06 Temmuz 2020 Pazartesi / 15 Zilkade 1441
Gece modu

Köşe Yazarları ve Köşe Yazıları

Cemil KOÇAK
ckocak@stargazete.com
Yazarın Sayfası

Sarkis Torosyan’ın acaip hikayesi

22 Aralık 2012 Cumartesi

Hakan Erdem’in yeni kitabı, Torosyan’ın uyduruk anılarının usta bir tarihçinin elinde nasıl didik didik edilebildiğini gösterdi; yine de “anılar”ın 1947’de yayınlanması bende başkaca sorular da uyandırmadı değil.

Sarkis Torosyan’ın fantezi dünyası sayılabilecek “anılar”ı, Hakan Erdem’in usta tarihçiliği karşısında geldiği yere, yeniden tarihin tozlu raflarına kalkacak. Burası tamam da; acaba bu “anılar” niçin 1947 yılında yayınlandı sorusu pek sorulmadı. Ben bu soruya tamamen spekülatif bir yanıt vereceğim; elbette yanıtımın doğruluğundan asla emin değilim; ama tarihçinin bir görevi de, kesin olarak bilemese de, sorusuna yanıt bulmaya çalışmaktır. Hatta bazen soru sormak, yanıtın kendisinden daha önemlidir.

Sovyetler, Ermenileri 1945'te hatırlamıştı!

1915 sonrasında Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti (ESSC), Moskova’nın denetimi altında eski defterlerden hiç söz etme imkânı bulamamıştı. O zamanlar Türk-Sovyet ilişkilerinin altın günleriydi ve böylesine yaralayıcı olayları hatırlamak doğru olmazdı. Ne var ki 1945 yılında konjonktür değişmişti artık. Moskova, Türkiye’den üs ve toprak taleplerinde bulunmaktan geri kalmamıştı. Abidin Daver, Cumhuriyet gazetesinde şöyle yazıyordu: “Ermeni istekleri denilen şeylerin hulâsası şudur: Kars, Ardahan, Sovyet Ermenistanı’na ilhak edilmeli; Türkiye’de yaşayan Ermeniler Türk boyundurluğundan kurtarılmalı ve dünyada yaşayan bütün Ermeniler bu büyük Ermenistan’da iskân edilmeli imiş.”

Dışarıdaki Ermeniler Sovyetler Birliği muhalifi

Nitekim ABD’nin Moskova Büyükelçisi Harriman da, her ne kadar Türkiye’nin doğusunda hiç Ermeni bulunmasa da, SSCB içinde bulunan ESSC’yi temsil eden bir Ermeni yayılmacı hareketinin daha şimdiden varlığını hissettirdiğini belirtiyordu. Bu hareket güçlü bir şekilde devam ederse, ölümcül bir Türk öfkesinin taşmasına da neden olabilirdi. Sovyetler Birliği dışındaki bazı Ermeni gruplarının Sovyet aleyhtarı yaklaşımlarına karşın, tarihî Ermenistan sınırlarının yeniden oluşturulabilmesi ve ESSC’nin güçlendirilmesi için yapılacak bir seferin, ESSC dışındaki Ermenilerin de desteğini alabileceğini yazıyordu.

Türkiyeli Ermeniler Sovyetlere göçüyor

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Wilson, 1945 yılı sonunda, Sovyetler Birliği’nin açıklamalarına dayanarak, ESSC’nin yurt dışında bulunan Ermenilerin ülkeye göçmen olarak dönüşünü kolaylaştırıcı yardımda bulunacağını haber veriyordu. Bu arada Türk basınında yayınlanan haberlere bakılacak olursa, Türkiye’de yaşayan Ermeni asıllı Türk vatandaşlarından ESSC’ye göçmen olarak gitmek isteyecekler varsa, bunlar Sovyetler Birliği’nin İstanbul Başkonsolosluğu’na müracaat etmekteydiler ve nihayet 200 kadar Ermeni asıllı Türk vatandaşı göçmenlik için kaydını yaptırmıştı. 

Rus Konsolosluğu önünde uzun kuyruklar oluşuyor

Dışişleri Bakanlığı Genel Sekreteri Feridun Cemâl Erkin, Wilson’a yaptığı açıklamada, kendisine ulaşan bilgilere göre bu sayının 200’ün çok üzerinde olduğunu söylemişti. Erkin, Sovyetler Birliği’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nun yeni göçmenlik kayıtları da yapmakta olduğunu ilâve etmişti. Sovyetler Birliği’nin İstanbul Başkonsolosluğu, Ermeni asıllı Türk vatandaşlarını ESSC’ye göçmen olarak kayıt etmek için hayli etkili bir kampanya yürütüyordu. Erkin’in tahminine göre, Sovyetler Birliği’nin amacı bir hayli yüksek sayıya ulaşan göçmeni ESSC’ye götürmekti. Wilson, Sovyetler Birliği’nin İstanbul Başkonsolosluğu’nun ESSC’ne göçmen olarak gitmek isteyen Ermeni asıllı Türk vatandaşlarının kayıtlarını alma sürecine ilişkin bilgi de veriyordu. Müstakbel göçmenler binaya teker teker alınıyor ve bu nedenle binanın bulunduğu sokakta uzun kuyruklar oluşuyordu. Bu sırada doruğa çıkan duygular, sokak olaylarına ve provakatörlerin eylemlerine neden oluyordu.

Wilson Ankara'yı uyarıyor

Wilson, Dışişleri Bakanı Hasan Saka ile yaptığı görüşmede bu konunun da ele alındığını yazıyordu. Wilson, Saka’ya Ermenilerle ilgili her türlü olaydan kaçınılması yolundaki ve bu nedenle çıkabilecek her türlü olayı engellemek gerektiği yönündeki ümidini bir kez daha açıklamıştı. Wilson, hiç kuşkusuz 4 Aralık 1945 Tan gazetesi olayına değinmeksizin benzer bir olaydan söz ediyordu. Wilson’un yalnızca Ermenilerle ilgili bir olaydan kaçınılması gerektiğini vurgulaması ve bu arada Tan gazetesi olayından hiç söz etmemesi anlamlıdır. Büyük bir ihtimalle Türkiye’de yaşanabilecek bir “Ermeni Olayı”, Tan gazetesinin başına gelenle karşılaştırıldığında, Batılı devletler arasında benzer şekilde suskunlukla karşılanamaz, görmezlikten gelinemezdi. Wilson, Ankara’nın bu konuda gereken önlemleri alması gerektiğini söylemişti. Saka da, her türlü önlemin alındığını ve hiçbir sorun çıkmayacağı konusunda içinin rahat olduğunu belirtmişti.

İsteyen Sovyetler’e gidebilir

Saka, Türk Hükûmeti’nin bir basın açıklaması hazırladığını ve bu açıklamasında, ESSC’ye göç etmek isteyenlerin özgür olduğunu ve pasaportlarını alabilmeleri için gereken bilgiyi edinebileceklerini belirteceklerini söylemişti. Saka, elindeki bilgiye göre yaklaşık 1.500 Ermeni asıllı Türk vatandaşının Sovyetler Birliği’nin İstanbul Başkonsolosluğu’na başvuruda bulunmuş olduğunu da haber vermişti. Saka’ya göre başvuranların pek çoğunun Türkiye ile ilişkisi bulunmuyordu. Bu kişiler, Türk vatandaşı olmakla birlikte, Türkiye’de ikâmet de etmiyorlardı. Saka’ya göre, bu kişiler Türkiye’de herhangi bir yatırımı bulunmayan maceracılardı. İçişleri Bakanı Hilmi Uran da, Türkiye’de yaşayan Ermeni asıllı Türk vatandaşlarının istedikleri takdirde pasaportlarıyla ESSC’ye göç edebileceklerini açıklıyordu.

'Ermeniler neden farklı muamele gördüklerini şimdi anlıyor mu?’

Vatan gazetesine göre, ESSC’ye göç etmek için İstanbul’da 160 Ermeni asıllı Türk vatandaşı kayıt yaptırmıştı. Hüseyin Cahit Yalçın’a göre, bu gelişme, Ermeni asıllı Türk vatandaşlarının “Türk vatanına ne kadar yabancı olduklarını açığa vurmuş olmaktan” ileriye geçemezdi. Yalçın, ardından da şu soruyu soruyordu: “Şimdi Ermeni arkadaşımız burada neden farklı bir muamele görmekte olduklarını anlıyor mu?” Yalçın’ın bu sorusu, aslında Türkiye’de yaşayan Ermeni asıllı Türk vatandaşlarına uygulanan ayrımcılığın açık bir itirafıydı.  Âsım Us da, Vakit gazetesindeki yazısında “uzun zamandan beri ruhlarda uyumuş bulunan hisler söz halinde ortaya dökülüyor” diyordu. Us, “Ermeni [asıllı Türk] vatandaşlar[ı] 1914 harbinden bugüne kadar Türkiye’nin karşılaştığı tehlikeler içinde kendileri tamamiyle Türklerle beraber olmuşlar mıdır?” diye soruyordu. Ona göre, Birinci Dünya Harbi’nde “Türkiye Ermenileri’nden birçoğu düşman memleketlerin safına” geçmiş ve “Türk ordularını silâhla arkasından vuranlar” olmuştu. Millî Mücadele’de de “yine aynı şekilde Ermenilerden fenalık edenler” görülmüştü. Görüldüğü gibi, 1915 “Ermeni Meselesi” bir kez daha resmî bakış açısından dile getiriliyordu. Us şöyle diyordu: “Anlaşılıyor ki, Ermeniler arasında geçmişi unutmak istemeyen bir az[ın]lık cemaat arasında âdetâ zaman zaman bir Türk düşmanlığı varmış gibi bir manzara yaratmakta[dır]. Çokluğunun Türk idaresinden memnun olduklarına şüphe etmediğimiz Ermeni vatandaşlarımız, aralarından bu gayri memnunları ayırarak Ermenistan’a gönderebilirler ve böylece kendi kendilerini tasfiye etmiş olurlar.”

Aman yeter ki olay çıkmasın!

1946 yılının hemen başında Feridun Cemâl Erkin, Wilson’a Sovyet Gürcistanı ile Ermenistan’ından gelen toprak taleplerine karşı düzenlenen gösterilerin hiçbir şekilde düşmanca ya da provakatif karakterde olmayacağını söylemişti. Wilson’un özel bir sorusu üzerine Erkin, Ermenilere karşı hiçbir gösteri yapılmayacağına ilişkin güvence vermişti. Bu garantinin özellikle ABD’ye verilmesinin nedeni, muhtemelen ABD’nin Ermeniler konusundaki özel hassasiyetiydi. Türkiye’de yaşayan Ermenilerin güvenliği Washington açısından kamuoyu baskısı yaratabilirdi.

Torosyan’ın iddiaları Türk tezlerine o kadar da aykırı değil

Sanırım bu hava Torosyan’ı da harekete geçirmiş olabilir. Ermeni meselesinin bu sırada hareketleneceğini düşünmüş olabilir. Hele “anılar”ında yazdığı gibi, 1915’i İngiltere, Fransa, Rusya gibi emperyalist devletlerin ihanetine ve hainliğine bağladığına göre, bu durumda o sırada Ermenilerin gerçek dostu olarak yalnızca sosyalist Sovyetler kalıyordu. Moskova, 1945’de Ermenileri aradan geçen otuz yıldan sonra hatırlayan tek (üstelik sosyalist) ülkeydi. Yazar bu gelişmelerin kitabının satışını artıracağını da düşünmüş olabilir. Yanılmış olduğunu biliyoruz. Belki de soğuk savaşın bu aşamasında ABD’de Sovyet yanlısı olmak doğru bir politik tercih değildi!

Torosyan’ın “anılar”ı uyduruk; ama 1915 hakkındaki kanaati muhtemelen hakiki ve aslında bu katliamdan dolayı Türkleri değil de, emperyalistleri, İngiltere ile Fransa’yı esas suçlu ve “gerçek katiller” olarak itham ediyor. Türkler olsa olsa emperyalizmin “maşası”ydı ona göre, yani ancak ikinci derecede suçlu sayılabilirdi. Bir bakıma millî Türk tezine o kadar da aykırı değil yani, Torosyan’ın yazdıkları.

ELÇİLİĞİN ACİL TALEBİ

1946 yılının yaz aylarında Türkiye’nin Batum Başkonsolosluğu’ndan iletilen bu rapor; Batum’daki Ermeni gösterilerini yansıtması bakımından önemlidir; güvenlik bakımından memurların tabanca talep etmeleri de dikkat çekicidir. Belki biraz abartılmış olabilir, ama Sovyet yetkililerine rağmen bu türden bir “gösteri” elbette mümkün olamazdı!