08 Mayıs 2021 Cumartesi / 26 Ramazan 1442
Gece modu

Araf'a giden yolda tanıdıklarımız: Mezar taşları

“Yok olma gerçeğinin karşısına diktiğimiz, hiçliğe sırt dönerek yaşamdan ölüme akan, zamana şahitlik etsin diye taştan bileyleyerek toprağa ektiğimiz güncelerdir, mezar taşları.” diyen A. Aysun Sandıkçıoğlu, Selçuklu Ahlat ve Osmanlı mezar taşlarından ilhamla hazırladığı Araf sergisi ile var olmanın inkar edilemez gerçeği olan doğum ve ölüme dikkat çekiyor.  

MERVE YILMAZ ORUÇ23 Şubat 2019 Cumartesi 07:00 - Güncelleme: 23 Şubat 2019 Cumartesi 07:00

Şerefiye Sarnıcı bugünlerde A. Aysun Sandıkçıoğlu’nun Araf Heykel Sergisi’ne ev sahipliği yapıyor. 21 Şubat Perşembe günü kapılarını açan sergi tema olarak Selçuklu Ahlat ve Osmanlı mezar taşlarının sadece plastik değerlerine odaklanıyor. “Doğduğum ve yaşamakta olduğum bu topraklarda daha önce yaşamış olan medeniyetlerin odağında tarihimiz her zaman çalışmalarımın ana perspektifini oluşturur.” diyen Sandıkçıoğlu, bu serginin temelini geçmişten günümüze kanalize olan kültür ve geleneklerin yansımalarını, yaşam döngüsü içinde yorumlayıp çağdaş formlara dönüştürme sürecinin oluşturduğunu belirtiyor. 32 heykelden oluşan bu sergiyi, 22 Nisan’a kadar ziyaret edebilirsiniz. 

“Ölmek bir eylemin finalinden ziyade var olma gayretinin dengeleyici unsuru olsa gerek. Yok olma gerçeğinin karşısına diktiğimiz, hiçliğe sırt dönerek yaşamdan ölüme akan, zamana şahitlik etsin diye taştan bileyleyerek toprağa ektiğimiz güncelerdir, mezar taşları. Hep bir ağızdan bize eşlik edecek bu günceler. Ve bu dünyadan göçüp gidenler adına seslenecekler: ‘Vardık. Biz bu dünyada yaşadık.’” sözleri ile konuşmaya başlayan A. Aysun Sandıkçıoğlu ile Araf sergisinin hazırlık sürecini, ismini ve içeriğini konuştuk. 

Neden mezar taşları? 

Konsept olarak mezar taşlarını seçmemin önemli sebeplerinden biri  kültür varlıklarımızı çağın getirdiği farklı norm, olanak ve tarzlarla çağdaş anlam perspektifi ile yorumlayarak günümüze taşıyabilmek. Bir diğer önemli husus ise yapıldıkları dönemlerin hayat anlayışını, sosyo -kültürel yapılarını ve gömülen kişiye ait kimlik bilgilerini, yaşanan her çağa taşımaları ve bunu sembollerle ifade etmeleri. Ölümün ayırt etmemek gibi bir gerçeği olduğunu düşünürsek şayet; dünya malı dünyada kalır şuuru ile sarılacağız bu taşların dibine. Gözümüzü açtığımız andan itibaren ölüme iltica eden bedeni fonksiyonları hesaba katarsak, anlayacağız ki ölüm karşısında her beşer birdir. Her nefes eşittir. Bu sonuçtan hareketle sergiyi oluşturan heykellerin ana gövdeleri sabit ancak başlıklar kendi aralarında değişebilmektedir. Bu değişkenlik tüm maddi makamların genel ve geçerliliğine bir atıftır. Bu ruhla değişkenlik gösteren yeni form zenginlikleri açığa çıkarılmıştır. 

Serginin hazırlık aşamasından bahseder misiniz?  

Yeni bir sergiye hazırlanırken geçirilen süreç her zaman bir serüvene dönüşür. En azından benim için öyle. Ben heykellerimi seramik malzemesi ve teknikleri ile oluşturuyorum. Bu sergide seramik malzemesi ile deri ve ahşap malzemesinin de bu serüvene eşlik ettiğini görebilirsiniz. Bu yeni malzemelerin kil  gibi  kökende doğal malzemeler olması  inanıyorum ki bundan sonraki sergilerin materyal zenginliğini çoğaltacaktır. 2010 yılında açmış olduğum “Geçmişten Bugüne Fetih Başlıkları” sergimden bugüne uzanan bu süreç içinde oluşumlarını tamamladılar. 

Bazı eserlerinizde sanatsal dokunuşlarınız  çok dikkat çekiyor. Bu heykelleri yaparken en çok neye dikkat ettiniz?  

Eğer eserlerinizin  kavramını benim gibi topraklarınızda yaşayan medeniyetlerden ve tarihinizden alıyorsanız, ortaya koyacağınız sunuya çok dikkatli ve duyarlı yaklaşıyorsunuz. Onlar yaşanmış ve var olmuşlar. Biz şimdiki yaşayanlar onları güncelleştirip potansiyel enerjilerini tüm sanat dallarımızda çağdaş sanat eserlerine dönüştürmeye çalışıyoruz. Böylece kültür ve sanat anlamında geçmiş ile geleceğe bir köprü kuruyoruz. 

Sergilenecek hâle gelene kadar hangi aşamalardan geçti eserler? 

Kara kalem ve renkli  eskiz çalışmaları işin ilk fiziksel  eylemi. Sonrası üç boyutlu görme ihtiyacından doğan maket çalışmaları. Modelaj çalışması, kurutma, ilk fırın ve ihtiyacı varsa sır fırını. Sonrası mavi fırın kapağımın açılışı ve final. Doğru tasarım, doğru malzeme, doğru form kendi ayakları üzerinde duran heykellere dönüşür. Bu proje konsept olarak Ahlat Selçuklu ve Osmanlı mezar taşlarının sadece plastik değerlerine odaklandı. Yani mezar taşları form değerleriyle öne çıkıyor. 

Ahlat’a saygı isimli eserleriniz var. Bu eserleri diğerlerinden ayıran özellikler neler?  

Topraklarımızın her metre keresi gibi Ahlat’ta çok önemli. Ahlat ve mezarları birçok devlet ve millete ev sahipliği yapmış. Sundukları ihtişam karşısında etkilenmemek mümkün değil. Dönüşümü ve yorumlaması zor formlar. Yapılanın üzerine iz koymak istiyorsanız saygı duyarak onun ruhundan ödün vermeden yeni form ile kucaklaşmasını istiyorsunuz. Evet o var hep vardı ama şimdi güncelleşti duygusu sizi mutlu ediyor. 

Serginizin ismi oldukça ilgi çekici neden “Araf” ismi? 

Sergi işlerine odaklanma sürecinde konseptiniz bellidir ama serginin ismini  düşünmezsiniz. İşler ilerledikçe sizin istediğiniz yönde olgunlaşma ve oluşum devresine girdiğinde, sergiyi oluşturan heykeller ismini kendi bulur. Siz de bu isme saygı duyarsınız.