18 Ağustos 2022 Perşembe / 21 Muharrem 1444

Okumuş: Hafıza beddua yakışmaz ama kalbi de kırılmaz

Klasik bir imamdan farklı. İki üniversite mezunu. Ezbere İngilizce hutbe okuyor. Elinde tabletiyle cemaati karşılıyor. Bir de hiç yaşlanmıyor! Manevi dünyasını modern hayata adapte eden Selman Okumuş’un kapısını çaldık. “Beni vuran adama bile beddua etmedim. Onu Allah’a havale ettim” diyen Okumuş’a göre hafıza beddua yakışmaz.

Bahar Erdoğan10 Haziran 2017 Cumartesi 07:00 - Güncelleme:

Modern, sıra dışı bir imam... İki üniversite bitirmiş. Ezbere Kuran Okuma Yarışması’nda iki kere dünya birinciliği var.  Selman Okumuş’tan bahsediyoruz. Biz onu İngilizce hutbe okuması, elinde tabletiyle cemaatini karşılaması ve hiç yaşlanmamasıyla tanıyoruz. Kısaca imam Okumuş, maneviyatını yaşarken modern zamanın getirdiklerini de beraberinde yaşayan ve yaşatan biri. Şimdilerde çocuklara hafızlık yaptırırken, bir taraftan da 360 ekranlarında Ramazan Huzuru programına devam ediyor. Kuliste yakaladığımız Okumuş’a aklımıza ne düştüyse sorduk. Okumuş da tüm samimiyetiyle anlattı. 

İmamlık aile mesleği mi?   

Dedemler mollaymış. Kardeşlerimin hepsi hafız. Üç kuşaktır imamız ama evvelini bilmiyorum. İstanbul’da doğan bir imam çocuğu olarak Sultan Ahmet Camii’nde çocukluğumu geçirdim. Orada hocanın arkasında namaza duran ülke başkanlarını, cumhurbaşkanlarını, dünya liderlerini gördüm. Herkes gördüğünü yapar, benimser ve ona erişmek ister. Ben de Sultan Ahmet Camii gibi bir caminin mihrabından gelen manevi hal ve duyuştan çok etkilendim. O camiinin imamlarının her sabah bütün gazeteleri okuduklarını gördüm. O imamlar gündemi bilir, gün içerisinde cemaatin soracağı sorulara cevap bulurdu. Bir de o caminin imamları hem edebiyat hem de ilahiyat mezunuydular. Neden ‘Edebiyat okur ki bir imam’ diye düşünürken imamlığın sadece namaz kıldırma memurluğu olmadığını öğrendim. İmam hayatı önden takip edendi. Uluslar arası cemaattin halinden anlayan söylem gücü olup topluma hitap edebilendi. O hocaları gözlemledim. 

Başka bir meslek seçmeyi düşünmediniz mi?

Bir dükkanımız vardı. Orada zaman zaman ticaretle de meşgul oldum. Ticareti bilmeyen imamlığı da zor yapar. Çünkü paranın hesabını bilmeyen zekatı hesaplayamaz. ‘Ben maneviyat adamıyım gerisini bilmem’ demek olmaz.  

Eski köye yeni adet mi getirdiniz?

Aslında eski köye yeni adet getirmedim. Mesela Sultanahmet’e gelen cemaatin yüzde 30’u yabancıydı, gelen soruların yarısı İngilizceydi. Benim o cemaate de hitap etmem gerekiyordu. Dolasıyla o dili öğrendim. O zamanlar görev yaptığım caminin karşısında bir de engelliler merkezi vardı. İşaret dilini de öğrendim. Ama hutbeyi okurken işaret diliyle de konuşamayacağım için yanıma bir işaret dili uzmanı davet ediyordum. Bir gün camiye gelen Katar Kuvvet Komutanı bana ilk defa Türkçe, Arapça, İngilizce ve işaret dilinin bir arada kullanıldığı hutbe dinlediğini söyledi. Bunun gibi daha birçok farklı örneği yapmamın hep sebepleri var.  

Hutbeleri tabletten okuma fikri nasıl doğdu?

Tableti elime aldım çünkü vatandaş diyanetin, devletin gönderdiği hutbeyi dinlemek istemiyordu. O hafta Cuma’ya kadar dünyada, ülkesinde olup bitenleri Peygamber efendimizin hayatından örneklerle dinlemek istiyordu. Örnek veriyorum 15 Temmuz’da ağaç haftasıymış deyip ağaçtan bahsederseniz herkes tefe koyar. Ben de artık cemaatle arama kağıt koymayacağım dedim. Cemaatle göz teması kurmazsanız halk uyuyor. Tabletimi elime alıp bir Cuma’dan diğerine vatandaşın hayatın içinde yaşadığı şeylere değinerek hutbemi okudum.

Hep hayatta böyle bir tempoda koşarken ‘Of’ dediğiniz zamanlar olmuyor mu?

Oluyor tabii ki. Mesela Kur’an okuma yasağı koyduklarında dedim. Sebebi de başkaları da var neden hep sen okuyorsun idi. Öne çıkan hafızları durdurma hastalığı var. Ama asıl problem şeytan. Çünkü şeytan hafızın okuduğu Kur’an’dan çok rahatsız olur. Hafız Kur’an okursa adam günahtan uzak durur. İşte beni engellemeye kalkanlar için dedim ki: Allah’ım neden böyle yanlış anlıyorlar. Beni doğru anlasınlar diye dua ettim. Çünkü bunları yaptıranın şeytan olduğunu biliyordum.  

Olayları hep böyle mi yorumlarsınız?

Beni vuran adama bile beddua etmedim. Haksız yere vurdu neden vurduğunu da bilmiyordum. Yoğun bakımda acılar içindeyken ona beddua etmeyen insan başka türlü yorumlar mı? Çünkü beddua ettiğinizde sistem size döner. Birine beddua ettiğiniz zaman Allah’u Teala “Hani onu bana bırakmıştın” der. Ben onu Allah’a havale ettim. O da kendini cezaevinde asmış. Hiçbir hafıza beddua yakışmaz ve hiçbir hafızın da kalbi kırılmaz. Çünkü kırılınca insanın sonu çok kötü olur. Bu durumu da çok gördüm. 

Başka örnekler var mı?

Benim canımı sıkan iki tane amirim oldu. Birisi hemen beyin kanaması ve felç geçirdi. Öteki de arabası ile takla attı ölümden döndü. Beddua etmemeliyiz. Ama insan bir şey yaptığı zaman karşılığını görür. Mazlumun duası bir anda tecelli eder ve nereden geldi bu diye düşünürsünüz. 

Tekrar bir camide imamlık yapmak istiyor musunuz?

Çalıştığınız kurum bir şeylere sınırlı izin verince kafanıza göre çıkıp gidemezsiniz. Kuruma bağlı olarak çalışmak güzeldir. Fakat bir televizyon kanalına çıkmak için bile izin alana kadar çok zaman kaybedersiniz. Geriye dönüp baktığımda çok güzel anılarım ve cemaatlerim oldu. Ama caminin dışında hizmetin de ayrı bir mutluluğu olduğunu anladım.

Kur’an sesini edeple dinleyen özel bir milletiz

TRT 1 ekranlarında yayınlanan Kur’an-ı Kerim’i Güzel Okuma yarışması hakkında ne düşünüyorsunuz?

2011 senesinde bir TV kanalında program yaptığım zaman böyle bir yarışma yapılması gerektiğini söylemiştim. Türkiye’de Kur’an okunduğunda herkes saygı ile dinler. Çünkü genetik yapısında var. Kur’an sesini duyduğunda edeple oturup dinleyen çok özel bir milletiz. O program değerlere irtifasını hatırlatıyor, Kur’an sesinin biraz daha fazla duyulmasını sağlıyor ve okuyanlara hürmeti gösteriyor. Bir insan hafız olmayabilir. Ama biri izleyip “Ben de böyle okumak istiyorum” diyebiliyorsa o program amacına ulaşmış demektir. Haftada bir böyle Kur’an sesini duysak televizyondan çok ses getireceğine ve karşılığını alacağımıza inanıyorum. 

Camiye gitmediğimiz için ruhumuz yoruluyor

Modern zamanlarda maneviyatımızı sadece Ramazan ayına sıkıştırmaya çalışıyoruz neden?

İşimize geliyor. İslamiyet’i yaşamak modern zamanı yakalamaya engel değil. Malezya, Endonezya bunlar gayet gelişmiş ülkeler ve inançlarını yaşamalarına hiçbir şey engel değil. Hatta orada İslamiyet’i yaşamak bir prestij meselesi. Modern çağı yaşamak maneviyatı ötelemeyi gerektirmiyor. Camiye gitmek bizim modernliğimizden bir şey götürmez bilakis renk katar, güç katar. Camiye gitmediğimiz için ruhumuzu yoruyoruz. Ruhumuz yorulunca bedenimiz ağır gelmeye başlıyor. Hem bedenimizi hem de ruhumuzu beslemek zorundayız. Kur’an’da direk ruha hitap eder. 

Sabahı Kur’an ile karşılarım

En sevdiğiniz vakit?

Gece saat 22 ile 12 arası. Bir de sabah erken saatler. O zamanlar aklım ve zihnim açık olur. Çok hızlı fikir yürütürüm.

Nasıl karşılarsınız sabahı?

Kur’an ile karşılamayı çok severim. Sabah uyanabildiğim için şükrederim Allah’a. Bugün kimleri sevindirebilirim diye düşünürüm. Tabii ben bunu düşünürken Allah beni sevindirmek için çoktan başkalarını görevlendirmiş olur. 

Gece en son kendinize ne söylersiniz?

Yine en son Kur’an söylerim kendime. Bir de yapmayı istediğim şeyleri hayal ederim.

Kabe’nin içine girebilmek için çok ağladım

Kabe’nin içine girebilen ender insanlardan birisiniz.  

Kabe’nin kapısından içeri girebilmek için 1991’den 95’e kadar her Kur’an okuduğumda ağlayarak dua ettim. Sonra doğum günümde hatta doğduğum saatte Kabe’nin içine girmeyi Allah bana nasip etti. Büyük bir nimet bambaşka anlatılamaz bir duygu…

Ramazan Huzuru programınız dışında neler yapıyorsunuz?

Telefonda Whatsapp uygulaması ile öğrencilerime hafızlık yaptırıyorum. Dünyanın birçok yerinden öğrencilerim var. Hatta İstanbul’da bulunan bir öğrencimi dört ayda hafız yaptım. 

 Neden telefon peki?

Öğrencilerim bana gelip giderken yolda yorulmasın vakit kaybetmesin ve yoruluyoruz diye bırakmasınlar diye telefonu seçtim. 

Bir de siz hiç yaşlanmıyorsunuz sanki…

Efendimiz (sav) her gün evden çıkmadan suya bakıp kendini güzelleştirip çıkarmış.  Kur’an okuyan genç kalır. Onun verdiği bir esenlik, güç vardır.