Kültürlerin ortasında Mimarlar Mezarlığı

Gülcan Tezcan05 Şubat 2014 Çarşamba 01:55 - Güncelleme: 05 Şubat 2014 Çarşamba 01:58

Toplumsal cinsiyet, azınlıklar, ötekinin kültürel mirası, kent antropolojisi, gündelik yaşam sosyolojisi üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan sanatçı, yazar ve antropolog Tayfun Serttaş, Studio-X’te açılan ve 28 Mart’a kadar sürecek Mimarlar Mezarlığı adlı sergisinde mimar kavramının ulus kimliği üzerinden nasıl yeniden inşa edilmek istendiğine dikkat çekiyor. Serttaş’la sergiyi ve arkaplanını konuştuk.

- Mimarlar Mezarlığı nasıl bir düşünsel arka plandan besleniyor? 

Birey bir modern zaman çocuğu, mimar da ondan bağımsız değil. Günümüzdeki anlamıyla ‘mimar’ bu süreçte bireyselleşti. Hangi etnik gruptan olursa olsun, İstanbul’da 1870’ten önceye ait bir mimar yazıtı ile karşılaşamayız. Alexandre Vallauri, Raymondo d’Aronco, Giulio Mongeri, Balyanlar ya da Fossattiler gibi haklarında epeyce monografik bilgiye sahip olduğumuz dönemin majör mimarlarının yanında, isimleriyle tesadüfen binalar üzerinde karşılaştığımız ancak başka bir bilgiye ulaşamadığımız bu topluluk, sivil mimariyi Batı standartlarına taşıdı. Fakat o kadar önemli bir şey daha yaptılar; yazıtlara başvurdular. Mimarlar Mezarlığı mimar yazıtları üzerinden, bir mesleki zümrenin bireyselleşme deneyimini günümüz tartışmalarına bağlıyor. O nedenle konu mimarinin 'mimari tartışmalarından' ibaret değil, kültürel kimliğin kesintiye uğraması ve ciddi bir zeminin ayaklarımızın altından kaymış olması bugünün temel çözümsüzlüğü. 

- Şehrin kimliğine müdahale edilirken ve bir 'Türkleşme' amacı güdülürken neden mimarlar hedef alınmış sizce?

Yalnızca mimari değil, dilden müziğe kadar neredeyse tüm alanlar revize edildi. Ancak mimari, devletin ideolojik yapısını sergilemesi açısından muhakkak ayrı bir öneme sahipti. Birinci Ulusal Mimarlık Akımı’nın arka planındaki düşünce sistemi açısından, Osmanlı Batılılaşması süresince ‘ötekilere’ kaptırılan bu alanı ele geçirme kaygısı vatanın kurtuluşu kadar elzem. Dolayısıyla mimarlık, mesleki bir etkinlikte bulunmaktan çok daha fazlası. O, kültür ve ekonominin yeniden fethinin bileşeni; ideolojik arınmanın yegane temsilcisi... İttihat ve Terakki ile başlayan ekonomiyi Türkleştirme politikaları, erken Cumhuriyet’ten itibaren mimariyi fethedilmesi gereken bir alan olarak revize ediyor. Önceki dönemin birikiminden miras alınmaksızın, kavramlar da dahil her şeyin üzeri örtülüyor. Adı ‘Dil Devrimi’ kadar net konulmamakla birlikte, ulus devlet mimari alanda da devrime hazır sayılıyor. Başkentin Ankara’ya taşınmasıyla devlet, İstanbul mimarlık sektörünün eski üyelerinden proje ve tasarım hizmeti talep etmeyi durduruyor. Mimar kavramının ulus kimliği üzerinden inşa edilmesi, yüzyılları bulan sivil mimari birikimin ve aktörlerinin toplumsal hafızadan tamamen silinmesiyle sonuçlandı.

Cité Internationale des Arts’ın bu yılki misafiri Tayfun Serttaş

Mimarlar Mezarlığı adlı sergisiyle gündemde olan Tayfun Serttaş, bugünlerde Paris’teki Türkiye Sanatçı Atölyesi’nde çalışmalarını sürdürüyor. İstanbul Kültür Sanat Vakfı (İKSV) tarafından 2009’da düzenlenen “Fransa’da Türkiye Mevsimi” vesilesiyle Paris’in en köklü sanat kurumlarından Cité Internationale des Arts’da yirmi yıllığına kiralanan “Türkiye Sanatçı Atölyesi”, görsel sanatlar alanında çalışan sanatçılara üç ay Paris’te yaşama ve çalışma imkânı sunuyor. Mart ayının sonuna kadar Cité Internationale des Arts’ın misafiri olacak yılın ilk sanatçısı Tayfun Serttaş.

 

Hindistan'ın göz yumduğu utanç! Açlıktan ölen annesini uyandırmaya çalışan çocuk izleyenleri yasa boğdu