İbrahim KİRAS

ibrahimkiras@stargazete.com

Asıl mesele ne?

09 Ekim 2014 Perşembe

Suriye ve Irak’ta birdenbire devlet kurduğunu ilan edecek kadar güçleniveren IŞİD’e karşı neredeyse bütün dünya el ele vermiş mücadele ediyor gibi görünüyor. Ne var ki bu tuhaf örgüte karşı mücadele verdiğini söyleyen güçlerin her birinin kendine göre ayrı bir hesabı bu mesele üzerinden halletme peşinde olduğu ortada. 

Sözgelimi ABD liderliğinde oluşturulan askeri koalisyonun IŞİD dışındaki grupları da bombalaması tuhaf. Mesela IŞİD’in aşırılıklarına kendince karşı çıkan ve kendi içinden çıkmış olan bu nevzuhur örgüte karşı hem silahlı hem de ideolojik mücadele yürüten Nusra Cephesi’nin neredeyse IŞİD’den önce hedef alınması çok akıllıca görünmüyor dışarıdan bakıldığında... Çünkü Suriye’deki IŞİD karşıtı grupları bile zorla IŞİD çatısı altında toplanmaya itmek makul bir mücadele stratejisi olmasa gerek.

Bu bağlamda ABD ve Avrupa ülkeleriyle birlikte Ankara’nın da açık destek verdiği Özgür Suriye Ordusu’nun IŞİD’e karşı savaşmama kararı alması muhtemelen sıranın kendilerine de geleceğini düşünmelerinden. Suriye’deki hem “aşırılıkçı” hem de “ılımlı” muhalif gruplar aynı endişeyi taşıyor ve her iki kesimden de IŞİD’e katılımlar artıyor. Bu tabloya bakıp da“bu nasıl IŞİD’le mücadele” diye soran da çıkmıyor.

Buna karşılık Esed rejimi giderek kıymete biniyor. Birkaç yıl önce Şam yönetimini devirmek için elinden geleni yapıyor görünen ve bu arada Türkiye’ye de Suriye’ye müdahil olması için aklınıza gelebilecek her alanda baskı yapmaktan geri durmayan küresel ve bölgesel müttefiklerimizin şimdi Suriye rejimini adeta koruma altına alırcasına bir tavır takınmış olmaları dikkatle değerlendirilmeli.

Suriye iç savaşında rejim güçleriyle hiçbir zaman karşı karşıya gelmeyip önlerine çıkan “bir devlet sahibi olma” fırsatını değerlendirmek için öncelikle muhalif gruplarla çatışan iki örgütün, PYD ile IŞİD’in bu son süreçte öne çıkmış olmaları da tesadüf olamaz. Bu noktadan bakılacak olursa PKK’nın Suriye kolu olan PYD’nin iç savaş ortamında ele geçirmiş olduğu Kürt bölgesini IŞİD’e kaptırmasını “Kürtler katliama uğruyor” diye yansıtması ahlaksızlık. Bunun için Türkiye’yi suçlaması ise katmerli ahlaksızlık.

Daha düne kadar “Türk askeri Suriye’ye girerse vururuz” diyorlardı. Şimdi Türkiye neden bize yardım etmiyor diye kızıyorlar. Ama Türk askeri gelip de buradaki Kürtleri IŞİD’in elinden kurtarsın demiyorlar. Çünkü bu durumda Rojava’da ele geçirdikleri siyasi hâkimiyet imkânını kaybedebilirler. Onun için Türkiye bize tank ve diğer ağır silahları versin biz savaşırız diyorlar. Komediye bakın, PKK’nın Suriye koluna istedikleri ağır silahları vermediğimiz için cahil çoluk çocuğu sokaklarda “katil Türkiye” diye bağırtıyorlar! Yetmiyor, şehirleri ateşe veriyorlar. Hastanelere saldırıyorlar. Halk otobüslerini, ambulansları yakıyorlar. O da yetmiyor, ortamın karışıklığından istifadeyle PKK’nın bölgedeki en önemli rakibi konumundaki Hüda-Par çevresini hedef alarak güneydoğu sokaklarının 90’lı yıllardaki gibi kan gölüne dönüşmesine yol açacak tehlikeli bir provokasyona imza atıyorlar. 

Daha acısı, yanı başımızdaki coğrafyada neler yaşandığını anlayabilecek entelektüel kapasitesi olmayan yarı aydın güruhunun her zaman olduğu gibi PKK propagandasının gönüllü sözcülüğünü üstlenmesi. Bu arkadaşlara Rojava bölgesinde PYD’ye karşı savaşan IŞİD gruplarının da Kürtlerden oluştuğunu ve dolayısıyla “Araplar Kürtleri öldürüyor” propagandasının gerçeği yansıtmadığını anlatamazsınız. Kobani’de katliama uğramasından korkulan sivillerin ise çoktan Türkiye’ye sığındığını, yani PKK’nın burada sivilleri korumak için değil, toprağa sahip çıkmak için savaşmakta olduğunu da anlatamazsınız. Boşuna uğraşmayın. Zaten IŞİD denen örgütün eylemlerini kurban ibadetiyle bir tutan zihniyetin IŞİD’e karşı PKK’yı tercih edişi anlaşılmaz değil.

Bu arkadaşlar anlayamazlar ama IŞİD’in temsil ettiği din anlayışından daha önemlisi temsil ettiği bölge vizyonu. Mesela bu örgütün mevcut süreçte adeta durup dururken Şii Hizbullah örgütünü hedef almasının ne gibi sonuçlar doğurabileceği düşünülürse karşımızda eli bıçaklı fanatiklerden daha fazla bir güç olduğu anlaşılabilir.

Ne olursa olsun... Bölgede mezhep kimliğine dayalı bir bloklaşma yaratmak isteyenlerle etnik kimlikler temelinde ayrışma planları yapan güçlerin birbirine düşürdüğü gruplar içinde yer almamak Türkiye’nin başarısı olacak.

Otobüs şoföründen duygulandıran hareket

Otobüs şoföründen duygulandıran hareket