24 Kasım 2020 Salı / 8 RebiülAhir 1442
Gece modu

'İyiliği yaymakla yükümlüyüz'

Murat Pay’ın yönettiği Dilsiz’de bir kadın hattatı canlandıran Vildan Atasever, “Düşünmekle, bakmakla, araştırmakla, iyiliği yaymakla yükümlüyüz. Film çekerken de bunlara dikkat ediyor olmak benim için çok anlamlı.” diyor.

GÜLCAN TEZCAN13 Aralık 2019 Cuma 17:18 - Güncelleme: 14 Aralık 2019 Cumartesi 10:21

Hem ‘sanat’ duygusu güçlü, estetik bakımdan doyurucu hem seyircisini bunaltmayacak bir dramatik anlatıma sahip, kendinden, kimliğinden, değerlerinden utanmadan aksine onları temel alan filmler yapmak pekâla mümkün… Hatta çatışma gerekçesiyle önümüze her tür kötülüğü sermeden de hikâye anlatılabiliyormuş. Murat Pay’ın yönetmenliğini üstlendiği Ozan Çelik, Mim Kemal Öke ve Vildan Atasever’in başrollerini üstlendiği Dilsiz tam da böyle bir film. Pek çok festivalden ödülle döndüğü gibi seyirci tarafından da ciddi anlamda sahipleniliyor. Bu anlamda Dilsiz yeni bir geleneğe de öncülük edecek gibi görünüyor. Filmin hüzünlü yüzü, hattat Selma karakterini canlandıran Vildan Atasever’e Dilsiz’i ve sinema yolculuğunu sordum. İçtenlikle cevapladı.

Bir kadın hattatı canlandırma fikri size ne düşündürdü? 

Bana denk gelmiş olması öyle güzel ki… Benim için çok sevindiriciydi, çok şükrediyorum buna. Proje teklif edildiğinde yönetmenimiz Murat Bey ile konuştuk hikâye üzerine. Sonra provalar yaptık, üç ay boyunca hat dersleri aldık. Ben de tam o dönem senaryo gelmeden önce hat dersleri almak istiyordum. Senaryoyu okuduğumda çok şaşırmıştım. Bazı hikâyelerde karakterin duygusunu yakalamak çok zordur. Ama Selma’yı senaryoyu okur okumaz hissettim. 

Oyuncu olarak dahil olacağınız projelerle ilgili kriterleriniz var mıdır? Sanat filmi olsun, komedi ya da şöyle bir türde oynarım gibi…

Bir oyuncu olarak film seçerken sanat filmi mi ya da ne kadar çok izlenir gibi şeylere pek girmiyorum. İlk etapta ne anlatıyoruz, benim için düşünülen karakter kimdir, nedir, ne anlamı var o hikâyenin içinde. Buna bir bakarım. Senaryonun karakterin derinliğine inebilmesi, hikâyeyi derinlikli bir şekilde anlatabilmesi ve bunu yaparken bambaşka hikayelere de evrilebilmesi, düşünmeye davet etmesi de önemli. Çünkü insan düşünendir. Allah ‘Düşünmez misiniz’ der Kur’an’da. Düşünmekle, bakmakla, araştırmakla yükümlüyüz. Film çekerken de bunlara dikkat ederek yapıyor olmak  benim için çok anlamlı. Sonra da filmin tabii ki herkese ulaşabilir olması önemli. Hele benim de inandığım bir meselesi varsa o zaman herkese ulaşsın isterim.  

Zincir sinemalar ticari film dışındaki filmleri pek almıyor. Ama demek ki seyircinin talebi bu döngüyü kırabiliyor

Bizim film Konya’ya Erzurum’a gitmeyecekti mesela. Oradaki seyircinin talebi ile salon açıldı. Bu Urfa’da, Antep’te de olacak. Böylelikle yayılıyor. Seyirci filme sahip çıkıyor. İnsanlar talep ediyorlar filmi getirtiyorlar. Hayatın her alanında bu böyledir. Haklarımız konusunda dilsiz kalmamamız gerekiyor. Twitter cümleleri ile sokakta konuşmaya gerek yok gerçekten çözüm üretelim. Gerçekten bu ülkeyi zenginleştirmek için uğraşalım. Çünkü biz ölümlüyüz; bu ülke çocuklarımıza, torunlarımıza kalacak. Ülkemizi evladımızı düşünür gibi düşünelim. O yüzden şov yapmanın bir anlamı yok. Bu ülkeyi güzelleştirecek, iyileştirecek, güçlendirecek adımlar atmamız gerekiyor. Elimizden geldiğince iyiliği yaymakla yükümlüyüz. 

Film pek çok noktada seyirciye düşünme fırsatı tanıyor… 

Evet biz açık açık anlatmayı seviyoruz her şeyi. Oysa dilsiz mânâ aleminden bahsettiği için senin gördüklerini anlamlandırmanı istiyor. Seyirciye ayna tutuyor. Ömür dediğimiz yolculuk tek başına yapılıyor ve hesabımızı da tek başımıza vereceğiz. En önemlisi insanın kendine dönmesi ve kendi hakikatine yolculuk yapması. Vicdanına doğru yolculuk yapmak gerekiyor. 

Filmin tasavvufi arka planı da çok etkiliyor seyirciyi… 

Tasavvuf çok derin bir memba ve buradan herkesin bir şekilde faydalanması gerekiyor. Batılı felsefelerden yararlanırken bizi ‘güzel’ ve ‘doğru’ insan olmaya çağıran tasavvufi düşünme biçiminden neden kaçınıyoruz? En iyi çözümü sahip olduğun değerlerde, sana geçmişinden süzülüp gelen birikimde bulabilirsin. Bu anlamda kendimizi küçümsüyoruz, çok büyük bir acı bu bence. 

Ninelerimizden dedelerimizden kalan sandıkları açalım bize neler bırakmışlar onlara bakalım. Onları anlamaya çalışalım ve hayatımızda yer verelim. İleriye bakacaksan bak, onları da bil ama kendinden uzaklaşmadan yap bunları. Çünkü kendinle birlikte hareket ettiğinde çok daha sağlam durabilirsin. Bizim filmimizde aşk çok güzel anlatılıyor. Gerçek aşkın aslında insanı sonsuz aşka ulaştırmasını anlatıyor. 

Selma, sinemamızda alışıldık bir karakter değil. Bundan sonrasında oynamak isterim dediğiniz karakterler var mı?

Onun üzerine pek düşünmedim. Ama mesela geçen gün bir haber izledim. Mayın temizleyen bir bomba imha uzmanı kadın askerimiz şehit oldu. O kadınların anlatılmasını çok isterim. Ya da Kara Fatma olarak bilinen Milli Mücadele kahramanı Erzurumlu Fatma Hanım’ın hikâyesinin anlatılmasını. Bugünün Nene Hatun’larını canlandırmak, bugün dünyaya Türkiye’nin ismini duyuran başarılı bilim kadınlarını oynamak da beni heyecanlandırır. Bir kadın hattatı oynamak çok şükür ki bana denk geldi. Bir kadın hattatın hüznü, sükuneti aynı zamanda hayatla olan mücadelesindeki o sessizliğinin anlatılması çok anlamlı. Çünkü sinemada genel olarak kadının konumlandırıldığı yer çok yanlış. Türk kadınının yaşadığı gerçeğin de doğru anlatılması gerekiyor. Bir obje olarak değil, bu hayatta var olan, ayakları üzerinde duran, mücadele eden, çocuk yetiştiren ama aynı zamanda sevdiği mesleği yapmaya çalışan kadınlar da anlatılmalı.