefes alabileceği ada’cıklar bünyeyi sıhhatli kılar. Hoşgörüyü güçlü olan, devlet gösterir, birey, toplum ve gruplar müsamahayı zaaf olarak görmemeli.
. Devlet insanını asker-vergi-tüketici değil organizmanın parçası gibi görmeli.
. İnsanlar çalışarak, kendini geliştirerek, sınavları kazanarak kamuda yer alıp yükselebileceğine inanmalı, itimat etmeli.
. Sadakat tek yönlü olmaz, kamu-özel ve bireyler sadakati ikame ettiği müddetçe tarihte ilerler!
. Türkiye dünya sistemi içindeki blokların ötesinde, üstünde, dışındadır… Kendi selameti açısından herkesle bir ilişki yürütebilir.
. Kendi ayaklarımız üstünde durabilmek tarihte var kalabilmenin ilk koşulu bu da ancak köklerimizi yeniden üreterek, güncelleyerek mümkün.
. Bir yönetim sistemi vasfıyla demokratik işleyişe halel gelemez, temsil mekanizmasına güven eksilmemeli.
. Demokratik idare tarzını Türkiye’nin müştereğini, nomosunu zedelemeye yönelik araçsallaştırmalardan uzak tutmalı. 
. Seçkinci, mikro hayat tarzları kamusal alana taşınamaz. 
. İmparatorluk bakiyesi olduğumuz da ulus devlette yaşadığımız da kabul edilmeli. 
. Çoğulculuk ile çokkültürlülük tefrik edilmeli, devlet vatandaşını muhatab alır, onu paydaş kılar fakat asgari müşterekleri ve nomosu zedeleyecek gelişmelere izin vermez. 
. Müşterek sahayı içeren her konuda iltimas, ayrıcalık olmaz, olamaz, herkes bu binayı yüklenmek durumunda.
Türkiye’de milletin ontolojik, tözsel müştereğini sağlamlaştırıp genişlettikçe zaten çoğulculuk, özgürlük daha da güçlenir. Kerim devlet, Anadolu’daki millet bağı en büyük gücümüz, varlığımız. Bunu modernitenin, kapitalist dünya sisteminin, sahici yurtseverliği sorgulanabilir elitin elinde dejenere etmemek, güçlü bir ülke meydana getirmek için ihya etmeliyiz. 
2023 yılına girerken siyasal alan yeni aktörler, yeni ilkelerle şekilleniyor. Kerim devletin yeni müşterek mutabakat değerleriyle güçlendirilmesi, dünya sisteminin, “müttefiklerimizin” hakkımızdaki planlarına karşı önleyici ve kurucu mahiyet kazanabilir!
 
@Ercnyldrm1