17 Mayıs 2021 Pazartesi / 5 Sevval 1442
Gece modu

Bir Müslüman siyasetçi portresi: Süleyman Arif Emre

Milli Görüş hareketinin kurucu isimlerinden tecrübeli bir siyasetçi, hukukçu ve aynı zamanda şairdi Süleyman Arif Emre. Dindarların siyaset sahnesindeki kimliğini, duruşunu net çizgilerle belirleyen öncülerdendi.  

İHSAN SANCAR27 Temmuz 2019 Cumartesi 07:00 - Güncelleme: 27 Temmuz 2019 Cumartesi 09:22

Bir ahlak hareketi başlatmak için Milli Görüş’ün temellerini atan eski devlet bakanı ve meclis başkanlarından Süleyman Arif Emre ebedi aleme göç eyledi. Hukukçu iken siyasete neden girdiğini hatıratında şu cümlelerle anlatır: “Ehil kişiler siyasetten kaçınırsa o cemiyette yaşayanların şikâyet etmeye hakları kalmaz. Biz de ise bu gerçeğin tam tersine olan görüşler adeta iyi insanlara kesin bir felsefe olarak kabul ettirilmiştir ki: ‘Siyaset bir bataklıktır, yaklaşmamak lazım. Siyaset iyi insanların işi değil. Müslüman siyasetle uğraşmaz. İbadetinde, işinde, gücünde olmalı”. Bu kabulü tersine çevirmek üzere harekete geçer. 

ÖZGÜRLÜĞÜ SAVUNDU

Hürriyet Partisi, Yeni Türkiye Partisi üyeliği, Milli Nizam Partisi kuruculuğu, Milli Selamet Partisi başkanlığı, Refah Partisi, Fazilet Partisi ve Saadet Partisi yönetim kurulu üyeliği ve beş dönem milletvekilliği yapan Arif Emre, Türk siyasi hayatının son elli yılına şahitlik etmiştir.   

Osman Yüksel Serdengeçti ile birlikte yürüttükleri fiilî ve fikrî mücadeleleri, Erbakan ile tanıştıktan sonra siyaset sahasında devam etti. 1965 yılında milletvekili seçilerek parlamentoya girdi. 1974 ve 1977 yıllarında kurulan koalisyon hükümetlerinde devlet bakanlığı görevini yürüttü. 1995 yılında Refah Partisi’nden İstanbul milletvekili seçilen Süleyman Arif Emre, en yaşlı üyesi olduğu için TBMM’nin açılışını gerçekleştirerek, bir süre Meclis Başkanlığı yaptı. Son olarak Saadet Partisi’nden milletvekili seçilmişti. 

Hukukçu kimliği ile her daim mazlumun yanında yer alan Süleyman Arif Emre, tek parti döneminin baskıcı ikliminde fikir ve inançlarından dolayı her fırsatta mahkeme önüne çıkarılan merhum Osman Yüksel, Necip Fazıl gibi mücadele insanlarının, İslam’ı hatırlatan her sözü yasaklayan ve idamlık suç sayan 163. Madde mağdurlarının davalarını üstlendi. 

AHLAKİ DİRİLİŞ NEFERİ

Kurucuları arasında bulunduğu Milli Görüş Hareketi’nin Milli Nizam olarak ahlaki dirilişi hedeflediğini söyler Arif Emre her vesile ile. Ve bu ahlaki dirilişten kastının ne olduğunu da bir söyleşisinde şöyle açıklıyor: “Ahlakı düzeltmeden demokrasiden bahsetmek de anlamsızdır. Peygamberimiz ne buyuruyor: ‘Siz nasılsanız, öyle idare olunursunuz-’ Bu yüzden ‘önce ahlâk ve maneviyat’ dedik. Ne kadar kanun, yönetmelik çıkarırsanız çıkarın, ahlakı düzeltmeden bir sonuç alamazsınız. Hasılı, milletimizin ve devletimizin ve bütün insanlığın kurtuluşu İslâm ahlâkı ile olacaktır; ahlâk reformunun esası da budur.” 

MÜCADELEDEN HİÇ YILMADI

Milli Görüş Hareketi’nin ahlaki-manevi dirilişle milleti eski ihtişamlı günlerine döndürmeyi gaye edindiğini ve bu gayeyi, programının ilk maddesine koyduğunu da hatırlatıyor Arif Emre aynı konuşmasında. Bu çerçevede, Milli Görüş’ün ilk kez iktidar ortağı olduğu CHP-MSP koalisyonu döneminde 600 İmam-Hatip okulunun açılması sağlanır. “Milli Cephe” koalisyonunda ise, Dördüncü Beş Yıllık Kalkınma Planı’na Ağır Sanayi Hamlesi’ne ilaveten Ahlak Reformu da konulur; ama önce Demirel’in engellemesi, sonra da ünlü “Güneş Motel” modeli ile MC koalisyonu düşürülür ve bu projeler akamete uğrar. Arif Emre o dönemi şöyle özetliyor; “Tarihin en ahlaksız siyasi yöntemini kullanıp kurulan bir hükümetin, bizim ahlak reformunu dikkate alması beklenemezdi. İlk yaptıkları iş, Ahlâk Reformu ve Ağır Sanayi Hamlesi projelerimizi rafa kaldırmak oldu.” Ömrü boyunca mücadeleden yılmayan Arif Emre’nin gençlere şu öğüdü hâlâ hatırlarda: “MNP kapatıldığında genç bir kardeşimiz gözleri yaşlı olarak geldi. ‘Şimdi ne yapacağız?’ dedi. Dedim ki; ‘Bir Müslüman, abdesti bozulunca ne yapar? Gider bir abdest daha alır; abdestini tazeler.’ Bize düşen, hakkı savunmaya devam etmek.”

DAVASINI ŞİİRLE DE SÖYLEDİ

Hukukçu ve siyasetçi kimliğinin gölgesinde kalsa da farsçadan tercüme yapacak kadar iyi bir şairdir. Bestekâr Bekir Sıtkı Erdoğan, onun için “…maalesef, muhterem dostum avukat oldu, politikacı oldu da şairliği en sona bıraktı. Halbuki o, her şeyden önce iyi bir şairdi. O istidada sahipti.” ifadelerini kullanır.  90’lı yıllarda Kıbrıs’a adadığı “İman Konuşur” ve “Kalbimdesin” adlı şiirleri bestelenir. Eşref Ziya Terzi “Özgürlüğün Gölgesinde” adlı kasetinde Emre’nin “Canım Benim”, “Sazlarda İnleyen”, “Aşkın Aşkı” şiirlerinden bestelenen eserlere yer verir. “Hasret Gülleri” albümünde “Vatanım Benim”, “Sen Ağlama Kasetinde” ismi “Davet” olan ama sanatçının “Ağlatma Beni” ismiyle besteleyip okuduğu şiirin yanı sıra, “Gönlüm” adlı şiirini de yorumlar Eşref Ziya. 

Süleyman Arif  Emre denildiğinde ilk akla gelen şiirler ise “Meftun Olarak” ve “Kan Tutar” adlı eserlerdir. Tasavvufi şiir çevirileri de yapan Süleyman Arif Emre, Aşkın Aşkı kitabının son bölümünü tasavvufi şiir tercümelerine ayırır ve Hz. Mevlânâ, Molla Cami, İsmail Hakkı Bursevi, Hakîm Senâi, Ebu Said Muhammed Hadimi, Sadi, Muhammed İkbal’den yaptığı tercümelere yer verir. Tüm şiirlerini topladığı Aşkın Aşkı ile Akabe Yayınları’ndan çıkan Suların Şarkısı adlı iki şiir kitabı vardır.