17 Ocak 2022 Pazartesi / 14 CemaziyelAhir 1443

Animasyon artık iyilik aracı

Savaş mağduru yetim bir çocuğun hikâyesini konu alan The Box adlı animasyonu ile 44 ulusal ve uluslararası ödüle layık görülen Merve Çirişoğlu, dezavantajlı çocukların seslerini duyurmaya çalışıyor. Animasyonu iyiliği yaymakta bir araç olarak gören ve İyilikhane Çocuk Derneği ile ihtiyaç sahibi çocuklara yardım eli uzatan yönetmen Çirişoğlu, “Mağduriyet yaşayan insanların problemlerinin çözümüne katkı sağlayacak eserlere çok ihtiyacımız var.” diyor. 

MERVE YILMAZ ORUÇ19 Ocak 2019 Cumartesi 07:00 - Güncelleme: 19 Ocak 2019 Cumartesi 07:00

Animasyon yönetmeni ve yapımcısı olan Merve Çirişoğlu, Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi’nden mezun. Küçük yaşlardan beri çizimler yapan Çirişoğlu, Kitap Ayracı Projesi için yaptığı tasarımlar sevilince animasyon ve illüstrasyona yöneliyor. Animasyon alanında yapacaklarının insanlığa faydalı olacağı düşüncesiyle mezun olduktan sonra kendi çabalarıyla animasyon yapmayı öğrenmiş. Yaptığı çalışmalarla Londra’daki üniversitelere başvurusu kabul edilen Çirişoğlu, University of the Arts London’da animasyon yönetmenliği eğitimi aldı. Animasyonu iyiliği yaymakta bir araç olarak gören yönetmen, mülteci çocukları anlattığı The Box filmi ile büyük başarı yakaladı. 240 uluslararası film festivalinin özel seçkisinde yer alan film “Büyük Ödül”, “En İyi Animasyon Ödülü”, “Jüri Özel Ödülü” gibi 44 ödüle layık görüldü. Mülteci çocukların sesini dünyaya duyurmaya çalışan Merve Çirişoğlu, 2011’den beri çeşitli sosyal sorumluluk projeleri içinde yer alıyor, İyilikhane Çocuk Derneği ile çalışmalarını sürdürüyor. 

Animasyona ilginiz ne zaman başladı? 

Resim ve animasyona ilgimin 5-6 yaşlarında başladığını hatırlıyorum. Fırsat bulduğum her an, sevdiğim çizgi film karakterlerinin resimlerini çizerdim. Kendi kahramanlarımı oluşturup onlar üzerinden hikâyeler yazardım. Çizgi film yapmak hep hayalimdi ancak o zamanki şartlardan ötürü “hobi” olarak kalması gerekiyordu. Lisede matematik eğitimine yöneldim ve üniversite tercihlerinde bu bölümü yazmaya karar verdim. Üniversite yıllarında başlattığım, sonrasında İyilikhane Çocuk Derneği’ne dönüşen Kitap Ayracı Projesi için yaptığım tasarımlar sevilince, animasyon ve illüstrasyona ilgim tekrar canlandı ve bu işi profesyonel olarak yapmaya karar verdim. Londra’da Animasyon Bölümü’nde yüksek lisansımı tamamladıktan sonra burada kendi işimi kurdum. 

Animasyon sizin için ne anlam ifade ediyor? 

Animasyon, sahip olduğumuz pek çok araçtan sadece biri. İyiliği yaymak, kalplere umut ve merhamet ekmek, eğlenmek, öğrenmek için… Ancak her aracın kendine has bir dili var. O dili yakalamak ve bazı ideolojik kaygılarla kullanılan didaktik üsluptan kaçınmak gerekiyor.

Çizim yaparken nelerden ilham alıyorsunuz? 

Animasyon uzun soluklu, meşakkatli ve geniş ekip isteyen bir iş. Ben yönetmenlik ve yapımcılıkta kendimi yetiştirmeye ve iyi işler çıkarmaya gayret ediyorum. Ancak hangi pozisyonda olursak olalım animasyon prensiplerini bilmemiz, temel sanat eğitimlerini almış olmamız ve iyi bir gözlem yeteneğine sahip olmamız gerekiyor. Çevremizde şahit olduğumuz bir diyalog, tanıştığımız bir çocuk, karşımızdaki dala konan bir kuş, gece gökte asılı duran ay, ruhumuzu derinden sarsan bir fikir, bir film, bir beste; bakmayı bildikten ve sevdikten sonra her şey ilham kaynağı bizim için. 

Bazı ülkelerde çocuklara yönelik animasyon atölyeleri düzenliyorsunuz...  

Batum’daki uluslararası animasyon festivalinden jüri üyeliği için bir davet almıştım. O vesileyle festivale katıldım ve çocuklarla atölye çalışmamda bir araya geldik. Girit’te de film festivali kapsamında The Box’u sunmak, arka planını anlatmak, mülteci çocuklarla animasyon atölyeleri yapmak üzere davet ettiler. Her iki programda da çocuklarla çok eğlenceli vakit geçirdik. Afrikalı çocuklarla buluşmamız ise Zanzibar’daki Vassalam Vakfı’nın çalışmaları vesilesiyle oldu. Orada yetim çocuklar için yapılan faaliyetlere eşim ve bir arkadaşım ile birlikte katkı sunmak istedik. 10 günlük bilim, animasyon ve müzik atölyeleri için ders programı hazırladık ve uyguladık. 

İyilikhane Çocuk Derneği’nin çalışmaları ne durumda?  

İyilikhane çatısı altında, çoğunluğu üniversiteli gençlerden oluşan 3 bini aşkın gönüllüyle birlikte yetim ve ihtiyaç sahibi çocuklar için 2011’den beri çalışıyoruz. Malavi’deki yetimhanemiz ve Patani’deki okulumuzun ardından, geçen baharda Bangladeş’te büyük bir yetimhanenin açılışını yaptık. Şu anda İstanbul’daki çocuklar için planladığımız eğitim ve rehabilitasyon projemiz için çalışıyoruz. Ayrıca gıda ve kıyafet gibi düzenli ve dönemsel yardımlarla bağışçılarımızın emanetlerini yerine ulaştırıyoruz. 

SİYASİ MESAJ İÇERMEYEN YAPIM ÇOK AZ 

Derneğinizde de animasyonlarınızda da dezavantajlı çocuklar için çalışıyorsunuz. Katıldığınız festival ve programlarda mültecilik konusuna olan ilgiyi nasıl değerlendiriyorsunuz?  

İngiltere, Amerika, İtalya, Yunanistan, Gürcistan, Pakistan ve İspanya’daki film festivallerine bizzat katılma imkânı bulabildim. Festival katılımcılarından ve seyircilerden mültecilere karşı duyarlı, sahip olduğu imkânla yardım faaliyetlerinin içerisinde olan, “Elimden daha fazla ne gelir?” sorusunun samimiyetle karşılığını arayan çok kişi tanıdım. Bununla birlikte çokça siyasi tartışmaya ve propagandaya da şahit oldum. Festival ve programlarında konu her ne kadar bir insani kriz olarak ele alınmaya çalışılsa da herhangi bir siyasi mesaj gütmeksizin, çocukların gözünden hazırlanmış bir yapım yok denecek kadar az maalesef. Mağduriyet yaşayan insanların acılarına ve mahremiyetlerine saygı gösteren, problemlerin çözümüne katkı sağlayacak eserlere çok ihtiyacımız var. 

BİR KUTU İÇİNE SIĞAN HAYAT 

“The Box” animasyon filminizden çok güzel dönüşler aldınız. Bize kısaca bu filmin çıkış öyküsünden ve ne anlattığından bahseder misiniz? 

The Box animasyonu, savaş mağduru yetim bir çocuğun ve kedisinin hikâyesini konu alıyor. Filmin başında kutu, mutlu bir çocuğun oyuncağı iken, sonra onun gerçek evi, korunağı ve en nihayetinde onu umuda doğru taşıyan bir bot haline geliyor. Bu, maalesef sadece bir hayal gücü ürünü değil. Bazı mülteci kamplarında gerçekten de karton kutudan başka yatacak bir yeri olmayan çocuklar görüyoruz. Böyle bir hikâyenin kalbime düşmesi 2011’e dayanıyor. Yetimlerle ilgili yaptığım çalışmalar, birlikte vakit geçirdiğim çocuklar, okuduğum raporlar, gördüğüm fotoğraflar içimde çok şey biriktirdi. Çocukların yaşadıklarını onları bir tüketim malzemesine dönüştürmeden, acılarını normalleştirmeden nasıl anlatabileceğimi düşündüm. Bunun ilk meyvesi olarak The Box, 6 aylık bir emekle ortaya çıktı. 

THE BOX KİTAP OLDU

Bundan sonrası için ne tür hazırlıklarınız ve projeleriniz var? 

Geçtiğimiz hafta animasyon filmimdeki karakterlerin gözünden kafiyeli bir dille kaleme aldığım bir çocuk kitabım çıktı: Karton Kutu.  Bir süredir de gerçek bir hikâyeden beslenen başka bir kısa animasyon filmini hazırlamakla uğraşıyorum. Bununla birlikte Yusuf İslam ile çalışıyorum. Kendisinin çocuklara yönelik çalışmalarının yapımcılığını ve projelerinin sanat danışmanlığını yapıyorum. Ramazan’da çocuklarla buluşmasını umduğumuz güzel çalışmalar var.