Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Hamdullah Baycar, İran'ın Hürmüz Boğazı'na yönelik hamlesini ve bunun doğurabileceği olası gelişmeleri AA Analiz için kaleme aldı.
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları sonrasında Tahran'ın verdiği karşılık iki boyutlu oldu. Bir yandan İsrail ve bazı Körfez ülkelerine yönelik füze saldırıları gerçekleştirilirken, diğer yandan Hürmüz Boğazı ticari ve askeri geçişlere büyük ölçüde kapatıldı. Ancak bu hamleler yalnızca askeri bir karşılık değil, aynı zamanda stratejik bir baskı aracı olarak okunmalıdır. Boğaz'ın kapatılması ve Körfez'e yönelik saldırılar, savaştan etkilenecek bölgesel ve küresel aktörlerin ABD üzerinde baskı kurmasını hedeflemektedir. Küresel petrol ve doğal gaz ticaretinin yaklaşık yüzde 20'sinin Hürmüz'den geçmesi bu stratejiyi daha da etkili kılmaktadır. Bu nedenle petrol ve gaz fiyatlarındaki artış, Hürmüz Boğazı'ndaki kesintinin küresel ekonomi üzerindeki etkilerini savaşın en kritik başlıklarından biri haline getirmiştir.
KÜRESEL ENERJİ PİYASALARI VE SİYASİ DENGELERİran, olası bir çatışma durumunda Hürmüz Boğazı'nı kapatabileceği yönünde daha önce uyarılarda bulunmuştu. Ancak bu caydırıcılığın karşı tarafı savaştan vazgeçirmeye yetmediği görülmektedir. Tarihsel olarak, stratejik geçiş hatlarının kriz üretme kapasitesi bilinmektedir. 1956 Süveyş Krizi bunun çarpıcı bir örneğidir. Mısır'ın Süveyş Kanalı'nı millileştirmesi sonrasında yaşanan askeri müdahale ve geri çekilme, bu tür hatların jeopolitik bir mücadele alanı olduğunu göstermiştir. Bugün Hürmüz etrafında yaşanan gelişmeler de benzer şekilde küresel enerji piyasaları ve siyasi dengeler üzerinde doğrudan etki yaratmaktadır.
Hürmüz Boğazı'nın önemi, ABD açısından doğrudan enerji bağımlılığıyla ilgili değildir. ABD'nin günlük yaklaşık 6 milyon varili aşan petrol ithalatının yalnızca yaklaşık 500 bin varilinin Basra Körfezi'nden gelmesi, Hürmüz'ün doğrudan enerji arzı için hayati olmadığını göstermektedir. Buna karşın, küresel petrol fiyatlarındaki artış ABD iç piyasasına doğrudan yansımaktadır. Körfez petrolünün yaklaşık yüzde 80'inin Çin ve Japonya başta olmak üzere Asya'ya yönelmesi, üretim maliyetlerini artırarak küresel tedarik zincirlerini etkilemektedir. Bu da dünya genelinde ABD de dahil olmak üzere hayat pahalılığını artırmaktadır.
HÜRMÜZ BOĞAZI MİLLİLEŞİYOR MU?
İran'a yönelik saldırıların başladığı 28 Şubat'tan bu yana Tahran'ın Hürmüz politikası dalgalı bir şekilde seyretmektedir. İlk aşamada yalnızca ABD ve İsrail'e ait gemilere Boğaz'ın kapalı olduğu duyurulurken, kısa sürede bu kısıtlama tüm gemileri kapsayacak şekilde genişletilmiş ve geçişi zorlayan unsurlara karşı sert önlemler alınacağı ilan edilmiştir. Bununla birlikte, İran daha sonra Türkiye, Pakistan, Hindistan, Çin ve Rusya gibi ülkelerin belirli sayıda gemisinin geçişine izin vermiştir. Bu geçişlerin diplomatik anlaşmalar çerçevesinde mi yoksa ücretlendirme gibi koşullara mı bağlı olduğu henüz netlik kazanmamıştır.
AYLIK ORTALAMA 700–800 MİLYON DOLARLIK GELİRİran'ın Hürmüz Boğazı'nı yalnızca siyasi bir baskı aracı olarak değil, aynı zamanda ekonomik bir kaldıraç olarak kullanmak istediğine dair güçlü işaretler bulunmaktadır. Çeşitli çalışmalarda, İran'ın güvenli geçiş için gemi başına yaklaşık 2 milyon dolar ücret talep ettiğine dair iddialar yer almaktadır. Günde yaklaşık 20 milyon varil petrol ve doğal gazın geçtiği Boğaz'da, bu tür bir ücretlendirme aylık 800 milyon doların üzerinde gelir potansiyeline işaret etmektedir. Bu rakam, İran'ın aylık petrol gelirinin yaklaşık yüzde 15'inden fazla bir orana karşılık gelmektedir. Süveyş Kanalı'ndan elde edilen aylık ortalama 700–800 milyon dolarlık gelirler dikkate alındığında, yaptırımlar altındaki İran için bu potansiyel kaynak daha da önem kazanmaktadır.
TÜRKİYE'DEN HÜRMÜZ BOĞAZI İÇİN ARA FORMÜLRusya-Ukrayna Savaşı sırasında benzer bir kriz, Rusya'nın deniz geçişlerini kısıtlamasıyla ortaya çıkmış ve küresel gıda fiyatlarını yükseltmişti. Türkiye'nin arabuluculuğunda hayata geçirilen Tahıl Koridoru Anlaşması ise sorunu kısmen yönetilebilir hale getirmişti. Hürmüz Boğazı ve İran-ABD/İsrail gerilimi bağlamında da benzer arabuluculuk girişimleri gündemdedir. Bu çerçevede Türkiye ve Pakistan'ın öncülüğünde, İslamabad'da Türkiye, Pakistan, Mısır ve Suudi Arabistan'ın katılımıyla bir zirve gerçekleştirilmiştir. İran'ın Pakistan'a ait gemilerin geçişine izin vermesi ve Türkiye'ye yönelik olumlu mesajlar vermesi, bu ülkelerin ara formül geliştirme kapasitesine işaret etmektedir. Bu çerçevede Türkiye ve Pakistan gibi aktörlerin Hürmüz'de müzakere edilmiş bir geçiş düzeninde rol oynama ihtimali artmaktadır.
HÜRMÜZ'DE ÇÖZÜM MÜMKÜN MÜ?
İran, gerek diplomatik bir kaldıraç olarak gerekse geçiş ücretleri üzerinden ekonomik bir araç olarak Hürmüz Boğazı'nda önemli bir güç elde etmiş görünmektedir. Ayrıca bazı raporlarda, İran'ın geçiş ücretlerini ABD doları yerine Çin yuanı üzerinden talep ettiğine dair iddialar yer almaktadır. Bu durum yalnızca ekonomik bir tercih değil, aynı zamanda ABD dolarının küresel hegemonyasına yönelik sembolik bir meydan okuma olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra yuan kullanımı, İran'ın ABD yaptırımlarını kısmen aşma ve finansal işlemlerini dolar sisteminin dışına taşıma çabasının bir parçası olarak da okunabilir.
ABD VE İRAN'DAN BARIŞ TEKLİFLERİİran, halihazırda bazı gemilerin geçişine gerek ücret karşılığı gerekse diplomatik kanallar üzerinden izin vermektedir. Ancak Tahran'ın bu uygulamayı daha kalıcı hale getirmek için hukuki bir zemin arayışında olduğu görülmektedir. Bu çerçevede, Süveyş Kanalı örneğine benzer şekilde geçiş ücretlerinin meşruiyeti tartışılmaktadır. Bu arayış yalnızca ulusal hukukla sınırlı değildir. Nitekim ABD'nin Hürmüz Boğazı'nın açılmasını da içeren 15 maddelik taleplerine karşılık İran'ın 5 maddelik bir karşı teklif sunduğu ve bu teklif içerisinde Boğaz üzerindeki egemenliğinin tanınmasına yönelik unsurların yer aldığı görülmektedir. Bu durum, Tahran'ın Hürmüz'ün geleceğinde daha belirleyici bir rol üstlenme hedefini ortaya koymaktadır.
Uluslararası hukuk perspektifinden bakıldığında, İran'ın Hürmüz Boğazı üzerinden geçişi kısıtlama ve ticarileştirme yönündeki girişimleri tartışmalıdır. Boğaz, en dar noktasında yaklaşık 21 deniz mili genişliğinde olup kuzeyde İran, güneyde ise Umman tarafından çevrelenmektedir. Her iki ülkenin 12 deniz mili karasuyu ilan etmesi nedeniyle bu kesimde Boğaz fiilen tamamen kıyı devletlerinin karasuları içinde kalmaktadır. Ancak bu durum, kıyı devletlerine mutlak kontrol yetkisi tanımamaktadır. Uluslararası deniz ulaşımında kullanılan bu tür boğazlar "geçiş serbestisi" rejimine tabidir ve kıyı devletlerinin geçişi durdurmasını veya keyfi biçimde sınırlamasını yasaklamaktadır. Her ne kadar İran 1982 Birleşmiş Milletler (BM) Deniz Hukuku Sözleşmesi'ne taraf olmasa da, bu ilkelerin büyük ölçüde örfî hukuk haline gelmiş olması, Tahran'ın bu kurallardan tamamen bağımsız hareket edemeyeceğini göstermektedir.
"HÜRMÜZ DOĞAL BİR ULUSLARARASI GEÇİŞ HATTIDIR"İran, BM Şartı'nın 51. maddesi kapsamında sınırlı bir meşru müdafaa hakkına dayanmak isteyebilir. Ancak bu tür önlemlerin gerekli ve orantılı olması gerektiğinden, Boğaz'ın tamamen kapatılması ya da tarafsız ticari gemilerin hedef alınması uluslararası hukuk açısından meşrulaştırılması güç adımlar olarak değerlendirilmektedir. Bir diğer tartışmalı konu ise İran'ın geçişleri ücrete bağlama veya önceden onaya tabi kılma girişimleridir. Süveyş Kanalı'nda ücretlendirme hukuken mümkünken, Hürmüz doğal bir uluslararası geçiş hattıdır ve burada ücret talep edilmesi serbest geçiş ilkesinin ihlali olarak değerlendirilmektedir.
Bu bağlamda İran'ın mevcut uygulamaları, hukuki bir düzenlemeden ziyade coğrafi konumunu kullanarak ekonomik ve siyasi taviz elde etmeye yönelik bir "stratejik zorlayıcılık" örneği olarak öne çıkmaktadır. Ancak Hürmüz Boğazı'nın geleceği, İran'ın sahadaki performansı kadar müzakere süreçlerinde izleyeceği stratejiye ve devletler ile küresel şirketlerin vereceği tepkilere bağlı olarak şekillenecektir. Bu çerçevede Hürmüz'de yaşananlar, geçici bir krizden ziyade küresel enerji güvenliği, deniz hukuku ve jeopolitik dengelerin yeniden tanımlandığı yapısal bir dönüşüme işaret etmektedir.
[Dr. Hamdullah Baycar, Karadeniz Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesidir.]* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editoryal politikasını yansıtmayabilir.




