Selahaddin E. ÇAKIRGİL

scakirgil@stargazete.com

Evet; cevap verin, ‘Cumartesi Göstericileri..’

30 Ağustos 2018 Perşembe

İçişleri Bakanı S. Soylu’nun tasvib etmediğiniz bazı uygulamaları sizin de olabilir. Ama, teröre karşı verilen mücadelede, sarp dağların en tepe noktalarında nöbet tutan askerlerle onun ve yeni Savunma Bakanı Hulûsî Akar’ın aynı siper ve mağaralarda gecelemesinin, oradaki askerler üzerinde, ‘kuvve-i mâneviyye’  açısından çok etkili olduğunu, oralarda bizzat bulunan bazı askerlerin ağzından dinlediğimi belirtmeliyim.   

***

20 küsur yıldır ‘Cumartesi’ günleri, İstanbul- İstiklâl Caddesi’nde Galatasaray Lisesi önünde toplanan bir hanımlar grubunun yaptığı gösteriler konusunda S. Soylu, 27 Ağustos günü bazı suçlamalarda bulunarak, o grubun gösterisine izin vermediğini açıkladı.. Ayrıca 700’üncü kez, tekrarlanacak olması münasebetiyle başka eylem gruplarıyla birliktelik ihbarlarının da bu kararda etkili olduğu iddia ediliyor. Şimdi, o suçlanan grubun cevab hakkı ve cevaplandırması gereken bir tablo ortaya çıkıyor. Ve haksız uygulamalara maruz kaldılarsa, İdare’nin tasarrufu konusunda mahkeme yolu açıktır. 

Ancak, Soylu, resmî bir ağızdan duyulmamış bir netlikte suçlamalarda bulunup,çeyrek yüzyıldır devam eden bir istismardan söz ederek diyor ki: 

700. Gösterileri’ni yapmak isteyenlere izin vermedik, çünkü artık bu istismarın ve bu ikiyüzlü kandırmacanın son bulmasını istedik. (…) Ne yapsaydık yani, anneliğin, terör örgütü tarafından istismar edilmesine, anneliğin teröre kılıf yapılmasına göz mü yumsaydık? (…) Türkiye'nin "Batı'nın müttefiki"  olarak tarif edilmesine rağmen; DHKP-C'sinden, PKK'sına, FETÖ'den DEAŞ'ına kadar Türkiye'yi tehdit eden hemen bütün terör örgütleri, AB ülkelerinden açık veya örtülü destek görmekte, sığınma ve korunma talepleri karşılanmakta, eğitilmekte, silahlandırılmakta ve ceplerine para konulmakta, (…) bu örgütlere bir meşruiyet alanı açmaya çalışıyorlar. (…)’

(Bu vesileyle belirtmeliyim: İnsan haklarıalanında çalışan Van’lı bir arkadaş,AB fonlarından kendilerine, ‘cinsî sapıklıklara özgürlük tanınması şıkkının da bulunduğu bir bildiriyi imzalamaları şartiyle, yüklü bir yardım yapılacağı vaadi’nde bulunulduğunu; ’Bu şartı çıkarın, imza edelim’ dediklerinde, AB kuruluşunun bu taleplerini kabul etmediğini’  söylemişti.) 

***

Ülkenin iç güvenliğinden sorumlu bir Bakan’ın, bir gösteriyi yasaklamasının haksız olduğunu düşünenler mahkemeye başvurabilirler. 

Ancak, o grup, Bakan’ın şu suçlamalarına da açıklık kazandırmalıdırlar:  ‘Bu işin aslı nedir? 1995 yılında, Hasan Ocak isimli kişinin, resmî raporlarla ve örgüt içi itiraflarla belgelenmiş, aşırı sol TKP/ML örgütü tarafından gerçekleştirilmiş bir örgüt içi infazın suçunu devlete yıkmaya çalışan bir eylem.. Kayıp falan değil, gözaltına alınmış değil, örgüt infaz etmiş, bir kenara bırakmış.. Bunun üzerinden bir mağduriyet hikayesi üretildi. Bu kişi, TKP/ML Terör Örgütü üyesi değil miydi? Örgüt tarafından infaz edilmedi mi? AİHM’de bu konuda açılan dâvada komisyona ifade veren bir örgüt üyesi, bu işin örgüt içi bir infaz olduğunu anlatmadı mı? Bu eylemlerde sahiplenen kişiler, hep yasa dışı örgüt üyesi değiller miydi?’

***

Evet, o grup, bu suçlamalara cevap vermelidir. Onlar ise, ‘yargısız infaz veya faili meçhul cinayetler inkâr ediliyor..’  demekten öte bir şey söylemiyorlar ve eylemleriyle, ülkenin hâlâ 1990’lı yıllarda yaşadığı, ‘faili meçhul cinayetler’ döneminde olduğu iddiasını canlı tutmaya çalışıyorlar. 

Allah aşkına, bugün, bu ülkede o ‘faili meçhul cinayetler’ var mıdır ve de o ‘Cumartesi Göstericileri’ neyin peşindedirler ve sahi, nice kanlı terör eylemleri karşısında da aynı hassasiyeti göstermişler midir?