16 Mayıs 2021 Pazar / 4 Sevval 1442
Gece modu

Sanatçılar, belleği canlı tutacak güçlü eserler vermeli

Kalbinde, ruhunda 15 Temmuz heyecanını taşıyan gerçek sanatçılar, yazarlar, ikinci Milli Mücadelemizi gelecek kuşaklara aktaracak ve belleğimizi canlı tutacak dünya ölçeğinde eserler üretmek zorunda.

GÜLCAN TEZCAN / KÜLTÜR MANTARI20 Temmuz 2019 Cumartesi 07:00 - Güncelleme: 20 Temmuz 2019 Cumartesi 07:00

Yurdum ‘sanatçı’ları hassastır, duyarlıdır, bilinçlidir. Hele ‘bağzı’ları (bakın genelleme yapmıyorum dikkatinizi çekerim) misal hayvan hakları denildiğinde en önde gider. Ağaç, doğa ve çevre konularında tavizsizdirler. Belirli gün ve haftaları hiç atlamazlar, milli bayramlarda mutlaka mesaj yayınlarlar. Sosyal medya profillerine, verdikleri röportajlara dikkatli bir gözle baktığınızda birbirinin karbon kopyası olduklarını görürsünüz. En taşralısı bile ‘beyaz Türk’ imajı vermek zorundadır aksi halde asla piyasada yer bulamazlar. İmajları ile ilgili olumsuz bir durum yaşandığında sosyal sorumluluk projeleri ile toplum nezdinde kendilerini pirü pâk edecek manevra kabiliyetine sahiptirler. 

En politik olmadığını iddia edenler bile aynı tornadan çıkmış gibi ezber cümlelerle aynı yerde hizalanıverir. En taze örneği İstanbul seçimleri öncesi yaşandı. Aynı anda tek elden komut almışcasına aynı cümlelerle destek ve bağlılıklarını bildirdiler yanında durmayı seçtikleri başkan adayına. Elbette herkes özgür siyasi ve ideolojik tercihini ilan etmekte. Ancak diğerlerine ‘yandaş’ diyenlerin başka bir istikamete yanaşması da ayrı bir ironi ve ne garip bir çelişki. 

Gezi Olayları bu fotoğrafın en net görüldüğü zaman dilimiydi aslında. O güne kadar pek çoğu gerçek anlamda bir sivil hareketin içinde bulunmamış, toplumsal herhangi bir olayda çıt çıkarmamış onlarca magazin figürü, ekran ünlüsü ve sanatçı sözde Gezi Parkı’na sahip çıkmak için yine kurgulanmış bir biçimde hayran kitlelerini Taksim Meydanı’na toplamıştı. Sonrası malum. HDP’nin sanat kolu gibi çalışmaya kadar vardırdılar işi.  

DARBE KARŞITI CÜMLE KURMAKTA ZORLANIYORLAR 

Sözde demokrasi, barış, özgürlük yanlısı ‘sanatçı’ların çoğu 15 Temmuz gecesi darbe girişiminin başarıya ulaşmasını umarak izledi olan biteni. Şaşırtıcı değildi elbette. Onlarca sivili, öğretmeni, askeri, polisi öldüren PKK’yı yarım ağız bile lanetleyemeyenlerin bir darbe girişimi karşısında dik duruş sergilemesini beklemek nafileydi. Beklenmedi de zaten. O gece tanklara karşı direnen, sokaklara, meydanlara inen bir avuç onurlu sanatçı vardı sadece. Sosyal medyada darbe karşıtı cümle kuracak cesareti olanların sayısı da bir elin parmaklarını geçmedi. Bağlı oldukları şirketler işaret vermeden tweet atamayan sanatçılar, nasıl bir darbe ve işgal girişiminin bertaraf edildiğini görmezden geldiler. Gezi Olayları’nda gaz maskeleri ile kahramanlık pozu verenler, tanklar tarafından parçalanan sivillerin görüntülerini yok sayıp ‘köprüde asker kestiler’ yalanını çoğaltmayı seçti. Gezi’de çadırları yakan adamın 15 Temmuz gecesi tankta yakalanması da uyandırmadı hiçbirini gerçeğe. Nasıl bir tuzağa düşürüldüklerini görmek yerine darbe gerçekleşmediği için hayıflandılar. Darbe girişimini iktidarın kendi içindeki bir güç kavgası gibi okumakta ısrar ettiler. 

Sivillerin üzerine acımasızca ateş açıp, 250 vatandaşımızı şehit eden, TBMM’yi bombalayan darbecilerin yaşattığı kabus onlar için hiçbir anlam ifade etmedi. Israrla darbeci askerlerin acıklı görüntülerini paylaşıp hakikati örtbas etme çabasına destek verdi özgürlük havarisi isimler. 

15 Temmuz’da toplumun her kesimi darbeye direnmek için sokağa çıkmıştı. Bu birlik ruhu darbenin ardından gerçekleşen bir büyük mitingle perçinlendi. 7 Ağustos’ta Yenikapı’da düzenlenen Demokrasi ve Şehitler Mitingi’ne ne mutlu ki yukarda bahsi geçen ‘körleşmiş’ kitle dışında sanat dünyasından çok sayıda isim katıldı. Darbe karşıtı videolar çekenler de oldu -Tabi Cumhurbaşkanlığı desteği ile-, şehit yakınları ve gazilere teşekkür mektubu yayınlayan da. Ancak çoğunluk ya sessizce izledi olan biteni ya da bu tablodan rahatsız oldu. ‘Böyle darbe mi olurmuş’ hezeyanları ile alaycı tweetler atıp ortalığı bulandırmaya çalıştılar. Şarkıcı Sıla ise en azından dürüst davranıp “Kesinlikle darbe karşıtıyım ama böyle bir şovun içinde bulunmayı tercih etmiyorum” dedi. Buraya kadar yazdıklarımın hepsi herkesin malumu biliyorum. Ama toplumsal hafızamız öylesine zayıf ki tüm bunlar hiç yaşanmamış gibi davranabiliyoruz. Yoksa 15 Temmuz’un yıldönümünde Sıla’ya Kültür Bakanlığı eliyle konser teklifi götürmenin nasıl bir izahı olabilir ki? 

15 TEMMUZ KAHRAMANLARI ROL MODEL OLMALI

15 Temmuz’u konu alan çokça belgesel ve klip çekildi, bir kaç roman ve şiirler yazıldı. Kayda değer olanları bir elin parmaklarını geçmez. Neyse ki bu yıl ortaya çıkan işler daha nitelikli. Sözgelimi 15 Temmuz Demokrasi ve Birlik Günü’nde TRT 1’de ekrana gelen FETÖ itirafçılarının ifadeleriyle örgüte ait şifrelerin nasıl çözüldüğünün anlatıldığı “Şebeke: İhanetin Kodları” belgeseli nasıl bir yapıyla karşı karşıya olunduğunun görülmesi açısından önemli bir çalışma. TRT Çocuk’ta yayınlanan “Ulu Çınarın Kuşları” özellikle çocuklara ulaşma noktasında değerli bir çaba. Ancak böylesi bir Milli Mücadele bundan çok daha fazlasını hak ediyor. 

Güncel sanatla uğraşanların ortaya çıkaracağı çok anlamlı işler olmalı ve bu işler dünya bienallerinde boy göstermeli. Dünya dillerine çevrilecek çıtanın üstünde bir edebi değere sahip romanlar yazılmalı. ‘28 Şubat’ı bile anlatamadık ki’ bahanesine sığınmadan sinema filmleri gelmeli ardı ardına. Börü’nün yaptığı gibi direnişi tek bir unsura mâl etmeden, kendi ideolojik angajmanlarına selam çakma hevesine düşmeden meseleyi tüm cepheleriyle anlatabilecek bir bakışla yansıtılmalı yaşananlar beyaz perdeye. Yönetmen Semih Kaplanoğlu’nun “Tanklar yürüdü, insanlar tankları durdurdu. Darbe girişimi engellendi. Şimdi bunu tekrar canlandırmak hamaset olur. Çünkü ne yaparsanız yapın o, yaşanan gerçeğin gölgesinde kalacaktır. Ancak birtakım hikayeler anlatılabilir 15 Temmuz’a bağlanan... “ şeklindeki ikazı akılda tutularak FETÖ ahlakı dediğimiz şeye odaklanan, bu yapının toplumun hangi zaaflarını kullanarak kendine bu kadar güçlenecek bir zemin bulduğunu sorgulayan yüzlerce hikâye çekilebilir. Ve elbette o gecenin kahramanları fert fert rol model olarak gençlerimize anlatılmalı. Sadece Ortaköy şehidi Batuhan’ın hikâyesi bile eminim derin izler bırakacaktır pek çok gencin gönlünde ve zihninde. 

DEVRİME KÖR, HAKİKATE SAĞIR KARTON SANATÇILAR  

İşgal ve darbe girişiminin üçüncü yıldönümünde de bağzı sanatçıların tavrı hiç değişmedi. Bu kadar açık, net ve gözlerimizin önünde gerçekleşen bir saldırı hakkında ne şehitleri yad eden bir cümle, ne bu demokrasi mücadelesine dair birkaç kelam ne tek bir anma mesajı yazma zahmetine girmediler. Tersine, son zamanlarda kanaat önderliğine soyunan bir şarkıcı, ‘zavallı er’ler polemiğinin bu yılki bekçiliğini üstlendi. Darbeci erlerle mağdur askerlerin ayırt edilemediğini iddia ettiği bir afiş üzerinden bal gibi bildiği hakikati konuşmak yerine tribünlere oynamayı tercih etti. Sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen yönetmen, oyuncu, sanatçı, müzisyen ve sanat dünyasından isim 15 Temmuz mesajı yayınladı sadece. 

Alkışlarıyla, beğenileriyle, işlerini satın alarak onlara ‘değer’ veren, büyük paralar kazandıran bu büyük milletin dünyaya örnek olan direnişine sırtını dönen sanatçılara, daha ne kadar zaman prim vermeye devam edeceğiz bu da ayrı bir merak konusu. 

Bunca yıl ezberlerinden vazgeçmeyen, hakikatin körü olmuşlara ne desek boş! Bu saatten sonra bizim meselemiz onlarla değil zaten. Kalbinde, ruhunda 15 Temmuz heyecanını taşıyan gerçek sanatçılar, yazarlar, kültür insanları ikinci Milli Mücadelemizi gelecek kuşaklara aktaracak dünya ölçeğinde eserler üretmek zorunda. Evet bu bir zorunluluk. Bedenini tanklara siper ederek bu ülkeyi işgalden kurtaran şehitlerimize ve gazilerimize hepimiz çok şey borçluyuz. Sanatçılara düşen de belleği canlı tutacak güçlü eserler vermek. 

Geçen üç yılda az sayıdaki istisnalar dışında henüz etkili, yeni nesilde karşılık bulacak, dünyada yürütülen kara propagandayı tersine çevirecek işler üretebilmiş değiliz. Pek çok şehirde 15 Temmuz’la ilgili müzeler açılıyor; iyi niyetli ancak iyi bir sanat tasarımının uğramadığı işler büyük kısmı. İstanbul’daki müze özenli ve estetik işlenişiyle bu anlamda örnek alınabilir.