Yeni Türkiye için bir ilerleme şartı: Başkanlık sistemi

Avukat Mahmut Yılmaz / Yakındoğu Ünv. Kamu Hukuku Doktora Öğrencisi
10.05.2015

Parlamenter sistemde yürütme organı, bir kanadında sorumluluğu bulunmayan devlet başkanı ve diğer kanadında ise sorumluluğu bulunan başbakan ve bakanlardan müteşekkil olan kabineden oluşmak suretiyle iki başlıdır. Buna mukabil başkanlık sisteminde yürütme organı, yürütme yetkisini tek başına kullanan ve sorumluluğu bulunan ‘başkan’ denilen tek kişiden teşekkül etmektedir.



7 Haziran seçimlerinin akabinde ‘Yeni Türkiye’ yolunda gündemi belirleyecek, ciddi tartışmalara yol açacak en önemli konu, hiç kuşkusuz yeni anayasa ve bu bağlamda da başkanlık sistemi olacaktır. Başkanlık sisteminin tartışılan diğer tüm konular gibi hükûmet ve muhalefet arasında ciddi gerilimlere yol açacağı görünmektedir. Bu gerilimin bir tarafı olan hükûmet kanadının başkanlık sisteminin Türkiye’nin önünü açacak, ona nefes aldıracak, bölgesel güç olma yolunda bir rol oynayacağı savından hareket etmekte buna karşılık muhalefet partilerinin temel karşı savunması ise başkanlık sisteminin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, diktatörlüğe dayalı bir yönetim biçimine taşıyacağı istikametindedir. Peki, gerçekten de muhalefet partilerinin iddia ettiği gibi başkanlık sistemi, diktatörlük rejimine giden yolda aracı rol mü oynayacaktır. Bunun cevabını verebilmek için evvela başkanlık sisteminin ana hatlarını, tarihi geçmişi 1876 tarihli Kanun-i Esasi’ye dayanan Parlamenter Sistemin bazı temel noktalarını ve başkanlık sisteminin Türkiye’nin siyasal şartlarına uyarlığını kısaca izah etmek gerekecektir:
 
Güçlü devlet için
 
Parlamenter sistemde yürütme organı, bir kanadında sorumluluğu bulunmayan devlet başkanı ve diğer kanadında ise sorumluluğu bulunan başbakan ve bakanlardan müteşekkil olan kabineden oluşmak suretiyle iki başlıdır. Buna mukabil başkanlık sisteminde yürütme organı, yürütme yetkisini tek başına kullanan ve sorumluluğu bulunan ‘başkan’ denilen tek kişiden teşekkül etmektedir. Aslında bir devletin güçlü idare edilmesi tek kişi tarafından daha mümkündür. Şu halde başkanlık sistemi güçlü bir devlet idaresi meydana getirir, denilebilir. Zira hesap sorulabilirlik bakımından parlamenter sisteme nazaran daha demokratiktir. Başkanlık sisteminde sorunun kaynağında bulunan kişiyi tespit etmek daha olanaklıdır.  Madem yürütme tek başına başkan denilen tek bir kişinin elinde, şu halde işler yolunda olmadığında sorumluluğun kimde olduğu da aşikârdır. Sartori, parlamenter sistemin, zayıf hükümetlerin ortaya çıkmasına sebep olduğunu söyler ve bunun nedeninin de birden fazla parti tarafından müteşekkil bulunan koalisyon hükümetleri olduğunu ileri sürer. İşte bu düşünce doğrultusunda parlamenter rejimlerde esas sorumlulardan gerçek manada hesap sorabilmenin mümkün olmadığını söylemek lazım gelir. Gerçekte koalisyon hükümetlerinde sorumluluğun tespit edilmesi oldukça güçtür. Zira ortaya çıkan sorunlarda kimden, hangi partiden hesap sorulacağı pek de bilinmez. Şu halde işler iyi gitmediğinde hükümet ortaklarının suçu birbirlerine yıkması ve bunun neticesinde de hükümetlerin kısa sürede yıkılması kaçınılmaz bir durum olmaktadır. Gerçekten de parlamenter sistemi tatbik eden Türkiye’nin siyasal hayatına göz atıldığında çok partili hayata geçilen 1950 yılından vbu yana ülkenin devamlı koalisyonlar tarafından yönetildiği ve ciddi hükümet istikrarsızlıklarının olduğu görülecektir. Parlamenter rejimlerde hükümetlerin sık sık değişmesi ve bunun beraberinde getirdiği külfetler(siyasi istikrarsızlık, ekonomik zarar v.s.) dikkate alındığında bu sistemin yeni bir değerlendirmeye tabi tutulmasını icap ettirmektedir. Buna mukabil başkanlık rejiminde ise güçlü bir yürütmenin teşekkülü, hükümet istikrarını getireceği için daha cesur ve kalıcı politikalar üretilmesini de beraberinde getirecektir. Ayrıca güçlü bir şekilde ortaya çıkmış devlet başkanı olan bir liderin kabiliyetinin de başkanlık sistemini besleyebileceğini ve bu sisteme işlerlik sağlayacağını da gözden ırak tutmamak gerekir. Kısaca denilebilir ki başkanlık sistemi ile güçlü nitelikleri bulunan liderler birbirini tamamlamakta ve birbirini beslemektedirler. 
 
Parlamento ve istikrarsızlık
 
Başkanlık sisteminde yürütmenin tek yetkilisi olan başkan, anayasanın belirlediği belli bir süre için halk tarafından seçilmektedir. Başkanın görevi bu süre boyunca devam eder ve parlamenter rejimlerde olduğu gibi parlamentonun başkanı herhangi bir yolla görevden alma selahiyeti bulunmamaktadır. Başkanın halk tarafından seçilmesinin, anayasa bilimcileri tarafından, bu sisteme tartışılmaz bir demokratik nitelik kazandırdığı ileri sürülmektedir. Bundan başka, başkanın halk tarafından seçilmiş olması, başkana büyük bir itibar ve meşruluk kazandırmaktadır. Görev süresi boyunca görevinden alınamayacağını bilen bir başkan politikalarını korkusuzca tatbik edecektir. Meşhur anayasacı Lijphart’a nazaran başkanlık sistemi, istikrarı garanti eden bir yönetimin ortaya çıkmasını temin eder ve sabit bir görev süresine sahip başkanın yasama organınca görevinden alınamaması hükümet krizlerinin ortaya çıkmasına mani olur. Parlamenter sistemde ise, hükümeti doğrudan doğruya belirleyen halk değildir. Halk seçimler yoluyla parlamento üyelerini; parlamento üyeleri de kendi içinden hükümeti seçmektedir. Başka değişle hükûmet parlamentodan kaynaklanmaktadır. Parlamenter sistemlerde hükümetin, parlamentonun güvenine dayanmış olmasından kaynaklı olarak parlamento tarafından güvensizlik oyu ile görevden alınabilmesi her daim mümkündür. Haliyle parlamenter sistemler, istikrarsız hükümetlerin doğmasına sebebiyet verirler. Halk şu halde egemenliğini kullanma yönünde daha dolaylı bir etkiye sahip olmaktadır. Bu hal ise daha düşük nitelikli bir demokrasiye yol açmaktadır. 
 
Mesela, 24 Aralık 1995 seçimlerinde birinci parti olan Refah Partisi’nin öncülüğünde kurulan Erbakan Hükümeti’ne karşı, başta siyasi ve ekonomik yönden olmak üzere Türkiye’nin terakkisini akamete uğratan ‘28 Şubat Süreci’nde, anti demokratik yollarla suni bir hükümet krizi oluşturulmuş ve hükümetin düşürülmesi sağlanmış, dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel tarafından yeni hükümeti kurma görevi teamüllere aykırı olarak Mesut Yılmaz’a verilmişti. Bu şekilde parlamenter sistemin zayıf ve orta ölçekli partileri iktidara taşıyabilme özelliğinden mütevellit ülke siyaseti büyük bir darbe yemişti. Hâlbuki halk sandık başına gittiğinde istediği kişiyi 4 ya da 5 seneliğine seçmek için gider. Yoksa seçeceği kişinin birkaç ay sonra görevine son verileceği arzusuyla gitmez. Bundan mütevellit, seçimle iş başına gelmiş bir hükümetin süresinden önce bir şekilde görevine son verilebilmesi kabul edilemez bir durumdur. Halkın başa getirdiğini yine ancak halk görevden alabilmelidir. Dolayısıyla parlamenter sistemler için mütalaa edilen “süresinden önce hükümetleri değiştirme” olanağı, henüz kurulmamış hükümetlerin başarısız olacağı yönündeki önyargıların varlığına işarettir. Yine 2007 yılında cumhurbaşkanlığı seçimi sırasında ortaya çıkan 367 krizi, parlamenter sistemin içinde bulunduğu çıkmazı ve ülkeyi ileriye taşıyamayacağını ortaya koymuştur.
 
Parlamentoya rağmen
 
Kuvvetler ayrılığında organlar arasında mevcut yumuşak ilişkinin niteliği gereği organların uyumlu çalıştığı iddiasını doğurmuş olsa da parlamenter rejimde, organlar arasındaki uyumlu çalışma, ilerleme ve gelişmenin bir garantisini sunmamaktadır. Kuvvetlerin birbirinden daha sert şekilde ayrılmış bulunmalarından dolayı organların kendi yetki daireleri çerçevesinde hareket etmelerini sağlayacak, birbirinin alanına sokulma ihtimalini ortadan kaldırdığı için de, başkanlık sisteminde organlar kendi işine bakacaktır. Herkes kendi işini yapınca da hizmetlerdeki kalite artacaktır. Mesela, yargı organı, siyasetin alanına dâhil olamayacağını bildiğinde haliyle kendi asıl görevine yoğunlaşacaktır.
 
Muhalefet partilerinin başkanlık sisteminin Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı diktatörlüğe götürecek bir yönetim biçimini sunacağı yolundaki eleştirilerine göz atıldığında şu söylenebilir: Bugün dünyada hükümet sistemleri, demokratik ve antidemokratik olmak üzere ikili bir tasnife tabi tutulmakta ve demokratik hükümet sistemleri olarak da “Başkanlık Sistemi” ve “Parlamenter Sistem” gösterilmektedir. Dolayısıyla hükûmet kanadının başkanlık sistemini savunmasına karşılık olmak üzere muhalefet tarafından yapılması gereken, başkanlık sisteminin ülke şartlarında tatbik olunamayacağı yolunda savlar ileri sürülmesidir. Yani muhalefetin getirilmek istenen sisteme ülke şartları çerçevesinde eleştiriler getirmesi gerekir. Yoksa zaten demokratik kabul edilen bir hükümet sisteminin diktatörlükmüş gibi dile getirilmesi muhalefet için bir kazanç sayılmamaktadır. Üstelik parlamenter rejimin Türkiye’ye ciddi kazanımlar sağlamadığı da bilindiğine göre parlamenter sistemde ısrarcı olmak mantığa uygun bir hal arzetmemektedir. Türkiye, Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana parlamenter sistem ile idare edilmiş, fakat hükûmet sistemleri üzerine yapılan tartışmalar hiç eksik olmamıştır. Zira cumhuriyet tarihi boyunca askeri darbeler hiç eksik olmamış, ülke siyasetine devamlı darbeler vurulmuş, bunun neticesinde ise toplumsal dokuda ciddi tahribatlar vuku bulmuştur. Hükûmet istikrarsızlıkları, devamlı parçalanmaya aday koalisyon hükûmetleri, siyasi ve ekonomik krizler toplumsal parçalanmanın önünü açmış, fakat parlamenter sistemle idare şekli bunlara hiçbir şekilde mani olamamıştır. 13 yıllık Ak Parti iktidarında her ne kadar eski dönemlerde görülen büyük problemler yaşanmamış olsa da bu durum parlamenter rejimin olanakları sayesinde değil; Ak Parti’nin problemlerle başa çıkabilmede muvaffak olmasından kaynaklanmaktadır.
 
Bundan başka parlamenter sistem, küçük partilerin koalisyonlar yapmak suretiyle iktidara gelmelerini temin etmekte buna mukabil hükümet istikrarsızlıklarını da beraberinde getirmektedir. Tek başına iktidar olamayacağını bilen küçük ve orta ölçekli partilerin iktidara gelme ihtimalini doğurduğundan parlamenter sistem bu tarz siyasi partiler tarafından şiddetle savunulmaktadır. Türkiye’de muhalefet partilerinin başkanlık sistemine karşı çıkmalarının temel dayanak noktasını işte bu hal teşkil etmektedir. Haliyle ülkenin geleceği ve refah seviyesi göz ardı edilmekte, neredeyse sadece lider kabiliyeti olmayan bürokrat zihniyetli idareciler için parlamenter rejim, iktidara gelmenin yolu olarak görünmektedir. Ayrıca Başkanlık sisteminde seçimi kaybedenler, siyaset sahnesinden bir şekilde dışlanmaktadır. Bir başka açıdan denilebilir ki başkanlık sisteminde devamlı seçim kaybeden başarısız siyasetçiler için her zaman ki geniş siyasi alan bulunmamaktadır.
 
Evet, başkanlık sisteminin, güçlü liderlik özelliklerine dayanan bir sistem olduğu bir hakikattir. Haliyle güçlü liderlik yönü bulunan kişilerce savunulması gayet tabiidir. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu sistemi savunmasındaki kaygısının, kendi kişisel iktidar arzularından kaynaklandığını ileri sürmek haksızlık olacaktır. Öncelikle başkanlık sistemi demokratik bir hükümet sistemidir ve bu sisteme geçilse dahi başkanlık Erdoğan’ın eline öylece verilecek değildir. Neticede serbest seçimler yapılacak ve bu sistemde isteyen kişiler aday olmak suretiyle başkan olmaya soyunabilecektir. Yeni Türkiye’nin önünde ivedilikle çözülmesi iktiza eden en mühim konular “yeni anayasa, çözüm süreci, 2023 hedefi olarak dile getirilen Türkiye’yi ileriye taşıyacak projeler”in hayata geçirilmesi olacaktır. Başkanlık sistemi işte tam da bunun için gereklidir. Parlamenter sistem ile bu hedeflerin gerçekleşmesinin neredeyse mümkün olmadığı parlamenter sistem ile geçen uzun yıllar bize bunu göstermiştir. İşte bu sebeple başkanlık sistemi, Yeni Türkiye’ye giden yolda pek elzemdir. 
 
nuhres_99@hotmail.com