Beril DEDEOĞLU

bdedeoglu@stargazete.com

ABD-Suudi Arabistan ilişkilerinde darbeli model

08 Kasım 2017 Çarşamba

Suudi Arabistan’da “ılımlı İslam’a” diye başlayan dönüşüm, bir tür darbe sürecine dönüşmüş gibi. Veliaht Prens Bin Salman, yolsuzlukla mücadele amacıyla kurulan bir Komite’nin başına bizzat Kral tarafından getirildi; Komite de yolsuzlukla mücadele etmeye başladı.

Mücadele öncelikle Bin Salman’a muhalefet eden, taht adayı olabilecek prens ve eski bakanların bertaraf edilmesi şeklinde işletildi. Helikopterler düştü, prensler öldü, bazı prensler başka biçimlerde öldü; ancak hayatlarını nasıl kaybettikleri hakkında bilgi verilmedi. Ardından geri kalan birçok prens, bakan ve ordunun üst düzey görevlileri lüks bir otel hapishaneye dönüştürülerek oraya kapatıldı.

Ölen-öldürülen saray mensuplarının yolsuzlukları vardıysa bunun hesabı nasıl sorulacak, orası açık değil. Otele hapsedilen kişilerin yargılanmaları mümkün olabilecek mi, orası da belli değil. Açık olan tek konu, tüm bu kişilerin mal varlıklarına el konacak olması.

El konacak zenginliklerin miktarı öyle böyle olmadığına göre, Suudi Arabistan’ın dönüşüm meselesinin ekonomik model değiştirmekle de çok yakından ilgisi olduğu söylenebilir.

Derinleşen ilişkiler

Eski nizamı bertaraf eden Veliaht, Suudi Arabistan’da varlıklarına müdahale ettiği kişilerin aynı zamanda yurt dışındaki muhataplarına ve ilişkilerine de ket vurmuş durumda. Diğer bir ifadeyle zengin prenslerin mal varlıklarına el konduğunda, onlarla iş ilişkisi sürdüren yabancı ortakların da bir tür cezalandırılması söz konusu.

Bir ülke yapısal dönüşüme girdiğini ilan ediyor ve bunu öyle ya da böyle kan dökerek yapacak kadar radikal önlemler alıyor ise bunun mutlaka sermayenin de el değiştirmesi anlamına geldiğini hatırlatmak gerekiyor. Suudi Arabistan’da da yaşanan bu ve yolsuzlukla mücadele edildiği söylenerek aslında durum üzeri kapalı biçimde izah edilmiş oluyor.

Bu türden girişimlerin başarılı ve kalıcı olabilmesi için, uluslararası alanda etkili olan ülke ve çevrelerden “olur” almak gerekir; iktidardaki Suudi ekibin bu desteği Trump yönetiminden aldığına şüphe bulunmuyor. Trump’ın ilk yurt dışı gezisini Suudi Arabistan’a yapmış olması ve damadının bu ülkede uzun mesailer yaptığı düşünülürse, iki ülke arasındaki güçlü ittifak ilişkisinin yeniden inşa edildiğinden emin olmak mümkün.

Genişleyecek ilişkiler

İki ülkenin yeni iktidarı arasındaki güçlü ittifakın iki önemli ekseni bulunuyor. Bunlardan biri, daha önceleri ABD’deki demokratları destekleyen iş çevrelerine yatırım yapan Suudilerin varlıklarının el değiştirerek Trump’ı destekleyen çevrelere kaydırılması. İkincisi ise silah ticaretinde rakamların büyütülmesi.

Yemen’den atılan füzelerin de bu sürece fevkalade katkı sağladığını, İran tehdidine karşı Suudi Arabistan’ın desteklenmesi stratejisinin derinleştirildiği söylenebilir. İran tehdidinin iki ülke arasındaki ilişkilerin derinleşmesine meşru bir zemin kazandırdığı açık. Ancak anlaşılan o ki, ilişkiler sadece derinleşmiyor, aynı zamanda genişliyor da.

Suudi Arabistan’daki “el değiştirme” sürecine benzer biçimde ya da başka biçimlerde, Lübnan’da, Yemen’de, Körfez ülkelerinde, hatta Akdeniz’in güneyinde örnekler görme olasılığı artmış durumda. Adı yolsuzluk olabilir, siyasi davalar, ölümlü kazalar ya da ani hastalıklarla hayatını kaybedenler şeklinde olabilir. Bu, bize ABD’nin yönetimleri bu tarzlarla değiştirme konusundaki ısrarını gösteriyor. İster Obama ister Trump olsun, farklı yöntemlerle ve farklı ülkeleri hedefe koyarak da olsa, içerideki kalkışmalara dışarıdan destek verme siyaseti değişmez bir gerçeklik.