Yıldırım doğru yolda İmamoğlu öfkeli

Doç. Dr. Yusuf Özkır / Medipol Üniversitesi
16.06.2019

31 Mart öncesine göre CHP adayının giderek artan bir inandırıcılık sorunu var. Kamuoyunun yakından takip ettiği konulardaki “bir duyum aldım” ifadesiyle başlayan cümleleri muhatapları tarafından sık sık yalanlanıyor. Bu yalanlamalar karşısında ise CHP adayı ya sessiz kalıyor ya da “öyleyse sevinirim” cümlesini kurarak kendince bir propaganda yöntemi kullanıyor.



23 Haziran’da yapılacak olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimi için son düzlüğe girildi. Her ne kadar dört aday resmi olarak yarışacak gibi görünüyorsa da yarış Cumhur İttifakı adayı AK Partili Binali Yıldırım ile Millet İttifakı adayı CHP’li Ekrem İmamoğlu arasında geçecek. Kamuoyu araştırmalarına göre Saadet Partisi adayı Necdet Gökçınar ve Vatan Partisi adayı Mustafa İlker Yücel’in yarışın içinde olma ihtimalleri yok. 

31 Mart seçimlerinde İstanbul’da kendi adayıyla yarışın içinde bulunan Demokrat Parti, Türkiye Komünist Partisi, Demokratik Sol Parti ve Bağımsız Türkiye Partisi ise adaylarını geri çekti. 

HDP, CHP’yi destekliyor 

31 Mart’tan önce resmi olarak Millet İttifakı içinde olmamasına rağmen CHP’nin İstanbul adayını destekleyen Halkların Demokratik Partisi (HDP) 23 Haziran öncesinde de aynı pozisyonunu koruyor. HDP Eş başkanı Pervin Buldan İstanbul’daki kampanya çalışmalarında sık sık “bu seçimi alacağız” açıklamasını yapıyor. HDP’nin bir adayı olmamasına rağmen bu açıklamaların yapılması CHP adayının desteklendiği gerçeğini teyit ediyor. Terör örgütü PKK’nın Kandil’deki yöneticilerinden Duran Kalkan ise örgütün uzantısı Yeni Özgür Politika gazetesinde yayınlanan yazısında Türk Silahlı Kuvvetleri’nin Kuzey Irak’taki Hakurk bölgesinde yürüttüğü Pençe harekatına karşı İstanbul seçimlerinde CHP adayının desteklenmesini istemesi de aynı kapıya çıkıyor. Kalkan, Hakurk’ta kaybediyoruz ama İstanbul’da CHP üzerinden kazanabiliriz söylemini kullanıyor. 

Binali Yıldırım için AK Parti ve Ekrem İmamoğlu için CHP sahada. Cumhur İttifakı’nın ortağı Milliyetçi Hareket Partisi ise Yıldırım lehine çalışmalarını sürdürüyor. Millet İttifakı’nın resmi ortağı İYİ Parti de CHP adayını desteklemek için sahada. Bununla birlikte biraz daha öze inildiğinde kampanyalarda iki tarafın da kendi adaylarını öne çıkardığı görülüyor. Partiler ise genel olarak saha çalışmalarına ağırlık vermiş durumda. Yüz yüze iletişimin imkanlarından faydalanabilmek için yapılan ziyaretler, ev toplantıları, esnaf buluşmaları ön planda. İki aday da sık sık İstanbul’da nüfusu yoğun olan illerin iş adamları vakıfları ve hemşeri dernekleri ile buluşmalar gerçekleştiriyor. Binali Yıldırım ve Ekrem İmamoğlu’nun Ramazan Bayramı süresi boyunca Anadolu’da çeşitli şehirleri ziyaret etmesi de İstanbul seçiminin şehrin sınırlarını aşan niteliğine vurgu yapıyor. Bu yüzden iki aday da kent dışına çıkarak dışarıda oluşturabilecekleri sinerji ile İstanbul seçiminde ibreyi kendi lehine çevirebilme çabasındaydılar. 

İki adayın kampanyasına bakıldığında AK Parti 31 Mart öncesine göre yeni bir anlayışla seçmenin karşısında. Kampanya İBB adayı Binali Yıldırım üstüne kurgulanmış. Hem görsellerde hem de söylemde Yıldırım öne çıkartılıyor. Kampanya içeriğini oluşturan siyasal reklamların dili pozitif. Geleceğe yönelik umut vaat eden ve kararsız seçmeni cezbedecek ılımlı bir yaklaşım ön planda. Binali Yıldırım’ın sempatik ve samimi yönü öne çıkartılmış. Slogan olarak tercih edilen “Yaptık Yine Biz Yaparız” ifadesi hem Binali Yıldırım’ı hem de AK Parti’yi temsil etmede doğru seçim. Seçmene güven veriyor. Geçmişle gelecek arasında köprü kuruyor bu slogan. AK Parti’ye yakın toplumsal çevreler ile kurulan temas ise Yıldırım lehine oluşan sinerjiyi tabana yaymış durumda. Müttefiklerle birlikte hareket ediliyor. Tavan ile taban arasında ortak hedefe yürüme konusunda amaç birliği oluşturulmuş. 

CHP bocalıyor 

Cumhuriyet Halk Partisi seçim kampanyasında “Herşey Güzel Olacak” sloganını kullanıyor. Kampanya yine Ekrem İmamoğlu Üzerine kurgulanmış. Onun 18 günlük İBB başkanlığı döneminde ön plana çıkan İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ise arka planda kalmayı tercih ediyor. 31 Mart öncesine göre CHP adayının giderek artan bir inandırıcılık sorunu var. Kamuoyunun yakından takip ettiği konulardaki “bir duyum aldım” ifadesiyle başlayan cümleleri muhatapları tarafından sık sık yalanlanıyor. Bu yalanlamalar karşısında ise CHP adayı ya sessiz kalıyor ya da “öyleyse sevinirim” cümlesini kurarak kendince bir propaganda yöntemi kullanıyor. Mesela CHP adayının “Binali Yıldırım soruları İsmail Küçükkaya’dan istemiş”, “CNN Türk benim katıldığım programın çekimini yapan kameramanları kovmuş” ve “İBB’de benimle çalışan çaycıyı Sultanbeyli’ye sürmüşler” diyerek farklı zamanlarda dile getirdiği ifadeler yalanlanan cümlelerinden bazılarıdır. 

Açık oturum performansı

Önceleri sadece muhafazakâr kesimler tarafından tespit edilen bu yaklaşım biçimi şimdilerde farklı kesimler tarafından da tespit edilmiş durumda. CHP’yi açıktan destekleyen FOX TV sunucuları Fatih Portakal ve İsmail Küçükkaya’nın iki ayrı konuda İmamoğlu’nu yalanlamak zorunda kalmaları bu durumun en açık göstergeleri oldu. Bu tablonun kamuoyunca fark edilmeye başlanması ise CHP adayının bocalamasına ve giderek 31 Mart öncesinde reklam ajansının kendisine çizdiği ajandayı terketmesine neden oldu. Daha önce sık sık sevgi kelimeleri ile İstanbulluların karşısına çıkan İmamoğlu artık agresif, öfkeli ve kendini kontrol edemeyen yönleriyle öne çıkıyor. Dolayısıyla 31 Mart öncesine göre makyajı dökülmeye başlayan ve bocalayan bir CHP kampanyasından bahsedilebilir. 

16 Haziran Pazar günü Binali Yıldırım ile Ekrem İmamoğlu birlikte televizyon programına çıkacak. Son yıllarda iki başkan adayının ekranda karşı karşıya gelmemesinden dolayı kamuoyu bu karara yoğun ilgi gösterdi. Sadece kamuoyu değil iki partinin de meseleyi olabildiğince ciddiye aldığı görülüyor. Bu bağlamda AK Parti’li Mahir Ünal ile CHP’li Engin Altay’ın kameralar karşısına geçerek ortak basın açıklaması yapması siyasal hayatımız bakımından bir ilk sayılabilir. Ayrıca iki partinin üzerinde uzlaşma sağladığı dört maddelik bir protokol metnini kamuoyu ile paylaşması hem iki partinin de yoğurdu üfleyerek yemeyi tercih etmesi ile hem de televizyonun seçmen davranışlarını etkileme potansiyelini bildiklerinden muhtemel bir sürprizle karşılaşmak istememeleriyle açıklanabilir. Bir erken uyarı ve önlem çabası şeklinde değerlendirmek de mümkün bu metni. Programdan sonra ortaya çıkacak tabloya göre muhtemelen iki taraftan birisi diğer tarafı veya programın sunucusunu bu protokoldeki maddelere atıfla analiz edecek. Programın sunucusu olarak önce Sözcü Gazetesi yazarı Uğur Dündar adının Binali Yıldırım tarafından zikredilmesi, onun kabul etmemesinden sonra yine Yıldırım tarafından AK Parti muhalifi FOX TV sunucusu İsmail Küçükkaya adının kamuoyu ile paylaşılması ve onun da bu teklifi kabul etmesi epeyce tartışıldı. CHP adayının da kabul etmesiyle programı Küçükkaya’nın yöneteceği kesinleşti. 

Detaylar belirleyici

Programın sunucusunun kim olacağı konusunda Yıldırım’ın iki önerisinde de kendi partisine muhalif olduğunu bildiği isimleri önermesi hem kendine olan özgüveni göstermesi bakımından hem de topu rakip sahada oynamak istemesi bakımından artı değer olarak hanesine yazıldı. Ekrem İmamoğlu’nun başından beri faydalanmaya çalıştığı mağduriyet zemini de bu program bağlamında ortadan kaldırılmış oldu. 

Açık oturumda iki adayın ortaya koyacağı performansın seçimden önceki son haftanın gündemini meşgul edeceği kesin. Bir hafta boyunca büyük ölçüde bu programın içeriği tartışılacaktır. Bu yüzden rakiplerin sözlü mesajların muhtevasına, beden dilinin kullanılmasına ve samimiyet ile öfke kontrolüne azami derecede dikkat edeceği kestirilebilir.  Çünkü detaylar iki adayın da kaderini değiştirebilir. Bu alandaki ilk örnek sonraki yapımları etkilemesi bakımından önemlidir. 

Televizyonlarda iki başkan adayının liderler bazında yaptığı ilk açık oturum tartışması ABD’de 1960’ta başkan adayları Nixon ve Kennedy arasında yapılmıştı. Açık oturumda siyasetçilerin kozlarını paylaşmasının seçmen nezdinde nasıl bir karşılığı olabileceğini göstermesi bakımından 1960 yılında yapılan ilk canlı yayından sonraki değerlendirmeleri hatırlamakta fayda var. Siyasal iletişim ve siyasal reklamcılık açısından bir ilki gösteren bu açık oturumda başkan adayları Richard Nixon ve John Kennedy karşı karşıya gelmişti. Tartışma seçim sonuçları üzerinde doğrudan etkili olmuş ve Kennedy’nin gösterdiği performans kamuoyunun onun tarafına geçmesine katkı yapmıştı. 

Kazandıracak anahtarlar

Bu bağlamda dikkate alınan pek çok parametrenin olduğu görülüyor. Konuşma biçiminden kılık kıyafet tercihine, jest ve mimik kullanımından etkili bir şekilde izleyicinin gözüne bakabilmeye ve içeriğin ne kadar inandırıcı olup olmadığından karşı taraftan gelen salvolar karşısındaki tutumuna kadar pek çok faktör rol oynayabiliyor seçmen nezdinde. Hepsini birden yönetebilmek için epey çaba harcamak ve özgüven sahibi olmak gerekir. 

ABD’deki ilk açık oturum sonrasında yapılan analizler Nixon’ın yanlış kıyafet seçimi, yeterince hazırlanmaması, danışmanlarıyla çalışmaması ve yorgun olması gibi etkenlerden dolayı programda zayıf kaldığına işaret etmişti. Kennedy ise canlı yayın öncesi danışmanlarıyla kirik konulara çalışarak programa çıkmıştı. Programın yapılacağı şehre iki gün önce gelmişti. Koyu renk elbise seçimi, stüdyo fonuyla uyumlu olmuştu. Sanki rakibi orda değilmiş gibi doğrudan kameraya, yani halkın gözünün içine bakarak konuşmuş ve böylece pozitif bir etki bırakmıştı. Nihayetinde seçimi kazanan Kennedy “Hiçbir şeyin akıntının yönünü çevirmede televizyondan daha etkili olmadığını” söyleyerek programın hakkını teslim etmişti. 

İletişim bilimci Neil Postman’ın siyasal iletişim kampanyalarında liderlere biçilen rolü tarif ederken kullandığı ifadelerin de iki başkan adayı tarafından da dikkate alınması gerekir. Postman ana haber bültenlerini en çok izlenen TV dizileri olarak tanımladıktan sonra siyasi liderlerin bu dizilerde en iyi rolü oynaması gerektiğini belirtmektedir. Bu yüzden biraz da Açık oturuma en iyi konsantre olan ve performansını yüksek tutabilen başkan adayı bir adım öne geçme imkânını yakalayabilecek. 

Bununla birlikte daha genel bakıldığında açık oturum dışında tabloyu iki aday bağlamında da belirleyecek diğer faktörleri yadsımamak gerekir. Çünkü kamuoyu araştırma şirketlerinin sahada yaptıkları çalışmalardan çıkan ortak kanaate göre 23 Haziran’da seçimin kazananını belirleyecek faktörler arasında sandık seferberliği ön planda. Yani birincisi seçmenini sandığa götürebilen parti ve aday ipi göğüsleyebilir. Hem 31 Mart’ta sandığa giden seçmeni hem de kararsız kalarak veya partisine küserek sandığa gitmeyen seçmeni motive etmesi gerekiyor adayların. 

Bunu kim daha fazla başarabilirse onun yolu açık. Bununla ilişkili olan ikinci önemli nokta ise tatil için İstanbul dışına çıkan seçmenin oy kullanmak için İstanbul’a dönmesi konusunda ikna edilmesi gerekiyor. Burada kazanma duygusundan çok kaybetme psikolojisini kendi seçmenine hissettirebilen partinin başarılı olabileceği öngörülebilir. 

Tüm teşkilatlarını harekete geçirerek seçmene bire bir markaj uygulayan parti, tatil için şehir dışına giden seçmenin seçim günü İstanbul’a taşınabilmesi konusunda daha başarılı olacaktır. Yakın takip olmadan böylesi bir tercihte bulunan seçmenin geriye dönmeye ikna edilmesi çok zor. Bu yüzden kazanmak istediğini, kaybetmenin üreteceği problemleri seçmene daha fazla hissettiren parti bir adım öne geçmiş olacak. 

Seçimden önceki son haftada dış politikada ve ekonomideki durumun rengi de belirli ölçülerde seçmen davranışında etkili olabilir. Bu konularda pozitif göstergeler AK Parti adayına negatif göstergelerin ise CHP adayına yazacağı açıktır. 

Diğer önemli nokta ise somut vaatlerin İstanbullulara daha iyi ulaştırılmasıdır. Gençlerin, kadınların, yaşlıların ve öğrencilerin hayatlarına doğrudan dokunan somut vaatler kısa ve özet bir şekilde tekrarlanmalıdır. AK Parti’nin bu doğrultuda başlayan reklam kampanyasını daha da yoğunlaştırarak devam ettirmesi hanesine artı olarak dönecektir. Çünkü daha önce yapılanların hatırlatılması ile birlikte sunulan yeni vaatler seçmende pozitif bir farkındalık oluşturma kapasitesine sahip.  Bunların tamamı ayrı ayrı birer anahtar işlevi görmektedir. Her anahtar seçimi kazanmaya giden yolda bir kapıyı açarak adayı hedefe daha da yakınlaştıracaktır.   

@yusufozkir