01 Aralık 2020 Salı / 15 RebiülAhir 1442
Gece modu

Aydemir: Lisede çok güldük o neşe hala sürüyor

Milyonları güldüren ‘Çalgı Çengi’ serisinin senarist ve yönetmeni Selçuk Aydemir komedinin şifresini verdi. Aydemir’in kitabıyla aynı dönemde doğan minik kızına da bir mesajı var: Sevgili kızım Bahar, en güzel çözüm annene benzemek. Aklını kullan lütfen. Bana imkan verseler ben bile anana çekmek isterdim. Baban gibi olma.

HALE KAPLAN ÖZ08 Nisan 2017 Cumartesi 16:12 - Güncelleme: 08 Nisan 2017 Cumartesi 16:12

İzlenme rekorları kıran ‘Çalgı Çengi’ film serisinin, ‘İşler Güçler’, ‘Kardeş Payı’ gibi fenomen televizyon dizilerinin senarist ve yönetmeni Selçuk Aydemir’in geçtiğimiz hafta ikinci kitabını yayınlandı. ‘Arkadaşlar’ serisinin devamı niteliğindeki ‘Liseden Arkadaşlar’ isimli kitap, Aydemir’in lise döneminden gerçek ve çokça komik kesitler içeriyor. Ünlü yönetmen, çocukluk ve ilk gençlik yıllarını yazmanın kendisine terapi gibi geldiğini söylüyor.

İki kitabınız yayınlandı: ‘Mahalleden Arkadaşlar’ ve ‘Liseden Arkadaşlar.’ Gençlik dönemini yazmanızın cazibesinden ve bu tercihin nedenlerinden başlayalım.

Kendimce, en iyi bildiğim sorudan başlıyorum diyelim. Bir karakter ve hikaye oluştururken ilk tercihim hep yakın çevrem ve tanıdığım insanlar olur. Karakterin köşelerini nereye uzanıp, nereye asla girmeyeceğini gerçek hayattaki tutumundan kestirmek çok daha kolay. Bazı eklemelerle gerçek karakterleri yazmayı tercih ediyorum. Anıları kurgulamak ise geçmişe hoş bir yolculuk aslında. Bazen “Ne günlerdi” dediğiniz şeyi olduğu gibi koyabiliyorsunuz, bazen de “Keşke öyle değil de böyle” olsaydı deyip hoş olmayan anılarınızı düzeltebiliyorsunuz. Terapi gibi geliyor bana. Kendimle baş başa kalıp, tamamlanmamış hikayeleri noktalıyorum.

Kitap keyifle okunuyor. Hatta insan kendini tutamıyor zaman zaman kahkahalar yükseliyor. Yazarken mi bu kadar eğlendiniz yoksa yaşarken de gülüyor muydunuz? Bu neşe ne kadar sürdü?

O neşe çok şükür ki hâlâ sürüyor. Hiçbirimiz dört dörtlük, dertsiz tasasız hayatlar yaşamıyoruz. Aksi dünyanın matematiğine ters, mümkün değil. Eminim okuyucuların çoğunun benim hayatımdan çok daha neşeli hayatları vardır. Nasıl baktığımız önemli. Yaşadığım hikayelerde gülünecek noktaları görmemezlik etmiyorum, benim için büyük espriler gizli ve ben sürekli onların ensesindeyim.

Nasıl hayaller kurardınız o vakitler? Düşleriniz ne kadar büyüktü? Yönetmen ve yazar olmayı istemiş miydiniz hiç?

Evet, kendimi bildim bileli. O konuda pek rastlantısal gelişmedi olaylar. Uçak Mühendisliği okurken de bu mesleği yapmak istiyordum, orta ikinci sınıfta kavimler göçünü dinlerken de. Ailem ve birçok akrabam hayatını sinemadan kazanıyordu. Babam sinemacılıkla alakalı ne iş varsa yaptı. Büfesini işletti, yer gösterdi, otoparkında bile çalıştı. Çocukluğum sinemada geçti. İçine doğdum resmen. Ondan başka da hayal kuramadım. Sadece küçük yaşta bunu babama söylediğimde tepkisi biraz ağır olduğu için uzun süre ailemden gizlemem gerekti. Uğruna başka bir bölümde üniversite okuyup, o işi 1.5 sene yapacak kadar...

Girişimci ruhunuz sıkça vurgulanıyor kitapta. Tanıdık sizi, o yönünüze biz de şahitlik ettik. Ama belki hala büyük bir proje vardır girişimci ruhunuzda...

Olmaz mı? Hala çevremde “Yapamazsın” diyenlerle örülü bir duvar var, mücadelem devam ediyor. Dokuz yaşındaki Selçuk’un hayatı pek değişmedi aslında. Dillendirmektense yapıp “Bakın olabiliyormuş” demeyi tercih ediyorum.

“Küçükçekmece insanı yoklukla yoğrulmuştu bir kere, yokluk insanın sayısal zekasını kamçılar” kot bahsinde okuyoruz bu cümleyi. ‘Çevre’de olmanın, bu atmosferde büyümenin verimleri nelerdir?

Benim yöntemim malum, tanıdığım insanları ve hikayeleri yazmak. O ‘Çevre’ bana Tüpçü Fikret’i, Salih Abi’yi, Sezai Usta’yı, Salih’i, Gürkan’ı, Metin ve Ali tesisatçı kardeşleri, Hamiyet’i, Tahsin’i, mahalle bilincini, yazdığım tüm dizi, film ve kitapları sağladı. Böyle bakınca ne kadar da verimliymiş.

Hem edebiyatta hem sinemada ‘din’ denilince aklına yobaz hoca karakterinden başka bir şey gelmeyen, sabah ezanını güneş doğduktan sonra okutan sanatçıların işlerini izledik durduk senelerce. Sizde durum farklı. Namaz kılan dede, Fatiha ezberleten anne, cennete girmek için 600 sayfalık bir kitap öneren din kültürü hocası... Hayatın içinde, canlı bir öğe olarak dinin varlığı kitaplarınızı ve diğer işlerinizi de elbet- sahici ve samimi kılan etkenlerden diye düşünüyorum. Yanılıyor muyum?

Kesinlikle yanılmıyorsunuz. Çünkü gerçek. Çünkü hayatın tam da göbeğinde. Çünkü hayatımızda büyük yeri var. Ben sabah namazında cami kapısının anahtarıyla yola koyulan dedemi anlatırken, onun hikayesinden dini nasıl çıkartabilirim? Ya da hayatıma dönüp baktığımda gerçek karakterler yazacağım deyip sonra da onların hayat damarını nasıl görmezden gelebilirim? Kişisel durumumu kenara bırakarak sadece meslek etiği çerçevesinde bile kendime yapamayacağım bir haksızlıktır. Diğer taraftan şöyle bir tespitim var: Benim ailem, akrabalarım mahallem için en özel anıların içinde ve hep yüz gülümsetecek şekilde vardı din. Bizim için hep sempatikti. Bazı insanların hayatında ise dindar insanlar kötü örnek oluşturacak davranışlar sergilemiş durmuş. Oradaki kir-pas insandadır, sanırım onların vurgulamak istediği de o insanların kişiliklerindeki kusurlardı ama bazı hassasiyetleri göz ardı ettikleri için bahsettiğiniz örnekleri izledik. İnsan kendisinin ‘bir örnek’ olabileceğini anlayıp ona göre davrandığında o sorun da eminim çözülecektir.

Kitabın yayınlandığı günlerde henüz baba olduğunuzu kitabın girişinde Burak Aksak’ın notundan öğreniyoruz. Bir anne klişesidir: Anne olunca anlarsın! Çok erken belki ama baba olunca neyi anladınız?

Henüz net bir babalık hissiyatı gelmedi, bu konuda dürüst olmak lazım. Aynı dönem baba olmuş biri “Bana niye gelmedi o duygu” diye düşünmesin, galiba konuşup baba diyene kadar evdeki öteki adamız biz. Şimdilik acı biçimde şunu öğrendim: 24 saat çok uzunmuş. Bundan önce ben zamanımı pek hoyrat kullanmışım.

Kitapta babanızın “Bana zararın dokunmasın da ne yaparsan yap” sözünün hayatta duyduğunuz en güzel cümlelerden biri olduğunu söylüyorsunuz. Kızınız size benzesin ister misiniz? Onun duyduğunda “En güzel cümle” diye düşüneceği temenniniz ne olurdu?

Sevgili kızım Bahar, en güzel çözüm annene benzemek. Aklını kullan lütfen. Bana imkan verseler ben bile anana çekmek isterdim. Baban gibi olma.

Yazarlık ağırlık vermeyi düşündüğünüz bir alan mı? Nasıl devam etsin istiyorsunuz bu yolculuk?

Yönetmenliğini yaptığım işlerin aynı zamanda yazarı olduğum için, iki kitabı da eklersek yazarlık serüveni daha önde. Benim tam zamanlı mesleğim yazarlık, mevsimlik olarak da yönetmenlik yapıyorum. Film, dizi ve kitap dünyası devam edecek gibi duruyor. Kısmet olursa bir tiyatro oyunu yazmak istiyorum. Bir kaç defa denedim sürekli başka işler girdi araya. Haldun Taner ruhunda bir kabare komedi yapabilmeyi çok isterim.

‘Liseden Arkadaşlar’ sinematografik öğelerle dolu bir kitap. İleride senaryolaştırmayı, film yapmayı düşünür müsünüz?

Arkadaşlar serisini beyaz perdede görmeyi çok isterim. Ben mi yaparım? Bir başkası mı uyarlar, çeker bilemiyorum. Doğrusu belki de başka birinin yapması olabilir. Dışarıdan bir gözün ortaya koyduğunu izlemek daha keyifli olabilir. Birkaç senedir üzerine konuşuyoruz yakın zamanda netlik kazanacak.