Beril DEDEOĞLU

bdedeoglu@stargazete.com

Ulusal hukuk, evrensel hukuktan üstün mü oluyor?

27 Temmuz 2018 Cuma

İşin aslı, uluslararası hukukun ulusal hukuktan üstün olduğudur. Ancak günümüz uluslararası hukukunun adalet sağlama ve düzen oluşturmak yerine bir araç haline geldiği inkar edilemez. Üstelik, bazı ülkelerin ulusal hukukunu diğer ülkelerin de uyması gereken kurallar haline getirdiği açıkça izlenebiliyor. 

Bu konuda öne çıkan ülkenin ABD olduğuna şüphe bulunmuyor. Uluslararası hukukun en tartışmalı konularından birisi olan “terörle mücadele” mevzuatının küresel düzeye gelmesinde en fazla ABD rol oynadı. 11 Eylül sonrasında BM’de kabul edilen kararlar, boşluklarla dolu bir hukuk oluşmasını sağladı; boşluklar da, “önleyici müdahale” kavramıyla desteklendi. Bu, bir yerde çatışma-iç savaş ya da terörden şüphe duyulduğunda, olacakların engellenmesi amacıyla askeri müdahale yapılabilmesi demek. 

Ama uygulamada gücü yetenin askeri müdahale yapması anlamına geldi; söz konusu mevzuattan önce ABD, ardından NATO ve Kırım örneğinde olduğu gibi Rusya yararlandı. 

Ekonomik ilişkilerde de benzer bir durum söz konusu. Obama, küreselleşmeyi önceleyince, tüm uluslararası mevzuat serbest ticarete göre yeniden yapılanmıştı; Trump küreselleşme karşıtı ve her devlet koruyucu mevzuat oluşturmaya yöneliyor. 

  

‘Ben yaptım oldu’

Uluslararası hukuk kapsamında değerlendirilmesi zor olan, ama ulusal hukukun başkaları tarafından da uygulanmasını zorlayan duruma en çarpıcı örnekler ise, yaptırımlar konusunda ortaya çıkıyor. 

Örneğin ABD, İran’a ağır yaptırımlar uyguluyor. Olabilir; bu o devletin tercihi. Ancak ABD ile iş yapan diğer ülke, şirket ve kişilerinin de bu yaptırımlara uygun davranmasını istiyor. Kabaca, yaptırımlara uymayan bizimle iş yapamaz diyor. Tabi bu arada savunma sanayini, diplomatik ilişkileri ya da başka tür bağları da bu kapsamda tehdit olarak kullanabiliyor. 

ABD, bu tutumunu dünyadaki her devlete, ama en fazla müttefiklerine uyguluyor. Dolayısıyla ABD’nin İran politikasının müttefiklerinin de politikası olmasını istiyor ve bunu ulusal mevzuatını uluslararasılaştırarak yapıyor. İran’ın cezalandırılmasına gerek görmeyen devletler, hukuk yoluyla baskı altına alınıyor. Oysa hukuk, İran’ın yaptıkları bir cezayı gerektiriyor ise, aynılarını yapan tüm devletlerin de cezalandırılmasını gerektirir. Ama uluslararası hukuk Saddam Kuveyt’i ilhak edince ceza kesilmesine Putin Kırım’ı ilhak edince bir şey yapılamamasına izin veriyor. 

  

‘Olmasa da yine oldu’

Uluslararası hukukun işlevini kaybetmesiyle her devlet gücü oranında bu durumdan yararlanabiliyor. 

Geçtiğimiz salı günü, İsrail Golan’da bir Suriye savaş uçağını düşürdü. Esad’ın İsrail’i tahrik etmek için bu türden bir iş yaptığı açık. Ancak uluslararası hukuka göre, Golan Suriye’nin. Dolayısıyla kendi toprakları üzerinde savaş uçağı uçurabilir. 

Öte yandan İsrail 1967’de Golan’ı işgal etmiş ve 1981’de de ilhak etmişti. Dolayısıyla İsrail, uluslararası hukuka aykırı olarak ihlal ettiği yeri kendi toprağı olarak kabul ediyor. Ancak tam olarak bu şekilde de yorumlanmasını zor kılan bir açıklama var ortada. İsrail, Suriye’nin 1974 ateşkes anlaşmasını açıkça ihlal ettiğini iddia ediyor. 

Suriye ateş mi etmiş, sınırı mı ihlal etmiş, Golan kime ait türü sorular bu açıklamayla anlamsızlaştırılıyor. Ayrıca, Suriye’ye girip defalarca ateş ederken İsrail 1974 anlaşmasını ihlal etmemiş demek ki. Açıklama, meseleyi bir uluslararası anlaşmaya bağlayarak BM’nin 67 sınırları kararının yok sayılmasını sağlıyor. Böylece uluslararası hukukun nasıl araç haline geldiğine dair bir örnek daha sunmuş oluyor.  

Ömer Seyfettin: Toplu yapıtlarına doğru

Ömer Seyfettin: Toplu yapıtlarına doğru

Sadece Rusya sokaklarında görebileceğiniz fotoğraflar

Sadece Rusya sokaklarında görebileceğiniz fotoğraflar

Efsanevi 'Ejderha Taşı' gün yüzüne çıkarıldı

Efsanevi 'Ejderha Taşı' gün yüzüne çıkarıldı

İşte altın zengini ülkeler

İşte altın zengini ülkeler