Yönetemeyen demokrasi sendromu

Prof. Dr. Ahmet Uysal / ORSAM Başkanı
31.07.2021

Tunus'taki sorunun bir kısmı karma parlamenter sistem ve başkanlık sisteminin uyuşmamasından kaynaklanmaktadır. Ülkede uzun diktatörlük döneminden sonra geçen kaotik dönemde, güçlü bir siyaset ve sivil toplum geleneğinin oluşmayışı nedeniyle 'yönetemeyen demokrasi' sendromu yaşanmaktadır. Kays Said, bağımsız aday olması nedeniyle sahada çok güçlü değildir, güçlü bir kadrosu ve dayandığı bir siyasi parti de yoktur. Bu durum onu dış tesirlere açık hale getirmektedir. Said'in bu krizi yönetecek tecrübesi de yoktur. Ayrıca, koronavirüs salgını ve derin ekonomik krizle boğuşan ülkenin bir de bu siyasi krizi kaldıramayacağı açıktır.



Tunus, Arap demokrasilerinin sembol ülkesidir. Arap Baharı ilk burada patlamış ve daha sonra bütün bölgeye yayılmıştır. Mısır, Libya ve Yemen gibi ülkelerde diktatörlükleri düşürdüğü gibi, diğerlerinde siyasi ve ekonomik reform süreçlerinin başlamasına yol açmıştır. Tunus'un hacmi ve sınırlı ekonomik imkanları dolayısıyla bölgesel ağırlığı da azdır. Tarım ve turizme dayalı kırılgan ekonomisi, onu dış yönlendirmelere (özellikle Körfez ve Fransa'dan) açık hale getirmektedir. Koronavirüs salgınından dolayı sağlık krizinin yanında ekonomik ve siyasi krizleri birlikte yaşamaktadır. Ancak, son yaşanan hukuk darbesi, içeride ve dışarıda şaşkınlığa yol açmıştır.

Başkan Kays Said'in parlamentoyu askıya alıp, başbakanı ev hapsine koyup, kendisini başsavcı atayarak tüm yetkileri kendisinde toplaması bir hukuk darbesi olarak görülmüştür. Bu darbe, bilindik askeri darbelerden değildir. Darbe, büyük bir oyla seçilmiş Başkan tarafından ekonomik ve sağlık krizinin faturasını bir grubun üzerine (Ennahda Hareketi) yıkmak ve onu tasfiye etmek üzere yapılmıştır. Anayasal yetkilerinin üzerinde bir tasarruf olduğu için darbedir ama önlemlerinin geçici olduğu da söylenmiştir. Daha sonra Meclis'in askıya alınması 30 gün süreyle sınırlanmıştır. Said'in Başbakan'ı gözaltına alıp hükümet başkanlığını kendi yürütmesi anayasaya aykırıdır.

Sistem uyuşmazlığı

Tunus'taki sorunun bir kısmı da karma parlamenter ve başkanlık sistemlerinin uyuşmamasından kaynaklanmaktadır. Durum, Türkiye'de başkanlık sistemine geçişi gerektiren şartlara benzemektedir. Ayrıca, ülkede uzun diktatörlük döneminden sonra geçen kaotik dönemde güçlü bir siyaset ve sivil toplum geleneğinin oluşmayışı dolayısıyla 'yönetemeyen demokrasi' sendromu yaşanmaktadır. Ennahda dahil büyük bir çoğunluğun oyuyla seçilmiş (yüzde 72) Başkan, karşısında 15 partiden oluşmuş parçalı bir parlamento ile muhataptır. Bu partilerin sadece ikisi (Ennahda ve Tunus'un Kalbi partileri) yüzde 10'un üzerinde oy alabilmiştir. Başkan Kays Said, bu iki partiye karşı yolsuzluk soruşturması açarak onları sindirmek veya bastırmak istemektedir.

Bin Ali Yönetimi'nin düşmesinden sonra aradan geçen sürede Tunus diğer örneklerinden farklı olarak demokratik süreci uzlaşmayla işletmiştir. Özellikle Ennahda Hareketi'nin uzlaşmacı tutumuyla demokratik anayasa yazımı gerçekleşmiş, başkanlık ve parlamento seçimleri sorunsuz yapılabilmiştir. Ancak aradan geçen sürede ülkede devrime yol açan ekonomik sorunlara çözüm bulunamamıştır. Bunun sebebi ise var olan sistemin güçlü bir yönetim çıkaramaması, turizm sektörüne tekrarlayan terör saldırıları ve geçiş sürecine destek yerine Körfez ve Avrupa'dan engelleyici müdahalelerdir.

Körfez ve Fransa etkisi

Tunus'ta laik ve İslamcı kamplar arasında var olan ciddi kamplaşma uzlaşma hükümetlerinin ortaya çıkmasını veya birlikte uyumlu çalışmasını engellemektedir. Son 10 yılda öncelikleri birbirinden çok farklı partilerin kurduğu koalisyon hükûmetleri, toplumun beklentilerini gerçekleştirmekten çok uzak kalmıştır. Çoklu koalisyon sorumlunun da orta çıkmasına engel olmaktadır. En güçlü parti olmasına rağmen en güçlü bakanlıkları almaktan feragat eden Ennahda Partisi başarısızlık suçlamasından kaçınamamıştır. Bu partilere dışarıdan (özellikle Fransa ve Körfez'den) yapılan yönlendirmeler işleri daha da içinden çıkılmaz hale getirmiştir.

Ortaya çıkan genel ekonomik başarısızlık ortamında 2019 seçimlerine bağımsız bir aday olarak olarak giren anayasa profesörü Kays Said, yolsuzlukla mücadele ve sosyal adelet söylemleriyle öne çıkmıştır. Bu popülist söylemiyle halka umut verdiği için birinci turda yüzde 18 oy almasına rağmen, ikinci turda Ennahda dahil birçok kesimin desteğini alarak Bin Ali rejiminin temsilcisi olarak algılanan Nebil Karavi'ye karşı yüzde 72 oyla başkan seçilmiştir. Bu durum demokratik standartlarda olağandışı bir sonuçtur ve başkana büyük bir kredi ve sorumluluk yüklemiştir. Ancak aradan geçen sürede popülist başkanın ülkedeki sorunların çözümü için bir stratejisi, kadrosu ve programı olmadığı görülmüştür.

Çatışmayı seçti

Büyük sorunlarla boğuşan ülkede Başkan Said, sorunları çözmek için uzlaştırıcı ve bütünleştirici rol oynamak yerine Hükümet üyelerini birbiriyle çatıştırıp, kendi kişisel konumunu güçlendirmeyi tercih etmiştir. Bazen de kendisi kendi seçtiği Başbakan ile veya başka kesimlerle çatışmaya girmiştir. Ülkede çözülemeyen ciddi ekonomik sorunlara son bir buçuk yılda küresel çapta yaşanan koronavirüs salgını da eklenince durum daha da karamsar hale gelmiştir. Hükümet salgın ile etkin mücadele edememiş ve ülkede vakalar ciddi şekilde artmıştır. Bunun yanında sağlık-ekonomi dengesini iyi kuramadığı için turizme dayalı ekonomisi tamamen felç olmuştur. Dış yardım ve borç da bulmakta zorlanmaktadır.

Koronavirüs vakalarının düşürülememesi dolayısıyla Başbakan Hişam el-Meşişi ve ona destek veren Ennahda Partisi ile Başkan Kays Said arasındaki gerginliği artırmıştır. Said'e yakınlığı ile bilinen Sağlık Bakanı Fevzi Mehdi'yi Başbakan'ın görevden alması büyük gerginliğe yol açmıştır. Başarısızlığın kendisine fatura edilmesinden korkan Said, karşı hamle yaparak Hükümeti ve ortağı Ennahda Partisi'ni yolsuzlukla köşeye sıkıştırmak istemiştir. Mısır'da Mursi'nin devrilmesine yol açan Temerrüd gösterilerine benzer şekilde, 25 Temmuz günü yolsuzluğa karşı yapılan gösteriler, Ennahda ofislerine saldırı ve yağmaya dönüşmüştür. Her ne kadar sayıca çok kalabalık olmasa da Cumhurbaşkanı Said, burada kendisine yetki biçmiş ve olağanüstü hal ilan ederek, yasama, yürütme ve yargı yetkilerini kendi elinde toplamıştır.

Katı laikçilik

Tunus'ta diğer Arap ülkelerinde görülmeyen, Burgiba döneminden beri devam eden katı bir laiklik anlayışı vardır. Laik grupların sistem içinde ekonomi ve bürokrasideki ağırlıkları, medya gücü ve dış bağlantılarına kıyasla toplumsal tabanları çok güçlü değildir. Devrimden sonra İslami Nahda Partisi'nin seçimlerden güçlü çıkması laik ve muhafazakar kesimler arasındaki gerginliği artırmış, devlet içinde güçlü laik kesimler demokrasi mücadelesini Ennahda ile mücadeleye dönüştürmüştür. Bu çerçevede Ennahda Hareketi de Körfez kaynaklı darbecilerin hedefi olmuştur. Kays Said'in daha önce işbirliği yaptığı Ennahda'ya karşı dönmesinin kişisel güç mücadelesi olmasının yanında Körfez ve Fransa ile bağlantılı olduğu tahmin edilebilir. Darbe kampı için, Mısır ve Libya'da gördüğümüz gibi demokrasiye karşı olduklarını söylemek yerine İhvan veya siyasal İslam'a karşı olduklarını söylemek daha araçsal olmuştur.

Hedef Nahda değil

Kays Said'in anayasal yetkilerini aşan tasarrufu içeride ve dışarıda hızlı bir şekilde darbe olarak görülüp eleştirilmiştir ve çok güçlü olmasa da halk gösterileri yapılmıştır. Ennahda, hedefin kendisi değil demokrasi olduğunu göstermeye çalışmıştır. Bunda kısmen başarılı olduğu da söylenebilir. Darbe planı varsa bile çok güçlü ve siyaset heveslisi olmayan Tunus ordusunun darbe teşebbüsüne tam destek vermediği ve sokaklara inmediği; sadece parlamento binasını ablukaya almakla yetindiği görülmektedir. İlk açıklamasında Said, bu uygulamaya karşı çıkanları silahla tehdit etmişse de daha sonra uzlaşmacı ve toplumsal yarar söylemi öne çıkmıştır.

Popülist söylemiyle halkın ve özellikle bazı laik grupların desteğini alan Kays Said, bağımsız aday olması nedeniyle sahada çok güçlü değildir, güçlü bir kadrosu ve dayandığı bir siyasi parti de yoktur. Bu durum onu dış tesirlere açık hale getirmektedir. İçeride siyasette eskiden çok istekli olmayan orduyu siyasete çekmeye çalışmaktadır. Said'in mücadeleyi hukuki zemine taşıyacağı ve yolsuzlukla mücadele üzerinden rakiplerini zayıflatmaya yöneldiği anlaşılmaktadır. Dışarıda da demokrasi ve Siyasal İslam karşıtı güçlerin desteğini almaya hedeflemektedir.

Cumhurbaşkanı Kays Said'in Ennahda ile aşılamayacak bir husumeti yoktur ama ekonomideki başarısızlığın faturasını ona kesmek istemektedir. Dış destek için de İslamcıları siyasette istemeyen bölgesel güçlerin yönlendirmesiyle Ennahda ile mücadeleye girdiği anlaşılmaktadır. Karmaşık ve başarısız bir siyasi sistemde seçilmiş Cumhurbaşkanı'nın diğer seçilmiş gruplara karşı gerçekleştirmeye çalıştığı anayasa darbenin, hem iç karışıklıklar hem de ona destek veren dış güçlerin müdahalesi yüzünden başarılı olması da imkansızdır. Çünkü Kays Said'in bu krizi yönetecek tecrübesi, toplumsal desteği ve kadrosu da yoktur. Ayrıca, koronavirüs salgını ve derin ekonomik krizle boğuşan ülkenin bir de bu siyasi krizi kaldıramayacağı açıktır.

* Prof.Dr. Ahmet Uysal, İstanbul Üniversitesi öğretim üyesidir ve Ortadoğu Araştırmaları Merkezi (ORSAM) başkanlığını yürütmektedir; Ortadoğu uzmanı ve siyaset sosyoloğudur.

uysala@gmail.com