Paralel yapının deşifre olmasını, elemanlarının işlediği suçun tespit ve izahını zorlaştıran şey, meşru kavramlar, meşru yapılar, kanuna dayalı yetkiler ve işgal ettikleri makamlar için sağlanmış koruma zırhları arkasına saklanarak suç işliyor olmalarıydı. Bütün düzenek, böylesi bir kamuflajın sağladığı kolaylık fikri üzerine kuruluydu.

Düzenek şuydu: Paralel elemanlar -savcısı, emniyet müdürü, jandarma komutanı- Pensilvanya talimatıyla MİT tırlarına operasyon yapar. Ambalaj hazırdır; “Türkiye IŞİD’i destekliyor”. Sipariş FETÖ ve terör medyasında hızla dolaşıma sokulur. Kendi siyasi gücü ve söylemi olmayan, “düşürülmüş” bir siyasi parti aracılığıyla konu Meclis’e taşınır. Kokuşmuş konu birkaç kez ısıtılır ve seçilmiş romantik aptallığını kahramanlık diye yutturmaya kalkanlar eliyle bir daha servis edilir.

Düzenek gayri meşru yollarla Türkiye karşıtı siyaset üretmek için oluşturulmuştur ama tartışma “demokrasi”, “basın özgürlüğü”, “hukuk” gibi meşru kavramlar etrafında döner.

Bununla mücadele zordur. Bir yandan sofistike vesayet-terör aparatını tespit edip hukuk içinde mücadele etmeye çalışırken bir yandan da paralelin sahiplerini, elemanlarını ve düzeneklerini kamuflajlarından soymanız gerekir.

Artık PKK da FETÖ’nün aklını kullanıyor. Hedef ve eylem birliği yapmaları dışında aynı kamuflajı paylaşmaya başladıklarını da görmek gerekir. Muhtemeldir ki Paralelin belinin kırıldığını, canı çıkmasa da artık iflah olmayacağını gören “o aklın sahipleri”, Suriye’de küçük bir toprak parçası karşılığında PKK’yı kullanıyor, Türkiye’ye karşı.

KCK da tıpkı FETÖ gibi, meşru kavramların, söylemlerin, sivil aygıtların ve kişilerin arkasına saklanarak saldırıyor Türkiye’ye.

Dikkat edin. Bir fermuar sistemi işliyor. Silahlı, siyasi ve sivil unsurlar,  eş zamanlı, birbirlerini tamamlayarak ve söylem bütünlüğü içinde hareket ediyor ve nihayetinde istenilen yol alınıyor. 

Mesela: KCK eş başkanı Cemil Bayık ya FETÖ ruhlu Cumhuriyet’e, ya PKK yayın organı Özgür Gündem’e ya da Le Monde’a konuşuyor ve “ana tema”yı veriyor. 

Ve düzenek işlemeye başlıyor.

DTK aynı yönde kararlar alıyor.

HDP eş başkanları bunu Türkiye için tercüme ediyor.

DBP belediyeleri aynı yönde icraatlara girişiyor.

YDGH çukur kazmaya başlıyor.

KCK’nın sivil alanda örgütlü tüm kolları Kandil’in talimatını sahaya yayıyor.

De ki 28’i PKK’ya yakın, geriye kalan ideolojik saplantılı, akademik kör, Erdoğanfobik, AK Parti takıntılı, devlet düşmanı, “muhaliflik şık durur” anlayışında ya da okuduğunu anlamaktan aciz 1000 akademisyeni de önlerine katıp Cemil Bayık’ın sözünü yükseltiyor.

Bu esnada PKK medyasına ek olarak CNN Türk, Hürriyet, Radikal, Cumhuriyet, Zaman, Sözcü vb medya organlarının desteği ve gazeteci sıfatlı kimi El Muhaberat elemanları aracılığıyla Kandil’in sözü çeşitlendirilip çoğaltılıyor.

Sonuç? Terör örgütünün istediği oluyor!

KCK, akademisyenleri, siyasi partileri, medya organlarını, STK’ları çevire çevire kullanırken meşru kavramları da akıttığı kanı kapatmak için kullanmış oluyor. 

Gerçek gözlerden kaçırılıyor, katil meçhulleştiriliyor.

Son derece sofistike bir durum bu. Ama olan bu.

Lütfen geri dönün geçen haftalarda çıkardığım kronolojilere bir bakın. KCK’nın HDP, BDP, DTK, akademisyenleri, medya mensuplarını ve hatta diğer partileri fermuar dişlisi olarak kullandığını, akışın fermuar sistemini işler kıldığını göreceksiniz.

Henüz zihinler bu yeni terör konseptine uyanmış, kanunlar buna göre hazırlanmış değil.

Ama devletin bunu gördüğünü ve olabildiğince hızlı şekilde ön almaya, yeni terörle baş etmenin yollarını bulmaya çalıştığını düşünüyorum.

Lakin eski ezberlerle ve reflekslerle hareket eden, olanlardan ve olmakta olanlardan bihaber şekilde “beyhude barışseverlik” savunusu yapanlar da var. Bu, sadece durumu zorlaştırıyor. Kalıcı çözümün ilk şartı önce gerçeği görmek çünkü

“Kullanışlı saflık” ise aşil topuğu gibi bünyeyi zayıf bırakmanın dışında gerçek çözümü oluşturma imkan ve ihtimalini de geciktiriyor.