4 Nisan 2026 Cumartesi / 17 Sevval 1447

Osmanlı Ramazan’ı kutlamaya 3 ay önceden başlardı

Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ramazan ayı coşkusunu anlatan ödüllü şef Yunus Emre Akkor renklenen çarşı-pazarı, insanlarda artan yardımlaşma isteğini, bereketli ve ihtişamlı saray sofralarını anlattı. Bize de “Nerede o eski Ramazanlar” demek düştü!

BÜŞRA UĞRAŞ3 Haziran 2017 Cumartesi 07:00 - Güncelleme:
Osmanlı Ramazan’ı kutlamaya 3 ay önceden başlardı

Ramazan ayında sofralar bir başka oluyor. Kalabalık, ihtişamlı, bereketli… Peki bu güzel aylar Osmanlı Dönemi’nde nasıl geçiyordu? “O zamanlarda Ramazan ve bayram hazırlıkları Üç Aylarla birlikte başlardı” diyen Orta Doğu ve Osmanlı mutfağı üzerine yaptığı çalışmalarla tanınan Ödüllü Şef Yunus Emre Akkor, o dönemin ritüellerini star Cumartesi’ye anlattı bir de üzerine iki enfes tarif paylaştı! İşte sohbetimizden geriye kalan notlar…

EN ÇOK ESKİCİ İŞ YAPARDI

Osmanlı Dönemi’nde Ramazan zamanını anlatan şef Yunus Emre Akkor “Şimdilerde bakıyoruz ki Ramazan ayı hazırlıkları birkaç hafta öncesinden başlıyor ama Osmanlı Dönemi’nde hazırlıklar Üç Aylar’ın gelmesiyle başlardı. İnsanlar evdeki perdelerinden koltuk takımlarına, misafir yastıklarından boya badanaya kadar her detayı düşünür ve hummalı bir çalışmaya girerlerdi. Daha sonra yavaş yavaş, Ramazan ayı yaklaştıkça pazarlarda reçel çeşitleri, çerezler satılır, her biri ayrı renkli iplere asılmış, süslenmiş güllaç yapraklarını dükkanların önüne asarlardı. Çarşı-pazar her yer rengarenk olur Ramazan’ın gelişi coşkuyla karşılanırdı. Aslına bakarsanız bu dönemde esnafın işi hep daha iyi olurdu ama onların haricinde hiç kimsenin bilmediği bir esnaf kesimi daha vardı; eskiciler. Çünkü şehirde yaşayan zengin aileler maddi durumlarında bir sıkıntı olduğunda evdeki değerli parçalarını satarlarmış ki ihtiyaç sahiplerine iftar dağıtabilsinler. Dolayısıyla antika eşyalar Ramazan aylarında çok fazla el değişikliğine girermiş. O dönem her evde özel davetlilerin ağırlandığı alanın haricinde evlerin giriş bölümünde de mutlaka ihtiyaç sahiplerine iftar yemeği sunulurdu. Bu saray içinde de böyleydi. Osmanlı İmparatorluğu çöküşüne kadar din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin ihtiyacı olan herkese günde iki öğün yemek dağıtmıştır. Bu yardım Ramazan ayında büyük iftar sofralarıyla da devam ederdi” diyen şef sözlerine şöyle devam ediyor:e başlıyor.

İMPARATORLUK SOFRASI GÖRKEMLİ OLUR

“Osmanlı Dönemi’nde sarayda Ramazan diğer özel günlerdeki davetlerden daha ihtişamlı ve daha coşkulu oluyordu. Saraydaki en önemli gelenek Osmanlı sultanlarının kutsal emanetleri ziyaret etmesiydi. Hırka-ı Şerifi ziyaret etmek sarayın en önemli ritüeliydi. Bu ritüelin ardından saray sultanlarına, saraydaki çeşitli aşçıların hazırladığı soğanlı yumurtalar ikram edilir, her bir soğanlı yumurtayı ayrı ayrı tadan sultanlar, en beğendikleri soğanlı yumurtayı yapan aşçıyı seçer ve o aşçı Enderun aşçıbaşısı ilan edilirdi. O dönemde iftar sofraları da iki aşamadan oluşurdu: Birinci aşamada iftariye denilen ilk fasıl, ikinci de yemeklerin yenildiği ikinci fasıl olarak adlandırılırdı. İftariye, hızlı yemek yemeyi önlemek ve gün boyu aç kalan mideyi yormamak için geleneksel kahvaltılıklardan ve sıcak pideden oluşurdu. Bu fasıl bittikten sonra genelde akşam namazı kılınır ve namazdan sonra tekrar sofraya oturulurdu. İkinci fasıla mutlaka çorbayla başlanır ve arkasından Ramazan’ın her günü mutlaka yapılan pastırma çeşitleriyle devam edilirdi. Bir cihan imparatorluğu olan Osmanlı’da saray iftarı son derece ihtişamlı olurdu, balık çorbalarından işkembeye, zeytin yağlılardan et çeşitlerine kadar Osmanlı mutfağının en güzel yemekleri servis edilir ve iftar sofraları muhakkak güllü aşla biterdi.” 

AYASOFYA’YA ÇIKAN YOLLAR SÜSLENİRDİ

“Kadir Gecesi geldiğinde Osmanlı Dönemi’nde genelde padişahlar namazlarını Ayasofya Camii’nde kılarlardı. Cami o özel gece için hazırlanırdı. Öyle ki pek çok seyyahın notlarında ‘Ayasofya Camii Kadir Gecesi için öyle güzel süslenirdi ki hiçbir camiye böylesi bir ihtişam nasip olmamıştır’ diye yazmıştır. Kadir Gecesi’nde padişahın camiye gelişi için oluşturulan Kadir Alayı dolayısıyla camiye çıkan bütün yollar onarılır, yol üstündeki evler boyanır,  kandiller hazırlanırdı. Bu gösterilerin tamamı yabancı konuklar tarafından da izlenebilsin diye özel meşaleli park alanları hazırlanırdı. Özetle Osmanlı Dönemi’nde Üç Ayların başlaması ve Ramazan’ın bitişine kadar düzen, özen ve temizlik gibi dinimizin hoş gördüğü her şey istisnasız uygulanırdı.”

BUĞDAY TANELERİ MİDEDE ZİKİR ÇEKER

Sahurlar da keza iftarlar kadar önemsenirdi. Davulcular o zaman çok daha büyük öneme sahiplerdi ve maniler okuyarak insanları uyandırırlardı. Sahur yemekleri genelde sade geçerdi, sahur sofraları genellikle tok tutsun diye hamur işleri, börekler veya pilavlardan oluşur. Aç kalacak bünyedeki şekerin düşmesini önlemek için de mutlaka hoşaf ikram edilirdi. Eski dönemde sahur sofralarında en çok görülen buğdaydan yapılan pilavdı. Pilavın içindeki buğday tanelerinin de sabaha kadar midede zikir çektiği rivayet edilirdi. Sade bir sahur yapılır ama akşam mutlaka görkemli bir iftar sofrası hazırlanırdı. 

Osmanlı’da zengin aileler Ramazan’da maddi durumlarında bir sıkıntı olduğunda evdeki değerli parçalarını satarlarmış ki ihtiyaç sahiplerine iftar dağıtabilsinler. 

GÜLLÜ AŞ

Osmanlı döneminde mısır nişastasından açılan yufkalar stoklanıyor, sonra süt ve şekerle ıslatılıp yeniyordu. Zamanla yufkalara eklenen gülsuyu, güllü aşın doğmasına sebep olmuştur. Tıpkı sütlacın sütlü aştan dilimize yerleşmesi gibi, güllaç da güllü aştan dilimize yerleşmiştir. Arif Bilgin’in Osmanlı Saray Mutfağı isimli kitabında Güllü aşın 1489 yılında Osmanlı saray mutfağına alındığı söyleniyor.

AK ÇORBA 

- 2 yemek kaşığı pirinç

- 4 su bardağı su

- 500 gram yoğurt

- 1 adet yumurta

- 1 yemek kaşığı un

- 4 yemek kaşığı tereyağı

- 1 tatlı kaşığı tarhun

- 1 tatlı kaşığı karabiber

- Tuz

Tarifi 

Pirinci yıkayın. 4 su bardağı et suyu ve 1 tatlı kaşığı tuzla beraber pirinci orta ateşte 30 dakika iyice helmeleninceye kadar haşlayın. Pirinçler pişerken bir kâsede önce yumurta ile unu çırpın. Ardından yoğurdu ekleyip çırpmaya devam edin. Daha sonra pirincin suyundan yavaş yavaş ekleyip yoğurtlu terbiyeyi inceltin. Hazırladığınız terbiyeyi başka bir tencerenin içine ekleyin ve karıştırarak 15 dakika pişirin. Çorbayı pişirirken, helmelenmesi için pişirdiğiniz pirinçleri de yavaş yavaş çorbaya ilave edin. Çorba kıvam almaya başladığında ocağın altını kısın ayrı bir tavada 4 yemek kaşığı tereyağını eritin ve tarhunu ekleyin. Tarhunlu ve tereyağlı sosu da çorbaya ekleyin ve bir taşım kaynatın. Son olarak çorbayı servis tabağına alın ve üzerine taze çekilmiş karabiber ekleyin.

TATLI ET

- 4 parça kuzu gerdan

- 2 adet kuru soğan

- 3 yemek kaşığı tereyağı

- 2 yemek kaşığı üzüm pekmezi

- 1/2 çay kaşığı yenibahar

- 1/2 çay kaşığı tarçın

- 1 çay kaşığı karabiber

- 1 çay kaşığı tuz

Tarifi 

Kuzu gerdanları tereyağında iyice kızartın. Kızarttığınız gerdanları başka bir kaba alın ve aynı yağda ince kıyılmış soğanları kavurun. Kızaran gerdanların üzerine kavrulmuş soğanları, yağı ile birlikte dökün. Gerdanların üzerini geçecek kadar su ilave ederek tuz ve karabiberi de ekleyin. Son olarak 2 yemek kaşığı üzüm pekmezini de ilave edip 30-40 dakika kaynatın. Hazır olan gerdanlara yenibahar tarçın serpip servis edin.

ÖNERİLEN VİDEO

Kan donduran cinayette yeni detay: O anlar kamerada

Kapat
Video yükleniyor...