27 Kasım 2021 Cumartesi / 22 RebiülAhir 1443

Üsküp’te çil çil kubbeler…

TİKA tarafından yapılan her restorasyon biraz daha canlandırıyor Balkanların belleğini. Kosova ve Üsküp’te en bilinen Osmanlı mirası eserlerini de bu vesileyle bir kenara not etmeli…

GÜLCAN TEZCAN 30 Kasım 2019 Cumartesi 07:00 - Güncelleme: 30 Kasım 2019 Cumartesi 08:53

Balkanlarda hangi şehre giderseniz gidin size çok tanıdık gelir. Kendinizi Bursa’da, Edirne’de gibi hissedersiniz denilir hep. Gidip görmeden önce abartılı gelirdi bana bu cümleler. Bosna’yı gördükten sonra az bile söylendiğini düşünmeye başladım. Geç de olsa Üsküp ve Makedonya’ya yolum düştüğünde evlâd-ı fatihânın emanetleri ile göz göze geldim ve yıllardır görmediğim memleketime kavuşmuşum gibi hissettim. Her ne kadar resmi tarihleri o ülkelerde yeni nesle bambaşka hikâyeler anlatsa da genlerine işleyen kimlik bilgisi silinmemiş. En önemlisi de hafızalarını canlı tutan eserler onlara her an yeniden ve yeniden bir parçamız olduklarını söylüyor. Bu anlamda TİKA’nın yaptığı restorasyonlar Balkanlar’la aramızdaki köprülerin yeniden kurulması için çok büyük hizmet görüyor.

Üsküp yakın çevremde pek çok arkadaşımdan duyduğum, dinlediğim bir şehir. Zamanında dedeleri, büyükanneleri bir parçalarını oralarda bırakıp göçmüşler Türkiye’ye. Üsküp sokaklarını adımlarken o vedalar çıkıyor karşıma. Kalkandelen’de Alaca Camii, iki kız kardeşin hatırasını tüm canlılığıyla üzerinde taşıyor asırlardan bu yana. Üsküp Çarşısı’ndaki İrfan Abi, tam bir Osmanlı aşığı, Türkiye’ye dualar ediyor ardı ardına. Osmanlı çarşısından çıktığınızda Üsküp’ün başka bir yüzü karşılıyor sizi. Tanıdık geliyor bu hâl de aslında. Kim olduğundan utanıp ‘Batılı’ elbiseler giydirmeye çalışmışlar 2014’ten bu yana cânım şehre. İskender heykelleriyle donatıp başka bir hikâyenin kahramanı olma derdinde ülkeyi yönetenler. Ama taşına toprağına sinmiş bir kere bu medeniyet. Ne yana dönseniz Osmanlı’dan kalma bir cami, medrese, külliye. Kimi sanat merkezi olmuş, kimi sergi alanı, kimi turistik mekan… O yüzden de TİKA tarafından yapılan her restorasyon biraz daha canlandırıyor Balkanların belleğini. Kosova ve Üsküp’te en bilinen Osmanlı mirası eserlerini de bu vesileyle bir kenara not etmeli…

Sinan Paşa Camii Kosova Prizren

Kosova’nın Prizren şehrindeki Sinan Paşa Camii, 1615 yılında Sinan Paşa tarafından yaptırılmış. Bölgede Osmanlı-Türk eserleri içinde en ünlülerinden biri olan cami, Prizren’in çarşı muhiti Şadırvan Meydanı’nın yer alıyor. Caminin kurucusu olan Sinan Paşa, ilk önce İstanbul’da ağa, daha sonra sekbanbaşı olarak Budin, Kars, Erzurum’da görev yapmış. Bosna Beylerbeyliği’nde bulunmuş. Caminin 2008 yılında TİKA tarafından başlanan restorasyonu 2013 yılında tamamlanmış.

Mustafa Paşa Camii Üsküp

Adeta Makedonya’nın sembollerinden biri haline gelen Mustafa Paşa Camii, Sultan II. Bayezid ve Sultan I. Selim Han zamanında vezirlik ve çeşitli idari görevlerde bulunan Mustafa Paşa tarafından 1492 yılında yaptırılmış. Şehrin merkezinde yer alan bir tepede, Üsküp kalesinin dibinde ve Üsküp Türk Çarşısı’nın bitişiğinde yer alan Camii, kentteki en önemli Osmanlı eserlerinden. Öğrencilere ve ihtiyaç sahiplerine yemek dağıtan bir vakıf olarak da hizmet veren cami, 1962 yılında meydana gelen depremde büyük hasar görmüş. 2006’dan bu yana onarım çalışmaları süren cami, aslına sadık kalınarak restore edilip yeniden asli görevine döndürülmüş.

Alaca Camii Kalkandelen 

Asırlar sonra bile imparatorluk mirasını yaşatmaya devam eden Makedonya Kalkandelen olarak da bilinen Tetova’daki en göz alıcı eser iki kız kardeş tarafından 579 yıl önce inşa ettirilen Alaca Camii. Pena Nehri yakınlarında 1438-1439 yıllarında İshak Bey tarafından inşa edilen cami kayıtlara göre Menşure ve Hurşide isimli iki kız kardeş tarafından yaptırılmış. İki genç kızın çeyizlerini bağışlayarak bu camiyi inşa ettikleri söylenir. Genellikle sultan, paşa ya da beylerin desteğiyle yapılan dönem camilerine bakıldığında, Tetovalı iki hanım tarafından yaptırılan cami ayrı bir önem kazanıyor. Camideki boyaların korunması amacıyla yaklaşık 30 bin yumurta kullanılmış. Hurşide ve Menşure hanımların türbesi ise 1833 ve 2010 yıllarında yapılan yenileme çalışmalarıyla günümüze ulaşan yapının avlusunda bulunuyor. Renkli cami anlamına gelen “Şarena Dzamija” adıyla anılan cami, 17. yüzyıl sonlarında Kalkandelen`de meydana gelen yangında büyük hasar görmesi üzerine, 1833 yılında zamanın meşhur muhafızlarından Recep Paşa’nın oğlu mutasarrıf Abdurrahman Paşa tarafından yeniden yaptırılmış.

Harabati Baba Tekkesi Tetova/Kalkandelen

Avlusuna adım atıldığı andan itibaren ziyaretçisini bambaşka bir zamana ve boyuta taşıyan bu özel mekân 1538’te Kanuni Sultan Süleyman’ın hasekilerinden Mahidevran Sultan’ın ağabeyi Sersem Ali Baba veya Server Ali Baba adlarıyla anılan kişi tarafından kurulmuş. Tekke adını, Server Ali Baba’nın ölümünden sonra yerine geçen dedelerden Harabati Baba’dan alıyor. Kalkandelen ve çevresinde Bektaşîliğin yayılmasında büyük etkisi olan tekke, bölgede önemli bir dinî merkez olarak faaliyet göstermiş. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2011’de Makedonya’ya gerçekleştirdiği ziyarette dergâhın önemine işaret edip hızlı şekilde restorasyonunun başlatılması talimatını verdi. Tekkenin kalem işi süslemeleri Alaca Camii’ninkilerle benzerlik gösteriyor. İki külliyede de Mala Reka (Makedonya) köyünden gelen Torbeş (Makedon diliyle konuşan müslüman-Türk) asıllı ustaların çalıştığı biliniyor. Mihman evi, harem dairesi ve şadırvanın tavanları ahşap oyma işçiliğinin en güzel örnekleriyle süslenmiş. Balkan Harbi’ne kadar faal olan, ancak daha sonra harabeye dönerek büyük bir kısmı yıkılan Tekke, 1967’de bir tekstil fabrikası tarafından restore edilip turistik amaçla hizmete açılmış. Tekke maneviyatını zedeleyecek bir eğlence mekânı olarak kullanılmış. Son yıllarda asli vazifesine döndürülmeye çalışılıyor.