24 Kasım 2020 Salı / 8 RebiülAhir 1442
Gece modu

Göçmen olmak her zaman kötü müdür?

Göçmen olmanın her zaman kötü olmadığını, göçmenliğin de aslında hayatımızın bir parçası olduğunu ve bazen önemli fırsatlar doğurabileceğinin üç canlı örneği; İtalyan Şef Danilo Zanna, Türk sanatçı Günseli Kato ve ilk Suriyeli astronot Muhammed Faris. Onlar bile isteye göçmen olanlardan. Biri İtalya’dan diğeri ise Suriye’den ülkemize gelmek istemiş. Aralarında Türkiye’den Japonya’ya giden de var…

ALİ DEMİRTAŞ20 Aralık 2019 Cuma 19:45 - Güncelleme: 20 Aralık 2019 Cuma 19:45

Göç etmek her zaman mecburiyetten midir? Peki, göçmen olmak her zaman kötü bir şey midir? Göç deyince aklımıza neden hep savaşlar katliam ve çatışmalar gelir? Günümüzdeki yaygın karşılığı bu olsa da aslında göçmenlik her zaman kötü bir şey değil. İtalyan şef Danilo Zanna, ilk Suriyeli astronot Muhammed Faris ve ressam Günseli Kato bunun en önemli örneklerinden sadece üçü. 1982 yılında İtalya’da aşçı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Zanna, ailesinin izinden giderek mesleki kariyerini sürdürürken bir Türk ile evlendikten sonra İstanbul’a göç etmiş. Ressam Günseli Kato ise henüz 22 yaşındayken Sato Vakfı’nın burs teklifiyle resim üzerine çalışmak üzere Japonya’ya gitmiş ve ardından Tokyo Güzel Sanatlar Akademisi’ne kabul alarak büyük başarıya imza atmış bir sanatçı. 2012 yılında Beşşar Esed Rejimi’ne karşı çıkan ve Türkiye’ye göç eden Muhammed Faris ise 1987 yılında 4 Rus kozmonotla uzaya giden ilk Suriyeli astronot. Suriye’nin Neil Armstrong’u olarak bilinen Faris, 2018 yılında Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı elde etti. Kendileriyle Uluslararası Göç ve Mülteciler Derneği (IMRA) ile İstanbul Ticaret Üniversitesi tarafından 18 Aralık Uluslararası Göçmenler Günü kapsamında düzenlenen Dünya Vatandaşları: Sınırları Aşan Yaşamlar adlı etkinlikte bir araya geldik. Onlar göçmenliğin her zaman kötü bir şey olmadığının en önemli örneklerinden.

GÜNSELİ KATO: KENDİNİZİ BULMAK İÇİN BATI’YA DEĞİL, DOĞU’YA GİDİN

Japonya’ya gittiğim dönemde teknoloji bu kadar gelişmiş değildi. Japonya o zaman bana başka bir gezegen gibi gelmişti. Ama birçok şey öğrendim orada. Her ülkede, oranın kültürel kodları ve adab-ı muaşereti ile yaşarsanız el üstünde tutulur ve uzun süre yaşarsınız. Orada çok uzun yıllar severek yaşadım. Ama bu karşılıklı idi. Onların da benden alacağı şeyler vardı. İnsanlar bilgi ve kültür alışverişi yapmak istiyor. Bunu benden istedikleri için çok uzun süre kaldım. Ayrıca Japon kültürü kendimi tanımama da vesile oldu. Çünkü Japonya demek Asya demek. Kendi ülkemde unutulmuş bazı şeyleri orada öğrendim. Kültürlerin de birbirine ihtiyacı var.  Dünyaya bu gözle bakmalıyız. Kültürler ırkçı veya bireysel değildir. Geniştir ve birbirlerinden nefes alırlar. Örneğin eserlerimde Asya kültüründen detaylar görebilirsiniz. Bütün dünya hareket halinde. Kimse yerinde durmuyor. Türkiye’deki göçmenlere ve vatansız kişilere kucak açmamız gerekiyor. Şu an Türkiye’nin görevi kucak açmak. Japonya bunu bana çok güzel yapmıştı. Üstelik Japon yetkililer yabancılara yönelik nefret söylemine para cezası veriyor. Bence bu çok önemli bir şey. Öte yandan kendiniz dışında hikâyeler okuyun. Ve lütfen Batı’ya değil, Doğu’ya gidin. Çünkü önce kendinizi tanımanız gerekiyor. 

MUHAMMED FARİS: BEN MÜLTECİ BİR ASTRONOTUM

Suriyeliler olarak tek derdimiz tek bir millet olabilmek. Tam da bu yüzden bizi öldürüyorlar. Suriye’de normal bir hayat sürmek mümkün değil. Ya Esad yanlısı olacaksınız ya da dünyayı yakıp yıkan tarafta. Ortada durmanıza kimse müsaade etmiyor. Suriye’de düşmanımız kim belli değil. Orası birçok ülke için bir meydan haline geldi. Bu ve benzeri nedenlerden dolayı ülkemden ayrılma kararı aldım. Çünkü onlarla silahlarla değil, kelimelerle savaş edeceğim. Türkiye’de olmaktan dolayı çok mutluyum. Yabancı birçok ülkeden davet aldım fakat kabul etmedim. Ben mülteci bir astronotum ve Türkiye’deyim.

DANİLO ZANNA: SİZİN KAPINIZ TÜM İNSANLIĞA AÇIK 

Tüm ailem şefti ve ben de onlarla birlikte çalışıyordum. İş konusunda kendimi farklılaştırmak istedim ve birçok ülke dolaştım, o ülkelerde yaşadım. Dünyayı merak için geziyordum çünkü insanları seviyorum. Tatil için Türkiye’ye geldiğimde ise bir kız gördüm ve çok etkilendim. Onunla tanıştık ve sevgili olduk. Üç sene sonunda evlenme teklif ettim, o da kabul etti. Evlendikten sonra Çin’e gidecektik. Fakat eşim hamile kaldı. Ailelerimizin Çin’e gelip gitmesi zor olacağından İstanbul’da kaldık. Yedi yıldır burada yaşıyorum. Hem yerel ürünleri listelemek hem de öğrenmek için Türkiye’yi köy köy gezdim. Türkiye’nin her şehri başka bir ülke. Mesela İtalya Toskana’da Ordu Müzesi var. Ordu, Avrupa için çok önemli bir şehir. Çanakkale’yi dünyanın tanıması lâzım, inanılmaz bir yer. Truva burada mesela. Tarih konusunda Gaziantep açıkhava müzesi gibi. İtalya ile Türkiye kültürel olarak birbirine benziyor. Bu ülkeye hep borçlu olacağım. Benim hayatım burası. Sizin kapınız tüm insanlığa açık, ülkeler veya kimlikler önemli değil. Keşke herkes benimki gibi aşk hikâyesi anlatsa. Bu konuda daima empati kurmalıyız. ‘Ben olsam ne yapardım?’ diye düşünmeliyiz.