5 Nisan 2026 Pazar / 18 Sevval 1447

Her şeyi satıp dünyanın bir ucuna gitmek mi?

Sabah aynı saatte kalkıp işe gitmekten, her gün aynı insanlarla karşılaşmaktan, aynı işi sürekli yapmaktan, aynı otobüse binip aynı yöne gitmekten kısacası hayatın aynılığından sıkılan Ayten Keser Güngör ve Onur Güngör çifti ile evini, kıyafetlerini, masasını, sandalyesini hatta gelinliğini satarak dünyanın bir ucuna gitme kararını konuştuk.

Gizem Tümbay27 Şubat 2016 Cumartesi 07:00 - Güncelleme:
Her şeyi satıp dünyanın bir ucuna gitmek mi?

Ayten ve Onur çifti evliliklerinin ilk yılında bir karar alıyor. Bu karar kimimizin hayranlıkla baktığı, kimimizin saçmaladıklarını düşündüğü, kimimizin asla yeltenemeyeceği, çoğumuzun hayallerini yaşadığı, onların ise ilk tanıştıkları andan itibaren gerçek olacağına inandıkları bir karar. Her şeyi bir yana bırakıp yaşadığın şehri, alışkanlıklarını sevdiğin şeyleri bırakıp gitmekle ilgili bir karar.

- Sizleri biraz tanıyalım kimsiniz, nelerle ilgilenirsiniz?

Ayten Keser Güngör: 25 yıldır dünya vatandaşıyım. Bu seyahat öncesinde reklam sektöründe görsel efekt yapıyordum. Şimdi tutkularımın peşine düştüm. Seyahat etmekten, deneyimlerimi yazmaktan ve ‘an’ları fotoğraflamaktan büyük keyif alıyorum.

Onur Güngör: 17 seneden beri reklam ve sinema sektöründe görsel efekt yapıyorum. Doğayı, toprakla oynamayı, dağı, taşı seviyorum.

- Bir yerleri keşfetme fikri, isteği siz de nasıl oluştu?

O.G.:Aslında şu an kime sorsanız böyle bir tura çıkmak, yeni yerler keşfetmek, farklı hayatlar tanımak ister. Fakat ne acı ki, insanlar kurdukları hayallere bile inanmıyorlar. Ben bu hayali çok küçük yaşta annemin kucağında belgesel izlerken kurmaya başladım. Doğru insanı ve zamanı bulduğumda da yollara düştük.

- Her şeyi satıp büyük bir tura çıktınız. Gitmenize engel olmak isteyen çıkmadı mı?

A.K.G.:Karar verdikten sonra her şey çok hızlı gelişti. Tabii ki kurulu düzeni bozmak, sırtımızdaki yüklerden kurtulmak kolay olmadı. Ama biz bu adımı atmak istedik ve her türlü tepkiye ve çıkabilecek sorunlara karşı kendimizi hazırladık. Yakınlarımızdan birkaçı geleceğe yönelik endişelerden sebep bizi caydırmaya çalıştılar. Fakat dediğim gibi, biz artık gözümüzü karartmıştık. Yani dünya öylece beklemiyor bizi, zaman geçiyor ve görülecek çok güzellik var neden sadece doğduğumuz yerle sınırlı kalalım ki?

- Sattığın eşyalar arasında gelinliğin de vardı. Satarken neler hissettin?

A.K.G.:Yıllarca bizlere işlenen düğün, gelinlik gibi birtakım olaylar var. Evet, tabii ki önemli bu günler, özenilmeli fakat çok abartmamak lazım. Nihayetinde sembolik bir kostüm. Biraz ucuza gitti ama olsun (Gülüyor).

Tabii ki önce hayaller

- Hayaller mi gerçekler mi?

A.K.G.:Gerçekleri çekilebilir kılan hayallerimizdir, bizi ayakta tutar ve onsuz olmaz.

O.G.:Hayalleri gerçeğe dönüştürebilmek bence en güzeli. O yüzden önce hayaller.

- Dünyanın bir ucuna gittiniz. Hangi duraklara uğradınız?

O.G.:Arjantin’den başladık ve tüm Güney Amerika’yı gezdik. Dünyanın sonundaki şehir Ushuaia’dan, İguazu’ya kuzeye doğru çıktık. Paraguay, Bolivya, Ekvador, Peru, Kolombiya...

- Bütün bu güzellikleri bırakıp neden geri döndünüz?

O.G.:Paramız bitti (Gülüyor). Biz bu yolculuğa hem nefes alabilmek, hem de dünyayı az da olsa keşif etmek için çıktık. Bu bizim için unutulmaz bir deneyimdi ve ilkti. Son olmaması için döndük ve sabit bir gelirle gitmek için kolları sıvadık.

Amerika renkli kıta

- Birçok farklı insanla tanıştınız. Ne tür kültürlerle karşılaştınız?

O.G.:Kendileri de kültürleri de farklıydı ancak çok güzel insanlardı. Güney Amerika’nın oldukça renkli bir kıta olduğunu söyleyebilirim. Ülkelere göre farklılıklar gösterse de, eğlence seviliyor. Sokaklar çok özel ve güzel, hayatın nabzı orda atıyor. Bir gün azıcık İspanyolcamız olduğunu söylediğim bir Kolombiyalı bize “Biz de Türkçe bilmiyoruz, dili boşverin. Dans biliyor musunuz, bu topraklarda önemli olan o. Dans evrensel ve dans çok güzeldir” dedi. Hemen aklınıza tango veya diğer latin dansları gelmesin, orada her yaştan insan herkesle dans edebiliyor. Ve müzik, sabahtan akşama kadar her evin camından sonuna kadar duyuluyor. Bir kişi çıkıp rahatsız olmuyor, birbirlerine çok saygılı ve sevgili davranıyorlar. Misafir etmeyi bizler iyi bilirdik sanırdım ancak bu algım tamamen değişti.

- Yeni rotalar, planlar var mı?

A.K.G.:Kısa süreli mesela Balkan ve Avrupa keşiflerimiz olacak. Biraz daha yakınları da görmek, bilmek lazım. Ama ilk uzun vadeli rotamız Afrika olsun istiyoruz.

Türk insanını yanlış biliyorlar

- Başınıza ilginç olaylar geldi mi?

A.K.G.:Yolculuğun kendisi başlı başına ilginçti zaten. Hiç alışık olmadığımız kültürler, farklı hayatlar tanıdık. Peru’da evinde kaldığımız Luis adlı bir adam vardı. Kedisi vejetaryendi ve köpeği eve geldiğinde kapı çalıyordu, bir şey için havlamıyordu insanlar gibi kapıya vuruyordu. Sonra Taganga adlı kasabada, güzel arkadaşlarımız oldu ve sokakta yürürken bir Kolombiyalının ‘Aytıııiiiinnn’ veya ‘Onuuusss’ diye bağırması her seferinde bize ilginç ve komik geliyordu. Medellin’de çok lokal bir barda karşı masada oturan baba oğlun gülücükler sonrasında bizlere sarılıp, tanışmaları ve bira ısmarlamaları da ilginçti ve oldukça misafirperverceydi. Salento adlı kasabadan ayrılırken, evinde sekiz gün kaldığımız Martha Lucia ile ayrılışımız çok zordu. Hıçkırarak ağlıyordu ve biz böyle bir sevgiyi ne yaptık da hakettik bilmiyorduk ama Martha Lucia ile hala konuşuyoruz. O benim şuan Kolombiya’da yaşayan ablam gibi, onu çok özlüyorum. Birde insanlar Türkiye’yi ve Türk insanını çok yanlış tanıyor; Birçok kişi bizim Arapça alfabe kullandığımızı, çok eşli yaşadığımızı, asla seyahat eden bir toplum olmadığımızı düşünüyor.