Yeni parti arayışlarında son durum; Gelecek partisinde gelecek var mı?

Hilmi Daşdemir/ Optimar Araştırma
20.12.2019

Optimar’ın 2019 Şubat’ında yaptığı Türkiye’nin Nabzı araştırmasında yeni parti ihtiyacı yüzde 35 çıkıyordu. Daha sonra aynı soru için 31 Mart yerel seçimleri sonrasında yüzde 7,7’lik bir sonuç bulduk. Gelecek Partisi’nin kurulduğu gün NUTS2 kapsamında 26 ilde yüz yüze görüşme ile gerçekleştirilen Türkiye’nin Nabzı araştırmasında ise Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ne oy vereceğini söyleyen yüzde 0,5, Ali Babacan’ın kuracağı partiye oy vereceğini söyleyen ise yine yüzde 0,5 katılımcı vardı.



Kamuoyunda yeni bir partiye ihtiyaç olduğuna yönelik genel bir kanaat olduğu ve bunun çeşitli mahfillerde dillendirildiği hepimizin malumudur. Yeni parti arayışlarının ortak özelliği, geçmişte AK Parti’de etkin görevde olan isimlerden oluşan kadrolar tarafından beklenmesiydi.  Dışişleri bakanlığı ve başbakanlık yapmış olan Ahmet Davutoğlu bir tarafta; ekonomi bakanlığı, dışişleri bakanlığı, başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuş olan Ali Babacan ve cumhurbaşkanlığı, başbakanlık ve dışişleri bakanlığı yapmış olan Abdullah Gül ise diğer tarafta bulunmaktaydı.

 

Türk siyasal hayatı içerisinde bir partiden ayrılarak parti kuran isimlere bakıldığında başarılı olan isim sayısının azlığı ve siyasal başarı oranının düşüklüğü dikkat çekiyor. Bir siyasal hareketten ayrılanların yeni bir şey söylemeyi başardıkları oranda başarılı olabildiklerine, bunu başaramamaları halinde ise siyaset sahnesinden silindiklerine çok sık tanık olduk.

Dörtlü takrir hareketi

Şüphesiz bu kopuşlar arasında en fazla dikkat çeken dörtlü takrir hareketidir. CHP içinden ayrılarak parti kuran Adnan Menderes ve arkadaşları, CHP’nin yönetim biçimine ve millete rağmen siyaset yapmasına bir tepki olarak yeni bir söylem ortaya koymayı başarmış ve Demokrat Parti’yi kurmuştu. CHP iktidarına karşı duyulan reaksiyon Demokratlar’ın 1960 darbesine kadar iktidarda kalmasını mümkün kılmıştı. Menderes ve yol arkadaşlarının yapması gereken yegane şey, CHP söylemine alternatif yeni bir söylem ortaya koymaktı. Demokratlar bunu başardı ve Türk siyasal tarihine geçecek bir başarı elde etti.

 

Darbe sonrası Demokrat Parti’nin kapatılması ve Adalet Partisi’nin siyaset sahnesinde yerini almış olması yine dikkat çeken bir özelliğe sahiptir. Adalet Partisi siyasal başarısını, kamuoyunda Demokrat Parti’nin devamı olduğu hissini verebilmesine borçluydu. Buna mukabil Adalet Partisi de iç çekişmeler sonucu çeşitli yarılmalara sahne oldu. Partinin kurucularından Sadettin Bilgiç taraftarları ile Süleyman Demirel’in taraftarları arasında başlayan çekişme sonucu Ferruh Bozbeyli’nin genel başkan olduğu Demokratik Parti kuruldu. Ancak Demokratik Parti’nin ömrü ancak iki seçim olabildi, daha sonraki süreçte de Ferruh Bozbeyli partiyi feshetme kararı aldı. Böylelikle Adalet Parti’sinden ayrılan Demokratik Parti hikayesi bitmiş oldu.

 

1967’de CHP’den ayrılan bir grubun kurduğu Güven Partisi daha sonra Milli Güven Partisi olarak adını değiştirerek devam etmeye çalışsa da bir varlık göstermeden ve bir iz bırakamadan siyaset sahnesinden çekilip gitti.

Başarısız kopuşlar

Örnekler çok ama 90’lı yıllardan da bir örnek verip 2000’li yıllara bakalım. 28 Şubat sonrası birilerinin ‘toplum mühendisliği’ hesabıyla kurdurduğu DTP (Şemsiye Partisi) hiç seçime girmeden iktidar oldu. Ancak girdiği ilk seçimde yüzde 0,58 gibi bir oy alarak tarih oldu. Üstelik, yıllarca Süleyman Demirel ile birlikte siyaset yapmış olan İsmet Sezgin, Hüsamettin Cindoruk gibi isimler de bu hezimete mani olamadı.

 

Başka bir örnek de İsmail Cem’in YTP’sidir. Büyük bir mühendislik ve beklentiyle kurulan YTP de girdiği ilk seçimlerde aldığı yüzde 1’lik oy ile tarih sahnesinde yerini alanlardan oldu.

 

Burada AK Parti’den ayrılarak parti kuran daha sonra bağımsız girdiği kendi ilinde seçilemeyen en sonunda da Konya’dan CHP milletvekili olan Abdüllatif Şener’i de başarısız siyasal kopuşlar arasında zikredebiliriz. CHP’den ayrılarak parti kuran Emine Ülker Tarhan aynı cümleden örnekler arasındadır.

2014’lerde kurulan FETÖ partilerini saymaya ise gerek dahi yok

 

Gelelim çok yakın zamana… Malum olduğu üzere MHP’den aday gösterilmeyince Meral Akşener bir genel başkanlık yarışına girdi. Başarılı olamayınca da merkez sağda siyaset yapmışlardan marjinal solda yer almış isimlere kadar geniş yelpazede bir parti kurdu. Yürütücülüğünü yaptığım Optimar Araştırma’nın Türkiye’nin Nabzı Araştırması içerisinde Meral Akşener hareketi partileşmeden önceki süreç olan -Temmuz 2017’de- “Türkiye’de Yeni Bir Parti’ye ihtiyaç var mı?” diye sormuştuk ve bu oran yüzde 34,5 olarak çıkmıştı. Bu yeni kurulacak parti için lider olarak Meral Akşener’in potansiyeli de yüzde 38 idi. 24 Haziran seçimlerinde Millet İttifakı bloku ile girdiği seçimlerde yüzde 10 oyu ancak alabildi.

 

Yeni partiye ihtiyaç var denmişti ama…

2019 yılı içerisinde de hem Ali Babacan- Abdullah Gül ikilisi ve Ahmet Davutoğlu isimleri çokça parti kuracakları yönünde konuşulmaya başlandı. 2019 Şubat’ında yaptığımız Türkiye’nin Nabzı araştırmasında yeni parti ihtiyacı yüzde 35’e çıktı. Daha sonra aynı soru için 31 Mart yerel seçimleri sonrasında yüzde 7,7’lik bir sonuç bulduk. İlk önce anketlerde ve analizde hata aradık. Ancak, tüm süreçler düzgün bir şekilde işlemişti. Sonraki aylarda da oranlar yüzde 12, yüzde 17 ve en son yaptığımız araştırmada ise yüzde 14,9 olarak çıktı. Parti dağılımlarında baktığımızda da AK Parti seçmeninden yüzde 10,2, CHP seçmeninden yüzde 20,2, HDP seçmeninden yüzde 16,7, İYİ Parti seçmeninden yüzde 17,2, MHP seçmeninden yüzde 14,3 idi. Daha önceki yaptığımız araştırmalarda parti kurdukları takdirde Babacan ve Davutoğlu’na oy verebileceğini söyleyen katılımcıların oranları yüzde 8- 10 civarında değişiyordu. Buna mukabil CHP yönetimi ile sorun yaşayan iki kez genel başkan adayı olan Cumhurbaşkanlığına aday olarak gösterilen Muharrem İnce’nin oy potansiyeli hep yüzde 17 ve üzerinde çıkıyordu. Biz bazı aylarda yeni kurulacak partinin çizgisi ile ilgili de sorular sorduk. Yeni partinin çizgisi ile ilgili homojen bir yapı gözükmüyordu. Mesela ilk sıralarda milliyetçilik, Atatürkçülük, sonrasında da demokratlık, şeffaflık gibi siyasal söylemlerdeki bir parti isteniyordu. Bu partilerin ya da isimlerin bu beklentileri ne derece karşılayacakları da oldukça tartışılabilir bir konu.

 

Gelecek Partisi kuruluşunun yapıldığı gün NUTS2 kapsamında 26 ilde yüz yüze görüşme ile gerçekleştirilen Türkiye’nin Nabzı Araştırmasında Davutoğlu’nun Gelecek Partisi’ne oy vereceğini söyleyen yüzde 0,5, Ali Babacan’ın kuracağı partiye oy vereceğini söyleyen ise yine yüzde 0,5 katılımcı vardı.

 

Davutoğlu’nun Gelecek Partisi için hazırlıklar bir yılı aşkın bir süredir yapılıyor. Ancak sosyal medya hesaplarında da etkin bir tanıtım yapılabildiğini göremiyoruz.

 

Türk seçmeni açısından bakıldığında zihinlerde ciddi cevap bekleyen sorular da var. Davutoğlu başbakan olduğu süreçte şu an dile getirdiği eleştirileri neden dile getirmedi? Kurmuş olduğu parti ile amacı kazanmak mı yoksa bir dönem içerisinde yer aldığı AK Parti’ye kaybettirmek mi? -ki asıl soru bu gibi duruyor- bu sorulardan ilk akla gelenler. Davutoğlu üzerinde oluşan “kendisini Baş Danışman, Dışişleri Bakanı, Başbakan yapan Recep Tayyip Erdoğan’a karşı Erdoğan düşmanları ile birlikte hareket ediyor” algısı da önümüzdeki süreçte ciddi anlamda sorgulanmasına sebep olacak gibi duruyor. Diğer taraftan, kurduğu yeni parti ile doğal olarak tarihsel süreç açısından bakıldığında hiç yan yana gelmemesi gereken CHP ile birlikte hareket ediyor görüntüsü, hitap edeceği kitle için problem teşkil ediyor. Aktif görevde bulunduğu dönemlerde ‘ümmet yararına faaliyetleri esas alan bir düşünce içerisinde’ algısı oluşturan Davutoğlu için şu an ‘ümmet düşmanı’ olabilecek kitlelerle birlikte hareket etmesi de ciddi bir handikap gibi gözüküyor. Çok ciddi eleştirilerin başında gelen Suriye politikası ve Suriyeli sığınmacılar konusundaki söylemler de olayın diğer bir boyutu ki bu durum bizi Davutoğlu’nun liderlik ettiği Gelecek Parti’sinin geleceği olmayacağı gibi bir sonuca da götürüyor.

 

hilmi@optimar.com.tr