21 Ekim 2020 Çarşamba / 4 RebiülEvvel 1442
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Sibel ERASLAN
sibeleraslan@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Bir ‘Efkan Ala ve çözüm süreci’ fotoğrafı

08 Haziran 2014 Pazar

Çözüm süreci, uzun bir aradan sonra yeniden hareketleniyor. Ama bir yandan seçim takvimi, bir yandan vesayetlerle mücadele gibi ciddi iç meselelerimiz ve Suriye krizi, Mısır darbesi gibi Türkiye’yi kuşatan dış diplomasi arasında... Çözüm Sürecine has adımlar sanki duraksama yaşıyor gibiydi...

Geçen günkü Çalıştayın bu manada sadece içerik olarak değil, simgesel anlamda da önemi büyük bu yüzden. Gerçi hem Beşir Atalay hem de Efkan Ala Beyefendilerin dile getirdiği vechile, geçen yıldan bu yana, “kopmuş” veya “kesintiye uğramış” bir ilişkisizlik koridorundan da söz edemeyiz. Ama geçen yıl yola çıkan Akil İnsanlar Heyeti’nden sonra, toplumsal bilgilendirme noktasında iş, siyasetten çok medyadaki polemikler üzerinden sürmüştü... Şimdi siyaset kurumu, hem kararlılığını hem de cesaretini vurgulayan yeni bir parkuru işaret ediyor barış yürüyüşünde...

Mesele çok yönlü, çok taraflı ve tarihsel arka plan birikimine dayalı olduğu için, Çözüm Sürecinde sabırla yürünecek yol haritası kadar, bunun toplumla paylaşılması ve toplumsal vicdandan alınacak olumlu sinerjiye, belki çok daha fazla ihtiyaç var. Türkiye seçim takviminin de bu yürüyüşe zamansal olarak paralel gidişi, umarız sorunları katmerlendirmez. Çünkü siyasete has seçim mekanizması, ister istemez yarışa dönük ve çarpışan dillere meydan açıyor. Bu bağlamda seçim atmosferinde en kritik polemiğin Çözüm Süreci ve Kürt meselesi etrafında cereyan edeceğini, hatta bunun sabote edilme imkanlarının aranacağını şimdiden görmek için müneccim olmaya gerek yok. İnşallah bu meseleyi seçim malzemesi şeklinde heder etmeyiz, iktidar kadar belki daha fazla sorumluluk muhalefete düşüyor bu cihette. Çözüm Sürecine has kat edilmiş o değerli mesafeyi itibarsızlaştırmamaya özen göstermeliyiz...

AK Parti, bu durumu kazasız belasız atlatabilmek için, Çözüm Süreci yürüyüşünü derin dondurucuya kaldırabilirdi. Ama Beşir Atalay’ın açıklamalarından anladığımız kadarıyla bu işin üzerinde hem de ciddiyetle... Şeffaflık ve olabildiğince paylaşım çok önemli. Yok İmralı’yla görüşülüyor, yok görüşülmüyor, yok heyetler gitti yok gitmedi, sözler verildi verilmedi gibi polemik düellolarındansa, siyaset kurumunun cesaret ve metanetle, elbette sorumluluğu müdrik biçimde “konuşması”, “açıklama”sı ve “davetkarlığı” tercihe şayandır...

Beşir Atalay Beyefendi yasal gereklilikler çerçevesinde Meclis’e gidileceğini ve siyaset kurumunun ön plana çıkarılacağını zikretti. Bu önemli. Zira; barış süreçlerinde güven teminatı, sadece iyiniyet beyanları üzerinden işlemiyor. Yasal teminat çerçevesi, çatışmasızlık devresinden, kalıcı ve sürdürülebilir barış devresine geçişte en somut zemini kuracaktır...

Diyarbakır’daki Çalıştay’da Beşir Atalay ve Efkan Ala’yla birlikte yer alan Mehdi Eker’in varlığını da çok önemsediğimi zikretmeliyim. Mehdi Bey’in medeni birikimi, entelektüel dünyasının genişliği, irfani donanımı, sürecin çok önemsediğim kültürel inşasında ehemmiyetli bir kazanç...

***

Hükümet cenahından halkla ilişkiler konusunda daha ciddi performans bekliyoruz. Hem Gezi ve 17 Aralık krizlerinde hem de Soma acımızda tecrübe ettik ki; neyin ne olduğu ve Hükümet cihetinden hangi hizmetlerin yapıldığından çok, bunun nasıl aktarılacağı, toplumsal katılımın nasıl sağlanacağı, kamuoyunun vicdanında nasıl makes bulacağı konuları daha ince hassasiyetleri gerektiriyor. Yoksa AK Parti zaten iktidarda, tarihimizin en başarılı seçim performanslarını yakalamış deyip bırakabiliriz de...  

Canlı bir örnekle bitireyim: Diyarbakır’daki son Çalıştay siyasi içerik itibariyle tarihi bir toplantıydı. Ama aklımızda kalan şu oldu: Çıkışta dağdaki çocuklarının dönmesi için eylem koyan anneler ziyaret edildi. O karelerden birinde Efkan Ala Bey, kucağında bir çocuk ve diğer eliyle annelerden birisinin uzattığı dağa çıkartılmış evladına ait bir giysiyi tutarken yüzündeki hüzün ve endişeyle o kadar gerçekti ki... Onu çoğu kez yüksek sesi ve gergin zamanlardaki çıkışlarıyla biraz da ürkerek takip eden birisi olarak ben bu fotoğraftan çok etkilendim. Sağlam irade, güç ve başarı elbette önemli. Ama bizler makine değiliz, politikacıların insan yüzünü, hüznü, sevinci, şaşkınlığı, hatta zaman zaman endişeyi bile görmek, buzdan heykelleri ertimemizi sağlıyor. Atalay’ın işaret ettiği “siyaset imkanı”nı sahicileştirmek için bu şart...  

Hükümet keşke siyasetin kadın ve anaç simalarına da yer verebilse barış sürecinde. Siyasette kompetanlık ve hizmete odaklanmış hızlı icraat temposu kadar, bunun toplumsal katılıma mal edilmesi de artık “yeni siyaset”in önemli başlıklarından... Madem yeni Dünya ve yeni Türkiye diyoruz... Sosyal paylaşımın, parti için dayanışma ve çalışkanlıktan daha üstte ve kuşatıcı olduğunu fark etmemiz gerekiyor. Ekranlarda veya sosyal paylaşım ağlarındaki trollere has meydan muharebelerini kastetmiyorum, bu gına getirici tekrarların toplumsal bir karşılığı yok çünkü... Yeni bir zamandayız...