ABD NATO'dan ayrılacak mı?

7.04.2026

NATO, ABD'nin küresel güvenlik mimarisinin merkezinde yer alan kurumsal bir yapı özelliğine sahip. Haliyle Trump'ın NATO'dan ayrılık konusunda Kongre'nin tamamen devre dışı kalacağını iddia etmesi, hukuki açıdan kesinlik taşımıyor ve bu durum yasamayla yürütme arasında ciddi bir yetki krizine yol açma riski taşıyor.


ABD NATO'dan ayrılacak mı?

Dr. Hacı Mehmet Boyraz/Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi- Dr. Ömer Faruk Aydemir/ İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi Öğretim Görevlisi

ABD Başkanı Donald Trump, geçen hafta yaptığı açıklamada İran'la devam eden savaşta NATO müttefiklerinden beklediği desteği göremediğini belirterek ittifaka yönelik eleştirilerini sertleştirmiştir. Trump, NATO'yu "kâğıttan kaplan" olarak nitelendirerek ABD'nin NATO'dan çekilebileceğini ifade etmiştir. Avrupa'nın özellikle Hürmüz Boğazı konusunda yeterince sorumluluk almamasını eleştiren Trump, ABD'nin Avrupa'nın güvenliğini üstlendiğini fakat NATO'nun ABD'yi koruyamadığını dile getirmiştir.

Trump'ın NATO aleyhindeki söylemleri yeni değildir. İlk başkanlık döneminden beri NATO'yu maliyet üreten bir yapı olarak değerlendiren Trump, Avrupalı müttefiklerin savunma harcamalarını artırmaları gerektiğini sürekli gündemde tutmuştur. Bu çerçevede ilk görev döneminde NATO'daki müttefiklerin gayrisafi yurt içi hasılalarının en az yüzde 2'sini savunmaya ayırmaları gerektiğini vurgulamıştır. İkinci döneminde ise bu oranı yüzde 5 seviyesine çıkarma yönünde çok daha iddialı bir hedef ortaya atmıştır. Trump'ın zamanla sıklaşan ve tonu sertleşen söylemleri, diğer NATO üyelerinde rahatsızlık yaratmış ve uzun süredir tartışılan stratejik özerklik yaklaşımının güç kazanmasına zemin hazırlamıştır.

NATO her zaman hegemonyasına hizmet etti

Trump'ın söylemlerini sağlıklı değerlendirebilmek için NATO'nun işlevine kısaca değinmek gerekiyor. Bilindiği üzere NATO, 1949'da Sovyet tehdidine karşı kolektif savunma hattı oluşturma amacıyla kurulmuştu. Bu yönüyle NATO, Soğuk Savaş döneminde Batı ittifakının güvenlik mimarisinin temel taşı olarak işlev görmüş ve özellikle Avrupa'nın Sovyet yayılmacılığına karşı korunmasında kritik rol üstlenmiştir. Bunun yanı sıra Washington açısından NATO, ABD'nin siyasi ve askeri gücünü Avrupa'ya yerleştirmesini sağlayan kurumsal bir araç olarak görülmüştür. Nitekim Soğuk Savaş sonrası dönemde NATO'nun işlevini yitirdiği ve varlık sebebinin ortadan kalktığı tartışması baş göstermiştir. Ancak örgütün varlığını sürdürmesi ve genişlemeye devam etmesi, ittifakın yalnızca Sovyet tehdidine bağlı geçici bir yapı olmadığını aksine ABD'nin küresel hegemonya stratejisinin kalıcı bir parçası olduğunu açık biçimde göstermiştir. Dolayısıyla NATO, bugün dahi küresel siyasette Amerikan hegemonyasının sürdürülmesinde siyasi ve askerî açıdan merkezi bir rol oynamaya devam ediyor.

Trump'ın NATO'ya yönelik son eleştirileri, ittifakın zor zamanlarda ABD ile yeterince dayanışma göstermediği iddiasına dayanıyor. Ancak NATO ülkeleri geçmişte özellikle Afganistan başta olmak üzere birçok krizde ABD'nin yanında yer almış ve Washington'un yürüttüğü askeri operasyonlara katkı sunmuştur. Buna karşılık ABD, müttefiklerinin karşı karşıya kaldığı her güvenlik tehdidinde aynı düzeyde dayanışma sergilememiştir. Bunun en somut ve yakın tarihli örneklerinden biri Türkiye'dir. Zira Türkiye, Suriye kaynaklı güvenlik ve terör tehditleriyle yoğun biçimde karşı karşıya kaldığı dönemde NATO'dan ve ABD'den beklenen desteği alamamıştır. Türkiye, özellikle Suriye'nin kuzeyinde varlık gösteren terör örgütleri YPG/PYD/SDG ve DAEŞ'e karşı mücadelede yalnız bırakılmış ve o dönemki acil hava savunma ihtiyacına rağmen Patriot sistemlerine erişememiştir. Bu durum, Trump'ın dile getirdiği eleştirilerin seçici ve pragmatik bir bakış açısına dayandığını yeterince ispatlıyor. Dolayısıyla Trump'ın iddialarının aksine asıl sorun, NATO'nun bütünüyle işlevsiz olması değil ittifakın kriz anlarında hangi üyeler için ne ölçüde devreye girdiğiyle ilgilidir.

NATO İran'a angaje olmak zorunda değil

NATO'nun temelini oluşturan kolektif savunma ilkesi, üye ülkelerden birine yönelik doğrudan bir silahlı saldırı gerçekleşmesi halinde devreye girer. Oysa ABD/İsrail-İran savaşında böyle bir durum söz konusu değil çünkü bu kriz doğrudan NATO'ya ve üye ülkelere yönelik bir saldırı barındırmıyor. Bunun aksine taraflar arasındaki çatışmalar ABD'nin İsrail'e verdiği askeri destek çerçevesinde şekilleniyor. Dolayısıyla NATO üyelerinin bu çatışmaya kolektif savunma kapsamında angaje olmalarını gerektirecek bir durum söz konusu değil.

Aynı şekilde ABD dışındaki NATO üyeleri, İran'la yaşanan krize doğrudan angaje olmak istemiyor çünkü İran'ı "alan dışı" bir bölge olarak değerlendiriyorlar. Bilindiği üzere NATO jargonunda alan dışı kavramı, ittifakın coğrafi sorumluluk sahası olan Kuzey Atlantik bölgesi dışındaki tehdit ve kriz alanlarını ifade ediyor. Buna göre söz konusu bölgenin dışındaki kriz durumlarında NATO üyeleri açısından otomatik bir müdahale ya da kolektif savunma yükümlülüğü doğmuyor. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron gibi siyasi elitlerin açıklamalarından da anlaşıldığı üzere Avrupa ülkeleri, bu durumu gerekçe göstererek İran konusunda ABD ile sahada birlikte yer almak istemiyor.

ABD'nin NATO'dan ayrılma ihtimali çok düşük

Trump'ın tehditlerinin aksine ABD'nin NATO'dan çıkma ihtimali dört gerekçeden ötürü oldukça düşüktür. Öncelikle hatırlatmak gerekir ki hegemonik istikrar teorisi, uluslararası sistemde istikrarın büyük ölçüde baskın bir gücün varlığına bağlı olduğunu ileri sürer. Bu yaklaşıma göre hegemon güç sadece askeri kapasitesiyle değil aynı zamanda kurduğu kurumsal düzen ve oluşturduğu yapılar üzerinden sistemin işleyişini şekillendirir. Yani hegemon güç, etki alanını genişletebilmek için uluslararası örgütleri bir araç olarak kullanılır. Meseleye bu perspektiften bakıldığında ABD'nin küresel liderliğini sürdürmek için NATO gibi kurumsal yapıları etkin biçimde kullanır ve bunlara ihtiyaç duyar. Dolayısıyla ABD'nin NATO'dan çekilmesi yalnızca bir ittifaktan ayrılma anlamına gelmez aynı zamanda kendi küresel etki alanını daraltır.

İkinci olarak NATO'nun ABD açısından aynı zamanda önemli bir ekonomik araç olduğu unutulmamalıdır. Zira ABD, NATO üyesi ülkelere her yıl milyarlarca dolarlık savunma sanayii ürünü satıyor ve bu durum Amerikan askeri sanayisi için ciddi bir gelir kaynağı oluşturuyor. SIPRI verilerine göre ABD'nin 2020-2024 döneminde en fazla silah ihracatını yüzde 35 ile Avrupa ülkelerine yapması, NATO'nun ABD açısından yalnızca güvenlik değil aynı zamanda ekonomik bir nüfuz alanı olduğunu açık biçimde ispatlıyor. Bu nedenle NATO'dan çekilmek Washington'un küresel ekonomik çıkarlarına da zarar verir.

Üçüncü olarak ABD'nin NATO'dan çekildiği senaryoda Avrupa'daki Amerikan güvenlik garantisinin ortadan kalkmasıyla kıtadaki Amerikan askeri varlığının sürdürülebilirliği tartışmalı hale gelir. Bu durumda Avrupa'nın farklı bölgelerine yayılmış olan 50'ye yakın Amerikan tesisinin kapanması ya da önemli ölçüde küçülmesi tartışılmaya açılır. Böylesi bir gelişme, ABD'nin Avrupa üzerindeki askeri ve stratejik etkisini doğrudan zayıflatır ve Washington'un küresel güç projeksiyonunu kısıtlar.

Dördüncü olarak ABD'nin NATO'dan çekilmesi, ittifakın en güçlü ve belirleyici aktörünü kaybetmesi anlamına gelir. Bu durum NATO'nun yalnızca zayıflamasına değil uzun vadede dağılmasına kadar varabilecek bir süreci tetikleyebilir. ZiraNATO'nun askeri kapasitesi, caydırıcılığı ve operasyonel gücü büyük ölçüde ABD'ye dayanıyor. Öyle ki NATO Genel Sekreteri Mark Rutte'nin Mart 2026'da paylaştığı rapora göre geçen yıl İttifakın toplam savunma harcamalarının yaklaşık yüzde 60'ı ABD tarafından karşılanmıştır. Avrupa ülkeleri ise ulusal güvenliklerini uzun yıllardır bu yapı üzerine inşa ettikleri için hala NATO'ya ve dolayısıyla ABD'ye olan bağımlılıklarını dengeleyebilecek alternatif bir savunma mimarisi geliştirememiştir. Bu nedenle ABD'nin anlık bir kararla NATO'dan çekilmesi halinde Avrupa'da ciddi bir güç ve güvenlik boşluğu ortaya çıkarır. Bu boşluk sadece askeri olduğu kadar siyasi sonuçlar da doğurur ve Avrupa'nın özellikle Rusya karşısındaki kırılganlığını artırır.

Bunların yanı sıra ABD'nin NATO'dan çekilmesi, Avrupa kamuoyunda Amerikan karşıtlığını tetikleyebilir ve transatlantik ilişkilerin toplumsal zeminini de aşındırabilir.Özellikle son yıllarda Avrupa'da artan stratejik özerklik tartışmaları ve ABD'nin tek taraflı politikalarına yönelik eleştiriler dikkate alındığında böyle bir adım, mevcut güvensizlik ortamını daha da derinleştirebilir. Bu nedenleNATO'dan çekilmesi, ABD'nin genel olarak dünyada ve özel olarak Avrupa'daki yumuşak gücünü ve ülke imajını da zayıflatabilir.

Popülist siyasetin ürünü

Tüm bunlara dayanarak Trump'ın NATO'dan çekilme yönündeki söylemleri popülist siyaset tarzının bir parçası olarak değerlendirilebilir. Zira Trump'ın "Önce Amerika" sloganıyla şekillenen dış politika anlayışı, uluslararası yükümlülükleri ve müttefiklik ilişkilerini iç kamuoyuna maliyet olarak sunan bir çerçeveye dayanıyor. Bu bağlamda söz konusu açıklamaların büyük ölçüde müttefikler üzerinde baskı kurmaya ve özellikle Avrupa'yı daha fazla sorumluluk almaya zorlamaya yönelik "sopa gösterme" stratejisinin parçası olduğu söylenebilir. Nitekim Trump'ın geçmişte NATO üyelerinin savunma harcamalarını artırmalarına yönelik ısrarı da bu yaklaşımın bir ürünü olmuştur. Yine de Trump'ın öngörülemez ve zaman zaman ani kararlar alabilen bir siyasi lider olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir. Bu durum, düşük ihtimal de olsa ABD'nin NATO'dan çekilmesi gibi radikal bir senaryonun tamamen dışlanamayacağı anlamına geliyor.

Son olarak Trump, NATO'dan ayrılma kararı alması halinde Kongre'nin buna engel olamayacağını dile getirmiştir. ABD Anayasası, uluslararası antlaşmaların onaylanması konusunda Senato'ya açık bir rol verirken bu anlaşmalardan çekilme yetkisinin kime ait olduğu konusunda net bir düzenleme içermiyor. Bu da doğal olarak yürütmeye belirli bir hareket alanı tanıyor. Nitekim Trump'ın bu yılın başında "ABD karşıtı, gereksiz ve müsrif" olarak nitelendirdiği 66 uluslararası kuruluştan çekilme talimatı vermesi, Başkanın bu tür konularda inisiyatif alabildiğini gösteriyor. Ancak NATO söz konusu olduğunda mesele siyasi ve hukuki açıdan daha tartışmalı hale geliyor. Zira NATO, bahsi geçen 66 kuruluşun aksine ABD'nin küresel güvenlik mimarisinin merkezinde yer alan kurumsal bir yapı özelliğine sahip. Haliyle Trump'ın NATO'dan ayrılık konusunda Kongre'nin tamamen devre dışı kalacağını iddia etmesi, hukuki açıdan kesinlik taşımıyor ve bu durum yasamayla yürütme arasında ciddi bir yetki krizine yol açma riski taşıyor.