Bekir S. Gür

bgur@stargazete.com

Berlin işgalinden İslam üniversitesine

23 Ekim 2014 Perşembe

Berlin Üniversitesini bilirsiniz. İlk modern üniversite sayılan ve daha sonra başta ABD olmak üzere dünyanın hemen her yerinde model alınan üniversite. Şimdiki ismi, kurucusuna atıfla, Berlin von Humboldt Üniversitesi. 

Von Humboldt, Berlin Üniversitesinin fikri altyapısını Fichte ve Schleiermacher gibi Alman idealist düşünürlerine dayalı olarak geliştiriyor. Von Humboldt aslında, bilindik anlamda bir eğitimci veya hoca değil, bir diplomat ve devlet adamı.

Bir diplomat ve devlet adamının üniversite kurmakla ne ilgisi olduğunu merak edebilirsiniz.

Von Humboldt, 1806’da Napolyon’un Almanya’nın neredeyse yarısını ve ardından başkenti Berlin’i işgal etmesini, sadece askeri bir yenilgi olarak görmüyor, bunu aynı zamanda entelektüel bir yenilgi olarak görüyordu.

Bir başka ifadeyle, bir diplomat ve devlet adamı olarak von Humboldt, Napolyon’un Berlin’i işgal etmesine cevap olarak 1808’den itibaren Berlin Üniversitesini tasarlamaya girişti.

Von Humboldt, Berlin Üniversitesini 1810’da kurdu.

Geçen yazımda bahsettiğim, Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez’in uluslararası bir İslam Üniversitesini İstanbul’da kurmak için YÖK’e başvurduklarına ilişkin açıklamalarını düşündükçe, Berlin Üniversitesinin bu arka planı da zihnimi meşgul edip durdu.

Görmez’in neden böyle bir üniversiteye ihtiyaç duyulduğuna ilişkin açıklamaları oldukça önemli.

Görmez, IŞİD ve Boko Haram gibi radikal yapıları ortaya çıkaran harici sebeplerin yanında dahili sebeplerin de incelenmesi gerektiğini ve bu tür hareketlerin içerisinde bulunanların nasıl bir şeriat eğitiminden geçtiklerinin tartışılması gerektiğini vurguluyor. Ayrıca, El Ezher Üniversitesi (Mısır), Medine İslam Üniversitesi (Suudi Arabistan), İslamabad Uluslararası İslam Üniversitesi (Pakistan), Malezya İslam Üniversitesi ve El Mustafa Uluslararası Üniversitesi (İran) gibi kurumların Müslümanların sorunlarını çözecek bilgileri yeterince üretemediğine dikkat çekiyor.

Görmez; İslam dünyasındaki bu ünlü üniversitelerde verilen eğitimleri tamamlayacak, İslam dünyasının güncel sorunlarına yönelik bilgi üretecek ve Arapça, İngilizce ve Farsça eğitim verecek bir uluslararası İslam Üniversitesinden bahsediyor.

Görmez’in açıklamalarının beni heyecanlandırmasının ve sevindirmesinin birçok sebebi var.

Birincisi ve en önemlisi, Görmez, üniversite ihtiyacını ifade ederken, klasik bir üniversite hocası olarak değil, İslam dünyasının içinde bulunduğu durumu dikkate alan bir alim, düşünür ve devlet adamı olarak alabildiğine sahici ve can yakıcı bir zemine dayalı olarak konuşuyor. Gerçekten de bugün İslam dünyası, iç savaşlar, işgaller ve terör dolayısıyla tarihinin en kötü dönemlerinden birini geçiriyor. İslam üniversiteleri olarak kabul edilen kurumlar veya müfredatlarında İslam’a özel bir önem veren yükseköğretim kurumları, İslam dünyasının siyasal ve toplumsal sorunlarını çözmekte yetersiz kalıyorlar.

İkincisi, Görmez, bugün insanlığı ve İslam dünyasını tehdit eden sorunların büyüklüğü karşısında, ya eylemsizlik ya da radikalizme kayanlardan farklı olarak, kapsamlı bir müfredat, uluslararası nitelikli ve çok dilli bir üniversite önererek gerçek bir alternatif sunuyor. Böyle bir üniversite, İslam dünyasındaki kardeş ve mezhep kavgalarının azaltılmasında kritik bir rol oynayabilir. Dahası, Görmez’in de belirttiği gibi, bu üniversite, İslam dünyasının güncel sorunlarına çözümler üretebilir ve dünyanın İslam hakkında doğru bilgilendirilmesinde kritik bir rol oynayabilir.

Özetle, uluslararası bir İslam Üniversitesi kurmak için, sağlam bir vizyon ve felsefemiz olduğunu düşünüyorum. Şartlar ve zaman bizi buna fazlasıyla hazırlamış durumda. Görmez liderliğindeki vizyon ve felsefe, entelektüel bir fantezinin ürünü değil, can yakıcı ve varoluşsal sorunlarımız üzerine geliştirilen sahici düşüncelerdir. Bundan sonrası, bu vizyon ve felsefenin en iyi şekilde hayata geçirilmesinde. 

Allah muvaffak etsin.