16 Mayıs 2021 Pazar / 4 Sevval 1442
Gece modu

Zamanın Ruhu’na yakışır bir tartışma programı

24 TV’nin yeni tartışma programının moderatörü Zeynep Türkoğlu programın iki temel amacı olduğunu söylüyor: “İlki ana gündem diye öne çıkardığımız siyaset dışındaki önemli konuları da gündeme taşıyabilmek. İkincisi ise bu tartışmayı yaparken gerçek ve olumlu sonuçlar ortaya çıkarabilecek tartışma üslubunu belirlemek.”  

ALİ DEMİRTAŞ20 Temmuz 2019 Cumartesi 07:00 - Güncelleme: 20 Temmuz 2019 Cumartesi 09:14

Sizi 24 TV’nin yeni programı Zamanın Ruhu ile tanıştırayım. Alışılmış ‘tartışma’ programlarından biraz farklı; burada insanlar gerçekten tartışıyorlar. Kavga etmeden, çatışmadan, bağrışmadan. Belki de bu özelliğiyle diğer tartışma programlarının arasından bir anda sıyrılıyor. 11 Temmuz’da ilk bölümüyle ekrana gelen program her perşembe günü 21.00 ile 23.00 saatleri arasında canlı olarak ekrana geliyor. Programın moderatörü, deneyimli ekran yüzü Zeynep Türkoğlu ile Zamanın Ruhu’nu ve Türkiye’deki tartışma programlarını; ‘bizim’ tartışma kültürümüzü konuştuk.

ASIK SURATLI DEĞİL, GÜLER YÜZLÜ BİR PROGRAM 

Yeni programınızın formatı ve içeriğinden bahseder misiniz? 

Güncel bir tartışma programı. Türkiye’de özellikle haber kanallarımız için ana mecra ve gündem daima siyaset olduğundan akla ilk olarak ‘Siyaset mi tartışılacak?’ sorusu gelebilir. Ancak öyle değil. Siyaset dışında başka şeylerin de gündeme yakışır nitelikte ve ciddiyette ele alınabileceğini düşünüyoruz. İnsan hayatı bir bütün. Siyaset belirleyici olsa da insan unsuruyla birlikte konuşulacak pek çok konu var. Son yıllarda Türkiye’nin kendine has gündemi ve yaşadığı özellikli durumların da tesiri ile belli bir yere odaklanmaya fazla alıştık. Ama biz Zamanın Ruhu’nda kendi gündemimizi çeşitlendirmeye çalışacağız. Birden fazla konuğumuz olacak. Seçtiğimiz konunun bilirkişisi olarak kabul edebileceğimiz isimleri ağırlayacağız. 

KIRIP DÖKMEDEN, YOK ETMEDEN  

Güler yüzlü bir program olmasını istiyoruz. Zira yüzümüzü güldürecek şeylere de ihtiyacımız var. Bu bir bakış açısı meselesi. Gerçekçi olalım ama aynı zamanda umudumuzu tazeleyerek bakalım. Tartışma korkulacak veya kaçılacak bir şey değil. Ama biz tartışma yerine kavga etmeyi seçer olduk. Kavga etmemizin sebebi konuların ciddiyeti değil sadece üslup. İstersek diyet konusundan, istersek de 15 Temmuz gibi bizim için çok önemli bir konudan bahsedelim. Bu ikisinin ortak yönü ne olabilir? Ciddiyetle ama üslubu kaybetmeden tartışmaya ve konuşmaya çalışmak. Bizim özelliğimiz şu: Biz her şeyi, herkesle tartışmaya açığız. Ama insanların o tartışmadan zihinlerinde bir şey kalabilmesini istiyoruz. ‘Kırıp dökmeden, parçalamadan, yok etmeden de tartışmaya devam edebilmek mümkündür’ demenin imkanını sunan bir program olacak Zamanın Ruhu. 

SÖZÜN KIYMETİ BAĞIRMAKLA ÖLÇÜLÜYOR 

Kavga etmeden tartışamaz hale geldik. Neden sizce?

Bugün ortaya çıkan resmin sorumluluğu ekrandaki tartışma programlarından ibaret değil. Konvansiyonel medya sosyal medyadan çok fazla etkilendi. Sosyal medyanın sınırsız, özgürlükleri hoyratça başkalarını çiğnemek üzerine kurulu sert dili konvansiyonele de yansıyor. İnsanlar sosyal medyada genel olarak “Benim bu konuda bir fikrim var, bilgim var mı yok mu önemli değil, ben de söz söylemek istiyorum” diyerek önüne arkasına bakmadan; konuyla ilgili gerekli donelere de sahip olmadan bir söz söyleyebiliyor. Çünkü bununla ilgili ne hukuki ne de kültürel donanımımız yerli yerine oturmuş değil. Bunun arızalarını 2010 yılının başından yani sosyal medyanın hayatımıza çok belirgin bir biçimde yerleşmeye başladığından beri özellikle Twitter’da gördük, görüyoruz. Buradaki dil tartışmacı değil saldırgan ve kavgacı bir dil. Sözün kıymetini belirleyen şey biraz dozu yükseltmek yani bağırmak, çağırmak oldu. Suçlayıcı ve hakaret niteliğindeki sıfatlarla konuşan bir dil yaygınlaştı. Halbuki sözün niteliği bundan ibaret değil. Haklılığı perçinleyecek olan buymuş gibi bir algı oluştu. 

SÖYLENEN ŞEYİN SORUMLULUĞU TAŞINMALI 

Elbette bir tartışma bir çelişkiden veya fikir ayrılığından ortaya çıkar. Ve insanlar bir tartışma neticesinde aynı sonuca ulaşmak mecburiyetinde de değil. Herkes kendi pozisyonunu koruyarak tartışmayı sonuçlandırabilir. Fakat söylenen sözün sorumluluğunun taşınması gerekiyor. Ne yazık ki sosyal mecralarda yaygın olarak kullanılan sorumluluk almayan üslup ekranlara da yansıdı. Bunu sadece siyasi tartışma programları yapmıyor. Magazin programları; aile sorunlarını işleyen gündüz kuşağı programları da bunu yapıyor. Bu kavga üslubunu biz nerede, nasıl kazandık? Neden böyle oldu? Buna hep birlikte bakacağız. Tek bir programla bütün üslubu değiştireceğiz pembeliğinde bakmıyoruz meseleye. Bir tartışmada fikir ayrılıkları elbette olacak ama insanlar karşısındakinin kişilik haklarına saygı göstermeyi bilerek konuşacaklar. 

Bu programlardaki üslup geçmişten daha mı iyiydi?  

İnsanlar güncel durumun çok sert olduğunu söylüyorlar. Kesinlikle bu fikirde değilim. 90’lı yılların tartışma programlarını hatırlayalım. Özel televizyonların Türkiye’de yayın hayatına başlamasıyla birlikte her şey demokratik, her şey serbest denilerek kişilik haklarının saldırgan bir biçimde harcanması alışkanlığı ortaya çıktı. Bugün hatırlandığında meslek duayenleri diye anılan kişilerin programlarında sandalyeler kafalara fırlatıldı. İzlenme kaygısıyla vahşileşmeye 90’lı yıllarda başlandı. Bunlar medyadaki tek sesliliğin kırılmaya başlandığı 2000’lerin sonuna doğru kendi içinde çeşitlendi. Medyada tek seslilik bozuldu. Bununla birlikte yeni alanda yeni kavgalar ortaya çıktı. Şimdi insanlar bu çok seslilik sebebiyle bu sert tartışma olayları çıktı zannediyorlar, hayır öyle olmadı. Daha tek sesli ama daha vahşi bir tartışma ortamı vardı Türkiye’de.

MODERATÖR BİR POLİS GİBİ HAREKET ETMEMELİ   

Tartışmanın neticesine karar verecek olan seyirci. Ben tartışmanın bir parçası olmamaya özen gösteririm, selameti açısından. Ama sadece bir kavşak polisi gibi ortada durmak endişesi de sağlıklı bir şeyin tek şartı olmayabilir. Öte yandan gerçekten merak ettiğiniz bir şeyin sorusunu sorduğunuzda o işin ciddiyeti ve inandırıcılığı da kendini inşa ediyor zaten. Kendi sorusunu soran insan olmayı istedim ve önemsedim. Bana öğretilmiş soru olursa eğer bir yerde tıkanırım. Ama hakikaten ilgimi çeken şeyi ekrana yansıtmaya çalışırsam ve bu toplumda da karşılık bulan bir  konuysa bu gerçek ve sahici bir iş olur.