24 Kasım 2020 Salı / 8 RebiülAhir 1442
Gece modu

'Seyretmek bir Müslümana yakışmaz'

Mısır’da darbe sonrası, 60 bin civarında Mısırlı korkunç şartlardaki hapishanelerde tutuluyor. Bunların 40 bini hakkında henüz hüküm çıkmadı. Ağır işkencelere maruz kalan, infaz kararı verilip idam edilenlerin yaşadığı zifiri karanlığı tüm dünyaya duyurmak üzere İstanbul’da bir mektup kampanyası başlatıldı.

GÜLCAN TEZCAN 13 Aralık 2019 Cuma 18:17 - Güncelleme: 14 Aralık 2019 Cumartesi 09:25

Altı yıl önce Mısır’da seçilmiş Cumhurbaşkanı Muhammed Mursi’ye yapılan darbeyle yetinmeyen Sisi, ülkesini adeta kapalı cezaevine dönüştürdü. Yıllardır hapishanelerde tuttuğu masum insanlara akıl almaz işkenceler yapan Sisi ve yönetimindeki ülkede işlemedikleri suçları isnat ederek hapse atılan çoğu genç binlerce Mısırlı’ya çok ağır işkenceler yapılıyor. 24 saat karanlık hücrelerde, gayri insani koşullarda, hayatla olan bütün irtibatları koparılarak yaşayan ölüye döndürülen mahkumlar zaman zaman açlık grevi yaparak seslerini dünyaya duyurmaya çalışıyorlar. Mahkumların büyük çoğunluğu herhangi bir siyasi bağlantısı olmayan, farklı meslek ve yaş gruplarından eğitimli insanlar. Ne yazık ki üzerlerine atılı suçlarla askeri mahkemelerde yargılananların bir kısmı idama mahkum ediliyor. Ailelere yakınları ile görüşme imkanı verilmezken, idam kararları da infazdan sonra bildiriliyor ve Mısır yasalarına göre hakları olmasına rağmen mahkumlar sevdiklerini son bir kez göremeden idam sehpasına gönderiliyor.  İşte Mısır’da yaşanan bu zifiri karanlığı tüm dünyaya duyurmak üzere insan hakları savunucuları tarafından bir mektup kampanyası başlatıldı. Kampanya Dünya İnsan Hakları gününde İstanbul’da toplanan binlerce kişi akşam karanlığında ellerinde meşalelerle yürüyüş yaparak mektup kampanyasının ilk adımını attılar. Yürüyüş öncesi konuşan Rabiatül Adeviyye Meydanı’nda şehit edilen Esma Biltaci’nin annesi ve İhvan Yöneticisi Muhammet Biltaci’nin eşi Sena Biltaci, “Mısır Hükümeti, zindanlarda insanları yavaş yavaş ölüme terk ediyor. Bazen yedikleri yemeklerden etkilenerek hastalanıyorlar ve en basit ilaçlara dahi ulaşmalarına izin verilmiyor. Gençleri idam etmeye devam ediyorlar. Ve ailelere sadece bir telefon ederek ‘Gelin, cenazelerinizi alın’ diyorlar. Mahpusların hiçbir hakları onlara teslim edilmiyor, uluslarası hukuk ihlal ediliyor.” diye konuştu. Mısırlı Mahpuslar İçin Dayanışma Grubu adına söz alan Avukat Gülden Sönmez de “Harekete geçmek zorundayız. Seyretmek bir Müslümana yakışmaz. O yüzden meydanlara çıktık. Biz birlikte hareket ettiğimizde zalimlerin ne kadar güçsüz olduklarını hep birlikte göreceğiz. Sizlerden ricam Mısırlı mahpus kardeşlerimiz için o kadar fazla mektup yazıp gönderelim ki hapishane müdürleri bıkıp usansınlar” ifadelerini kullandı.

Gülden Sönmez/Mısırlı Mahpuslar İçin Dayanışma Grubu: Mısırlı kardeşlerimize ışık olmak istedik 

Bu eylemin başlangıç noktası bir taraftan idamların infaz ediliyor olması ve dünyanın hapishane tutulan insanların durumunıu görmezden gelmesi, sessiz kalması. Mahkumlar ise hiç kimse duymasa da içeride tedavi imkanına kavuşmak, daha insani şartlarda kalabilmek, en azından nefes alabilmek için açlık grevi yaparak kendilerince çözüm üretmeye çalışıyor. Bu insanların kimisi hapishanede kötü koşullar yüzünden, kimisi idamların infazıyla ölüyor.   Mursi’nin ve hemen ardından oğlunun şüpheli vefatı da üst üste geldiğinde gerçekten artık daha fazla beklemenin alemi yok bir şeyler yapmamız lâzım diyerek harekete geçtik. Böyle bir çabanın sonucu bu mektup kampanyası. Türkiye’deki Mısırlı kardeşlerimizle sürekli irtibat halindeyiz. Sena Biltaci ile de zaman zaman oturup ne tür gelişmeler olduğunu ve neler yapabileceğimizi istişare ediyoruz. Bu istişareler sonunda da Dünya İnsan Hakları Günü’nü de bir fırsat bilerek bir kampanya başlatalım dedik. 

MAHPUSLARA UMUT OLMAYI AMAÇLIYORUZ

Mahpuslar açlık grevi yapmalarına rağmen seslerini duyuramıyorlar.  Ailelerin, avukatların ziyaretleri de hiçbir şekilde kabul edilmiyor. Bir ulaşılmazlık sözkonusu. Ne onlar bize ulaşabiliyor, ne bizler onlara ulaşabiliyoruz. Bir cezaevine ulaşmanın en eski ve geçerli yolu mektup göndermek. Onun için bir mektup kampanyası başlattık. Mektup kampanyasının hedefi iki türlüydü. Bir tanesi onlara umut olmak. Ellerine ulaşmasa da onlar için mektup yazıldığını bir şekilde öğrenecekler. İkincisi bu mektuplar mutlaka cezaevi idarecilerinin önüne gidecek. Her tür hak ihlalini yapanların önüne binlerce mektubun gitmesi ve o insanların yalnız olmadığını, dünyanın dört bir yanından herkes tarafından desteklendiklerini, gözlerimizin ve kulağımızın orada olduğunu bilmelerini istedik. Bir tarafıyla o zulmü yapanlara korku bir tarafıyla da mahpus insanlara umut olmak adına düşündüğümüz bir şeydi. Hamdolsun Türkiye’nin dört bir tarafından binlerce mektup yola çıktı. Sanırım geçen hafta gönderdiğimiz ilk mektuplarımız da ulaşmak üzere cezaevlerine. Bu dünyanın başka ülkelerinde de devam edecek. 

MASUM İNSANLAR İDAM EDİLİYOR

Tabi kampanyada bir önemli nokta da bu insanların kim olduğu ile ilgili farkındalık oluşturmaktı. Hikâyesini bilmeden sadece rakam olarak konuştuğumuzda o meseleye yaklaşmamız çok mümkün olmuyor. Ama resmini, hikâyesini bildiğimiz insanların neden, niçin, nasıl orada olduklarını bildiğimiz zaman çok daha yakınlaşabiliyoruz o insanların dertlerine. O yüzden de içlerinden bazılarının, bazı babaannelerin, bazı baba-kızların, bazı çocukların, annelerin, bazı aktivist avukatların hikâyelerini de paylaştık yürüyüşte. Tabi bu çok daha farklı bir boyuta getirdi yaptığımız kampanyayı. Çünkü bir sürü insanın Mısır’da tutuklu olduğunu biliniyor Türkiye’de ama sanki sadece siyasiler, sadece ihvan mensupları ve bu işin organizatörleri içerdeymiş gibi bir durum var. Oysa öyle değil. İdam cezası almış bir tıp öğrencisi var mesela. Kardeşi katledilmiş; kardeşini kimin katlettiğini öğrenmek için dava açıyor. Dava açmaya gittiğinde dava açtığı için tutuklanıyor, üzerine bir sürü suç boca ediliyor ve idam cezası veriliyor. Bu çocuk idam bekliyor şu anda. Böyle çok çarpıcı, insanı dehşete düşüren hikâyeler var. Bunları taşıdık biraz da Türkiye ve dünya kamuoyunun gündemine. Bir de tabi insan hakları günü olması nedeniyle bir de eylem yapalım dedik. 

ONLARIN KARANLIĞINA IŞIK YAKMAK İSTEDİK 

Çünkü karanlıktalar. Gökyüzü görmüyorlar. Kendilerince özel yöntemler geliştirmişler. Mesela Ramazan’da oruç için namaz vakitleri için nöbetleşe uyuyup vakit nöbeti tutuyorlar. Bazılarının yıllardır gökyüzünü görmediğini biliyorum. Özellikle yaz aylarında Ortadoğu nefes alınmaz olur, aşırı sıcaktır, mazgaldan sırayla nöbetleşe nefes çektiklerini biliyoruz. Özellikle Tora Cezaevi’nde. O kadar karanlık bir şey. Dünyanın sessizliği ayrı bir karanlık, fiziki olarak mahkumların tutulduğu ortam da karanlık. Böyle olunca biz de onların hücrelerine ışık olsun diye el feneri ile yürümeyi düşündük. Bir taraftan bu ışıklar orada bir şey yaşandığına da dikkat çeksin el feneriyle bir taraftan o karanlığı onlar için aydınlatırken bir taraftan da ‘Ey dünya görün’ diyerek bu olayın duyulmasını istedik. Bunun için de ışıklı bir sembol düşündük. Bir çok ülkeden dün Paris’te Eyfel Kulesi’nin dibinde de bu eylem vardı. Bir çok ülkeye de bu çağrıyı yaptık. Devam edecek kampanya.

MÜCADELEMİZ, İNFAZLARIN DURDURULMASI İÇİN 

Onlar özgür olana kadar bu kampanya bitmemeli. Ama bizim için şu an en önemlisi infazların durdurulması, bunun için bazı diplomatik girişimler başlatılmasını istiyoruz. Bir kısmını kendimiz yapacağız, bir kısmını resmi ve sivil kurumlardan isteyeceğiz. Özellikle idamları durdurmak adına Mısır’daki dini liderlere göndermek üzere alimler, aydınlar ve entelektüellerden oluşan uluslararası diplomatik delegasyonlar oluşturmak istiyoruz. Bir de bütün parlamenterlere çağrı yapacağız. Avrupa Parlamentosu üyelerine TBMM’ye, bütün ülkelerin parlamentolarına, özellikle uluslar arası parlamentolar birliği üzerinden bir çağrı yapıp içeride tutulan parlamenterler için bir delegasyon oluşturulmasını, delegasyonun mevcut Mısır Meclisi’ni ziyarete gitmesini, idam infazlarının durdurulması ve askeri yargılamaların son bulması için bir girişimde bulunmalarını talep edeceğiz. Bundan sonraki adımımız da böyle gelecek. Bizim için en kritik konu içeride mahkumları ölüme sürükleyen koşulların düzeltilmesi, ikincisi infazların durması. Çok sayıda gencin idam kararı var. İnfaz edilince geri dönüşü yok ve ailelere haber de verilmiyor. Kimin infaz edileceği de belli değil. Çoğunluğu suçsuz. Arıyorlar ‘gelin oğlunuzun cenazesini alın’ diyorlar. Aileler idamı böyle öğreniyor. Son bir kez görmek, konuşmak imkânı da verilmiyor. Sadece cenaze almak için haberdar ediliyor ve bu konuda konuşmamaları için baskı görüyorlar. Bu çok vahim bir şey. Onun için bütün bu delegasyonlardan, girişimlerden beklentimiz infazların durması.  

Katliam bitmedi 

2013’te Türkiye’ye geldim. Buradan da Londra’ya gittim. Uluslararası ilişkiler ve siyaset okudum Londra’da. Şu an bütün ailem yurtdışında ama Mısır’da çok arkadaşım var. Ben Rabia eylemlerinde oradaydım ve meydanda arkadaşlarımı öldürdüler, yanımda insanlar öldü. O zaman burada bir konferans vardı buraya geldim. Daha sonra geri dönmedim. Benim gibi gidip bir daha dönmeyen çok var çünkü oradaki durum daha kötüleşti. Katliam bitmedi. Mısır’da insan hakları savunucusu idim zaten. Orada olup bitenlerle ilgili Birleşmiş Milletler’e şikâyetler gönderdim. En fazla yaptığım şey BM’deki davaları takip etmek. Mısır’da olup bitenleri takip edip bununla ilgili şikâyetlerde bulunuyorum. Londra’da konferanslar verdim. Burada da anlattım Mısır’da olup bitenleri. Mısır ve Ortadoğu ülkeleri için çalışmaya devam ediyorum. Ama ülkeme dönme şansım yok. Çünkü Mısır’a gitsem havaalanında gözaltına alırlar. 

Cunta 60 bin kişiyi ölüme terk etti

Mısır’da cezaevindeki Müslüman Kardeşler Teşkilatı (İhvan) liderlerinden Muhammed el-Biltaci’nin eşi ve Mısır’da darbe karşıtı gösteri sırasında şehit edilen Esma el-Biltaci’nin annesi Sena el-Biltaci, Mısır’da insan haklarının olmadığını ve oradaki hak ihlallerinin sona ermesi için çaba sarf ettiklerini söyledi. Kızı Esma’nın, Sisi cuntası tarafından Rabia Meydanı’nda şehit edildiğini, eşi ve oğlunun ise şu an zindanda bulunduğunu hatırlatan Biltaci, eşinin ilaçlarını dahi almasına izin verilmediğini dile getirdi. 6 yıldır Mısır zindanlarında çoğu genç en az 60 bin kişinin bulunduğunu ifade eden Biltaci, tek kişilik hücrelerde en küçük bir insani talebin bile karşılanmadığını kaydetti. Mısır yönetiminin içerideki 60 bin insanı ölüme terk ettiğini ifade eden Biltaci, “Bugün bu organizasyona gelenlere, dünyada çağrımıza kulak verenlere de teşekkür ediyorum. Unutmayın ki, sizin yaptığınız en küçük çağrı ve eylem bile Mısır’da umudu tükenmekte olanlara bir umut olacak, Türkiye’de ve dünyanın başka bir yerinde kardeşlerinin olduğunu ve kendileri için kalplerinin attığını ve umutlu olduğunu onlara hatırlatacak.” dedi.

Sisi, Uluslarası Ceza Mahkemesi’nde yargılanmalı

25 yaşımdayım. Ezher Üniversitesi’nde ilahiyat okuyordum. Öğrenci eylemlerinde liderlik yapıyordum. O yüzden tutuklandım. Üç yıl hapisteydim. Bana birkaç dava açıldı. Silah kullanmak ve ihvandan olmakla suçladılar. Ama bunlar doğru değildi. Babam ve büyük kardeşim de cezaevine konuldu. Babam serbest bırakıldı ama kardeşim halen mahkum. Kardeşim de silah kullanmak ve adam öldürmekle suçlanıyor. O da bu suçları işlemedi. Herkes biliyor bizim bu suçları işlemediğimizi. Annem ayda bir kere ziyaret edebiliyor. 2017’de çıktım hapisten. Beni serbest bırakınca başka dava açtılar. İki yıl Mısır’da kaldım kaçak olarak. Sonra buraya geldim. Hapiste psikolojik ve fiziki çok ağır işkencelere maruz kaldım. İşlemediğimiz suçu kabul etmemiz için elektrik verildi. İşkencede hayatını kaybedenler, tecavüz edilenler oldu. Karakolda da çok kişi ölüyor işkenceden dolayı.

AKREP CEZAEVİ KABİR GİBİ… 

Geçen perşembe üç kişi idam edildi. Elimizden bir şey gelmiyor durdurmak için. Sadece bir kere büyük gazeteciler tutuklandı ve dışarıdan baskı olduğu için serbest bırakıldılar. Ama diğer mahkumlar için böyle bir girişim olmadı. Şu an Mısır hapishanelerinde 60 bin civarında mahkum var. Bunların 40 bini hakkında henüz hüküm çıkmadı. En fazla gençler tutuluyor içeride. Özellikle Akrep Cezaevi kabir gibi. 24 saat tek başına karanlıkta kalıyorsun. Akrep’te liderleri tutuyorlar. Orada hava yok, ışık yok, elbise, yemek, ilaç yok. Kimse sizi ziyaret edemez. Orada çok kişi ölüyor bu kötü şartlardan dolayı. Diğer hapishanelerde beş metrekarede 30’dan fazla kişi kalıyor. Hücrelerde tuvalet yok. 700 kişiye aynı anda yarım saat tuvalet izni veriliyor. O yüzden çok fazla hastalıklar çıkıyor. Sağlık hizmeti vermiyorlar. Oysa onlar hiçbir şey yapmadı, masumlar. Sadece özgürlüklerini istiyorlar. Ben içerideyken tanıdığım birkaç kişi öldü. Dr. Mursi ben dışarıdayken ölmüştü. Mursi’yi babamız gibi hissediyoruz. O ölünce babamı kaybetmişim gibi hissettim. 

DÜNYA BU ZULMÜ GÖRMÜYOR

Bu mektup kampanyası ile onları unutmadığımızı göstermiş oluyoruz. Dışarıda birilerinin onları düşündüğünü, onlar için mücadele ettiğini bilmek onlar için çok önemli. Bu büyük moral olacak. Onların sadece bizim değil bütün insan hakları savunucularının gündeminde olması gerekiyor. Onları özgürlüklerine kavuşturmak için hep birlikte mücadele etmemiz lâzım. İdamları durdurmamız gerekiyor. Mısır kanunlarına göre ailelere idam olacağının bildirilmesi gerekiyor ama kanuna da uymuyorlar. 

Sisi’nin Uluslarası Ceza Mahkemesi’nde (International Criminal Court) yargılanması gerekiyor. Çünkü Mısır’da yaşanan bir katliamdı. Demokratik hakları için eylem yapan insanlar acımasızca öldürüldü, geride kalanlar hapishanelerde öldürülmeye devam ediliyor. Bu yüzden tüm dünyanın insan haklarına sahip çıkması ve Sisi’nin yargılanması için ciddi anlamda baskı uygulaması gerekiyor. Sadece basın açıklaması yapmakla bu zulüm son bulmayacak. Biliyoruz ki bu insanlar masum, bütün dünya bunu biliyor. Asıl terör yapan Sisi’dir. Sisi ve Mısır’da darbeyle yönetimi ele geçiren herkes yargılanmalıdır. 

MISIR ÖZGÜR OLUNCA AKSA’YA GİDECEĞİM

Türkiye’de eğitimimi tamamlamak, İslam, Kudüs ve Endülüs için bir şeyler yapmak istiyorum. En büyük hayalim Mescid-i Aksa’ya gitmek. Ama İsrail’den değil özgür Mısır’dan girmek istiyorum Aksa’ya. Bütün İslam ülkeleri özgürleşirse Kudüs de özgür olacak biliyorum. Bu yüzden Türkiye bizim için çok önemli. 15 Temmuz olduğunda hapisteydim. Bütün dostlarımızı kaybettiğimizi düşündük. Türkiye de düştü artık bize kimse destek olmaz diye düşündük. Darbenin başarısız olduğunu öğrendiğimizde de özgürlüğümüzü kazanmış gibi sevindik.