Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Sevil NURİYEVA
snuriyeva@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Rusya’nın Ukrayna direnişi

17 Mart 2014 Pazartesi

Ukrayna’daki olaylar tahmin edildiği gibi kritik aşamaya geçiyor.

Rusya, Kırım’ın referandum kararının BM tüzüğüne göre gerçekleştirildigini savunuyor. ABD ise referandum  sonuçlarını kabul etmeyeceğini belirtiyor.

ABD’nin bu açıklamasının Rusya’yı etkileyeceğine inanmakta güçlük çekiyorum.

Zira Rusya, şu anda tüm propaganda mekanizması, Kırım’ın kendisinden alınıp Ukrayna’ya  verildiğini anlatan tarihi olaylar üzerinde hareket etmekte, günlerdir medyasında, Osmanlı döneminde Kırım’daki halkların kaderi incelenmekte, bu konuda haberlere yer verilmektedir.

Rusya, şimdi sürekli olarak Kırım’ın kendinden önce Osmanlı Devleti’ne bağlı olduğunu şimdi daha fazla ifade ediyor. Israrla Kırım’ın Osmanlı’dan sonra Rusya’ya bağlandığını, Sovyetler döneminde ise Ukrayna’ya Sovyet yöneticilerinin kararı ile bağlandığı anlatıyor.

Gelişmeler, sanki Rusya’nın işgaliyle Kırım “aydınlık sabahlara çıkmış” gibi hikayelerle, bugünki yeni nesle aktarılıyor. Kırım hanı Giray’ın hikayesi hiç bir dönem bu kadar Rus medyasında yer almamıştı. Tabii ki, tüm bu çabaların esas hedefi Ukrayna’nın haklarını hiçe indirmekten başka bir şey değildir. Rusya, Osmanlıyı  bile hoşgörüyle anmakla bu toprakların Osmanlı ve Rusya ile bir bağı olduğunu ama kesinlikle Ukrayna ile bir aidiyetinin olmadığını savunmaktadır. Tarihi olarak bakıldığında Rusya’nın sunduğu gerekçeler doğrudur. Fakat bir gerçek vardır ki, o da Kırım’ın asıl unsuru olan Tatarların hakları ve ne düşündüğü konusu bu kavgada yer almıyor.

Rusya, Kırım Tatarlarının bir şekilde gönlünü hoş tutmaya gayret ediyor. Fakat Tatarlar, kendi kaderlerinin Ukrayna ile devam edilmesinden yana tavır sergilemektedir.

Tatarlar, referanduma katılmama kararıyla daha başlangıçta bu duruma karşı tavrını koymuş oldu.

Rusya kendi hakkı olarak gördügü Kırım’ın geleceğini  tüm dünyaya rağmen kendine baglı olarak görmekten vazgeçmeyecektir. Bu tutum Rusya’ya, ekonomik açıdan ciddi manada olumsuz biçimdeyansıyacaktır. Fakat Rusya’nın ideolojik bir devlet olduğunu unutmamakta fayda vardır. Zaten Rusya’nın her fırsatta ayakta durmasının esas nedeni de budur. Ekonomik stratejiler önem arz etse bile, Rusya için ideolojik olarak toplumun ayakta durması esas parametredir. Ve Rusya bugün de bu tutumunu her şeyin üstünde görmektedir.Rusya emperyal düşüncesinden vaz geçmeyen bu tutumuyla, kendi toplumunu ayakta tutan bir devlet geleneğine sahiptir.

Rusya, Batının baskılarına rağmen konjonktürel olarak da dünyanın tutumunu iyi değerlendirebiliyor. Kendine ihtiyac duyulduğunun farkında ve bugün o fırsatı sonuna kadar kullanacak gibi görünüyor.

Rusya istediğine sahip olduğunda bile Ukrayna’ya yönelik tutumunu değiştirmeyecektir.Kırım her ne kadar önemli olsa bile Rusya, Ukrayna’nın Doğu ve Batı kavramını deşmeye devam edecektir. Rusya için bu mesele, refarandumun sonucundan daha ziyade, “dünya ile pazarlıkta sonucun ne olacağı” meseledir.

Doğu ve Batı Ukrayna arasındakı tutum ise bu zıtlaşmanın daha da derinleşeceğine işaret etmektedir.Doğu Ukrayna’da, “Rusya’dan destek çığlıkları” duyulmaya başlamıştır.Bu çok tehlikeli bir durumdur. Dolayısıyla kesinlikle alevin eski Sovyet coğrafyasındaki farklı bölgelere de sıçrayacağı ihtimalini göz önünde bulundurulmalıdır.

Rusya’nın Kırım’daki tutumunu tarihi argümanlara bağlaması, başka argümanların da tetiklenmesine hizmet etmektedir.

Türkiye’nin içinde bulunduğu son olayların bu sıralarda gerçekleşmesi bir hayli düşündürücüdür. Şimdi sadece Tatarlar değil, Ruslarla birlikte Batılılar da Türkiye’nin tutumunu dikkatlice gözlemlemektedir. Bu dönemde, Türkiye neden sert duruş sergilemiyor diyenlerin sayısı az değil.Kırım’ın esas unsuru olan Tatarların geleceği, aslında Türkiye’nin de bu coğrafyadaki geleceğidir.Tatarların hak ve isteklerinin esas bayraktarının Türkiye olması kadar doğal bir beklenti sözkonusudur.Yeni ve güçlü Türkiye felsefesi coğrafyanın her noktasında Türkiye’den ve Başbakan Erdoğan’dan beklentileri her geçen gün arttırmaktadır.Türkiye’yi itibarsızlaştırmaya gayret eden zihniyet sözde yolsuzluk  vatanseverlik ve vicdan konusunu işlerken, bu ülkeye hangi kötülüğü ettiğini biraz tartmalıdır. Eğer vicdan ve vatanseverlik adına bir şeyi kalmışsa tabii... Tatarlar,  Filistinliler ve Uygurların cığlık attığı bir dönemde, Türkiye’ye ve Başbakan Erdogan gibi bir lidere ne kadar ihtiyaç duyulduğunu gördükleri halde, kasıtlı olarak elbirliğiyle kaotik bir Türkiye tablosu oluşturulmak isteniyor. Bu insanlar, sonuç itibarı ile zamanla, Başbakan Erdoğan’a değil de daha ziyade kendilerine ne kadar kötülük yaptıklarını göreceklerdir.