30 Kasım 2020 Pazartesi / 14 RebiülAhir 1442
Gece modu

Oscar Söyleşileri 3 - Bosna Hersek: Gerçekte kim olduğumuzu anlatmak istedim

Star Cumartesi Oscar Söyleşileri’nin üçüncü konuğu The Son - Oğul filmiyle Bosnalı yönetmen Ines Tanovic. Yönetmen bu filmiyle gerçek Bosna Hersek’i ve kültürlerini anlatmak istediğini söylerken; bunu bebekken evlat edinilen Arman’ın kimlik arayışları ve savaşın izlerini silmeye çalışan bir aile üzerinden örneklendiriyor.  

ALİ DEMİRTAŞ13 Aralık 2019 Cuma 17:34 - Güncelleme: 14 Aralık 2019 Cumartesi 09:26

Star Cumartesi Oscar Söyleşileri’nin üçüncü konuğu Bosna-Hersek’in Oscar aday adayı filmi The Son’un yönetmeni Ines Tanovic. Tanovic ile bu yıl 7.’si düzenlenen Boğaziçi Film Festivali’nde bir araya geldik. Kendisiyle hem filmini hem de Bosna Hersek’i konuştuk. The Son, yönetmenin ikinci uzun metrajlı filmi. Aynı zamanda bundan önce çektiği bir kısa film ve bir uzun metrajlı filmin de devamı niteliğini taşıyor. Bu yıl 25. Saraybosna Film Festivali’nin açılış filmi olan The Son, bebekken evlat edinilen Arman’ın hikâyesine dikkat çekiyor. Arman bir yandan geçmişini sorgularken diğer yandan da ailenin biyolojik oğluna ağabeylik etmeye çalışıyor; onu günümüz Saraybosna’sının tehditlerinden korumaya uğraşıyor. Film, Bosna kültürü hakkında önemli detaylar içerirken ülkenin başından geçen savaşın etkisini de ailenin durumu üzerinden örneklendiriyor. 

Neden böyle bir film yapmak istediniz? 

İki çocuğum var, biri oğlan. Bir anne olarak bir erkek çocuğa sahip olmanın zorluklarını biliyorum. Bu filmde ilk olarak ebeveyn olmanın zorluklarını dahası Bosna toplumunda ebeveyn olmanın zorluklarını aynı zamanda ergenlik döneminde bir çocuğun değişimiyle uğraşmanın güçlüklerini anlatmak istedim. Üstelik tüm bunları evlat edindiğiniz bir çocukla yaşamanın ne demek olduğunu ve bunlarla nasıl baş edilebileceğini göstermek benim için önemliydi. Çevremde evlat edinmiş çok fazla arkadaşım var. Bir yandan da onların yaşadıkları sorunları ele almak istedim. Bir araştırma yaptım ve gördüm ki evlat edinmiş bazı aileler, evlat edindikleri çocukları geri vermek istiyorlar. Bu etik açıdan da çok sıkıntılı bir durum. Çünkü herhangi bir şey satın alındığınızda bile sadece o kırık veya bozuksa götürüp iade edebilirsiniz. Ama bu yaşayan bir çocuk olduğunda onun geri verilmesi durumunda ortaya çok büyük bir çatışma çıkıyor. Ve bununla baş etmek hiç kolay bir şey değil. Çünkü evlat edinmiş bir çocuk ergenliğe geldiğinde kendi kimliğiyle ilgili sorular sormaya başlıyor; ben kimim… Sonrasında ise bir kimlik krizi yaşanıyor ve ebeveynlerin bununla nasıl baş ettiği çok önemli. Ayrıca ben bütün bunların üzerinde dramaturjik açıdan daha zor bir seçim yaptım ve ailenin evlatlık çocuklarının yanına bir de biyolojik çocuklarını filme dahil ettim. Çatışmayı kuvvetlendirmek adına bunu özellikle yaptım.

Filmde nasıl bir Bosna Hersek izliyoruz? 

Film eski bir Osmanlı evinde mahalle kültürünün olduğu bir ortamda geçiyor. Bu filmde en önemlisi Bosnalı Müslümanların yaşam tarzını ve bizim sahip olduğumuz mahalle kültürünü göstermek istedim. Orta sınıfa mensup bir aile, dedelerinden kalma eski bir Osmanlı evinde yaşıyor. Kuşaklar boyunca o evde yaşamışlar. Aile babasının o evle bağını göstermek de benim için çok önemliydi. Ev, çok eski ve bir sürü masrafının yanında ailenin başka borçları da var. Evin masraflarını karşılayacak durumları olmamasına rağmen baba o evden kopamıyor. Anne evden ayrılmak istese bile baba o evde kalmak istiyor. Bu yolla toplumumuzun gelenekle olan bağını göstermek istedim. Filmde bir de bayram sahnesi var. Bayram’ın birinci günü yemek yiyorlar ve kabir ziyareti yapıyorlar. Bizde bayram nasıl olur, aile nasıl bir araya gelir, bunu göstermek istedim.

SAVAŞIN İZLERİ SİLİNMİŞ DEĞİL

Bütün bunlar Bosna toplumunun gelenek ve kültürüyle ilgili olan kısmı. Bir de savaş yaşamış bir Bosna gerçeği var. Filmde babanın bütün ailesi bombalı saldırıda ölmüş. Savaşın üzerinden 25 yıl geçmiş olmasına rağmen savaşın izlerini ve bıraktığı ekonomik hasarları da görebiliyoruz. Biz Bosna toplumu olarak nasıl zevk ve sefa içinde yaşanacağını biliyoruz. Savaş öncesinde böyleydi. Ama savaştan sonra bu zevkleri sürdürecek gerekli ekonomik koşullara sahip değiliz. Ailenin yaşadığı ev çok zengin ve güzel görünüyor. Ama aile bu güzelliği devam ettiremiyor. 

Filmde ergen çocuklar kolaylıkla silah alabiliyorlar. Bu da toplumun ne hale geldiğiyle ilgili çok önemli bir gösterge. Filmin son sahnelerinde küçük kardeş bir mayın tarlasında duruyor. Savaştan 25 yıl sonra bile şehrin etrafında mayınlı bölgeler var. Dolayısıyla şehre ve eve baktığınızda her şey yolundaymış gibi görünse de savaşın izlerinin hâlâ çok canlı durduğunu söylüyoruz. 

Bundan sonraki filmleriniz de toplumsal konular üzerine mi şekillenecek? 

Bütçe sorunları nedeniyle kariyerimiz boyunca çok fazla film yapabilme şansına sahip olmuyoruz. Ben bir yazar ve yönetmen olarak kendimde topluma karşı bir sorumluluk hissediyorum. Kimse beni bu hikâyeleri seçmem konusunda zorlamıyor. Dahası bunu bir zorunluluk olarak da görmüyorum. Günümüz Bosna toplumunun problemlerini anlatan hikâyeler yapmayı bir sorumluluk olarak görüyorum. Ayrıca ülkemizde film yapımı için özel fonlar yok. Sadece devlet fonuyla yapabiliyoruz filmlerimizi. Bir de bu nedenle ayrıca bir sorumluluk hissediyorum. Dolayısıyla anlattığım her hikâye bir şekilde içinde yaşadığım toplum ve o toplumun problemleriyle bağlantılı olacaktır. Başka bir hikâye seçsem bile bir şekilde Bosna toplumunun yaşadıklarıyla ilgili bağlantı kurmam gerekir. Ama bunların hiçbiri zorunluluk değil aksine benim için bir sorumluluk.

"Günümüz Bosna toplumunun problemlerini anlatan hikâyeler yapmayı zorunluluk değil bir sorumluluk olarak görüyorum..."

BATI BİZİ KARANLIK İNSANLAR OLARAK GÖRMEK İSTİYOR

 

Filminiz Bosna kültüründen dini ve etnik detaylar barındırıyor. Buradan hareketle filminizi Oscar sürecinde şanslı görüyor musunuz? 

Filmimin 10 filmden oluşan kısa listeye gireceğini düşünmüyorum. Ama sadece etnik veya dini unsurlar açısından değil. Oscar dediğimizde işin içine business, tanıtım ve promosyon giriyor. Bizim bunun için yeterli bütçemiz yok. Maalesef hükümetten bunun için destek alamıyoruz. Dolayısıyla film yeterince tanınmayacak ve gerekli sayıda insana ulaşamayacak. Bu konuda karamsar değilim ama gerçekçi olmak zorundayım. Oscar söz konusu olduğu zaman sadece iyi bir filme sahip olmak yetmiyor. Öte yandan Batı, İslam’ı daha kötü ve karanlık gösteren şeyleri sever. Ama filmimde gayet Müslüman olan çağdaş bir aile görüyoruz. Bu yüzden de hikâyemi çok tutacakları düşünmüyorum. Ben gerçekte kim olduğumuzu anlatmak istedim. Yalansız dolansız. İslâm deyince terörden ve karanlık fanatik insanlardan bahsetmediğiniz zaman Batı bunu kabul etmiyor. Ama benim için önemli olan onların istediği hikâyeyi değil, kendi hikâyemizi anlatabilmekti. Bu benim için çok önemli. 

BOSNALI SİNEMACILAR ASLA PES ETMEMELİLER 

Bosna-Hersek sineması kötü bir durumda. Bütün filmler için sadece yarım milyon gibi bir bütçe var. Bu bütçeyi 4-5 milyona çıkarmak için bir kanun tasarısı hazırlık. Fakat hükümetin bu kanunu hayata geçirmek gibi bir niyeti yok. Çünkü devletin önceliği sinema ya da kültür, sanat değil. Devlet kendi işleyişiyle ilgili konulara para ayırıyor. Bosna’da çok fazla yetenekli sinemacı var. Onlara şunu söyleyebilirim: Asla pes etmemeliler. Onlar savaşmadıkça kimse onlara maddi olarak bir şey vermeyecek. Şunu unutmasınlar; para en önemli şey değildir. Ben çoğu filmimi çok küçük bütçelerle çektim. Mücadele edip inandıkları şeyi yapmanın bir yolunu bulsunlar. Önemli olan bu. Fırsatım olursa Türkiye’de film çekmeyi çok isterim. Hikâye bulmak kolay. Ama tüm bunları yaparken her zaman odak noktam toplumlar arası ilişkiler ve özel insan hikâyeleri olacak.