30 Nisan 2026 Perşembe / 13 Sevval 1447

Ankara zirvesine stratejik vurgu! Bakan Fidan: Tarihi bir fırsat olacak

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi'nin birlik ve işbirliği açısından tarihi bir fırsat olduğunu belirtti. Bakan Fidan, AB'nin güvenlik politikalarının NATO ile uyumlu yürütülmesi gerektiğine dikkat çekerek, 'Transatlantik bağları sürdürmek Türkiye için stratejik bir gereklilik. Daha kabiliyetli ve Avrupalı bir NATO, görüşmelerin merkezinde olacak.' ifadesinde bulundu.

AA30 Nisan 2026 Perşembe 15:22 - Güncelleme:
Ankara zirvesine stratejik vurgu! Bakan Fidan: Tarihi bir fırsat olacak

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Avusturya'ya resmi ziyareti kapsamında, Viyana Diplomasi Akademisi'nde dün düzenlenen konferansta hitapta bulundu.

Dünyadaki birçok cephede askeri taktik kapasitesinin daha hızlı ve hatasız hale geldiğini dile getiren Fidan, "Ne yazık ki stratejik düşünme için aynı şey söylenemiyor. Güç araçlarının yoğun bir şekilde kullanıldığı ancak siyasi nihai amacın belirsiz kaldığı durumları giderek daha sık görüyoruz. Bugün, uzun vadeli stratejik ufuktan yoksun müdahalelere ve tutarsız siyasi hedeflere yönlendirilmiş güç projeksiyon kabiliyetlerine tanık oluyoruz." diye konuştu.

Fidan, Orta Doğu'da yaşananların söylediklerini doğrulayan örneklerle dolu olduğunu, bu dönemi yönetmenin yükümlülüğünün diplomatlara düştüğünü vurguladı.

Diplomatların çok yönlü olması gerektiğinden bahseden Fidan, "2002 yılında yurt dışında 163 diplomatik misyonumuz vardı. Bugün Türkiye, dünya genelinde 264 misyonuyla dünyanın üçüncü büyük diplomatik ağını işletmektedir." ifadelerini kullandı.

- TÜRKİYE'NİN DİPLOMASİDEKİ ARABULUCU ROLÜ

Fidan, Türkiye'nin uluslararası sistemdeki arabulucu rolüne işaret ederek, bu rolü üstlenecek ülkelere ihtiyaç duyulduğu değerlendirmesinde bulundu.

Arabuluculuğun çatışmaların her anında aktif biçimde kullanılması gerektiğini vurgulayan Fidan, "Avrupa'da beşinci yılına giren bir savaş normal kabul edilemez. Çatışmanın belirli bir coğrafyada devam etmesi tehlikeli bir rehavete yol açmıştır. Bu rehavet ne Ukrayna'ya ne de Rusya'ya, kesinlikle de Avrupa'nın geri kalanına fayda sağlamaz. Diplomasinin ivmesini geri kazanması gerekiyor." şeklinde konuştu.

Fidan, Rusya ile Ukrayna'yı İstanbul'da dört kez bir araya getirdiklerini hatırlatarak, adil ve kalıcı barış sağlanana kadar görüşmelere tekrar ev sahipliği yapmaya hazır olduklarını bildirdi.

"Ukrayna sadece arabuluculuk için bir sınav değil, Avrupa güvenliğinin geleceği için de bir sınavdır." şeklinde konuşan Fidan, savaşın barışı güvence altına alan, gelecek saldırganlıkları engelleyen ve kıtada istikrarı geri kazandıran bir şekilde bitmesi gerektiği konusunda herkesin hemfikir olduğunu söyledi.

- NATO ZİRVESİ VE AVRUPA GÜVENLİK MİMARİSİ

Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı için "Bu çatışmanın ardından kurulacak güvenlik mimarisi, Avrupa'nın bir bütün olarak yarın güvende olup olmayacağını belirleyecektir." diyerek, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan güvenlik mimarisinin büyük baskı altında olduğuna işaret etti.

Türkiye'nin 70 yılı aşkın süredir NATO müttefiki olduğunu hatırlatan Fidan, "Ankara'da düzenlenecek NATO Zirvesi, birliği yeniden tasdik etmek için tarihi bir fırsat olacak. Transatlantik bağları sürdürmek Türkiye için stratejik bir gereklilik. Daha kabiliyetli ve Avrupalı bir NATO, görüşmelerin merkezinde olacak." dedi.

Fidan, Avrupa'nın Avrupa Birliği'nden (AB) daha büyük olduğunun altını çizerek, "Bu nedenle, AB'nin güvenlik ve savunma alanındaki girişimleri NATO ve AB dışı müttefiklerle dikkatlice koordine edilmelidir. Çelişkili bir biçimde, AB'nin ortak güvenlik ve dış politikasının silah haline getirilmesine tanık oluyoruz." diye konuştu.

- ORTA DOĞU

İsrail'in yayılmacı politikalarına dikkati çeken Fidan, bu sorunun küresel güvenlik tehdidi haline geldiğinin altını çizdi.

Fidan, kasıtlı olarak kışkırtılan savaşlar, bozulan enerji piyasaları ve Avrupa'ya doğru kitlesel göç tehdidinin Orta Doğu'nun çok ötesine uzandığını söyleyerek, Orta Doğu'ya dışarıdan kimin egemen olacağını önceleyen düşünme tarzının yıllarca istikrarsızlığa yol açtığını ve bölgesel sahiplenmenin önem arz ettiğini vurguladı.

Bölgede sakin ve istikrarlı kalabilen Suriye'nin iyi bir örnek teşkil ettiği değerlendirmesinde bulunan Fidan, ülkenin yaralarını sarmaya ve halkın ihtiyaçlarını karşılamaya odaklandığını ifade etti.

Fidan, "Hürmüz Boğazı'nın kapanması, uzun zamandır savunduğumuz bağlantı projelerine yeniden aciliyet kazandırdı. Körfez'i Suriye, Irak ve Türkiye üzerinden uluslararası pazarlara ve aynı şekilde tam tersine bağlayan demir yolu bağlantıları, boru hatları ve kargo güzergahları bunlardan bazılarıdır." ifadelerine yer verdi.

"ABD ile İran arasındaki müzakereler kritik bir noktaya ulaştı. Bunu dışarıdan bir gözlemci olarak değil, bir paydaş olarak söylüyorum. Türkiye, hem Washington hem de Tahran ile kendi paralel kanallarını korurken, devam eden arabuluculuk çabalarını aktif olarak destekliyor." şeklinde konuşan Fidan, ateşkesin uzatılmasının cepte görülmemesi ve sabırlı davranılması gerektiğini belirtti.

Fidan, uzun süredir devam eden sorunların kolayca çözülemeyecek kadar kapsamlı olduğunun altını çizerek, Türkiye'nin üzerine düşeni yapmaya devam edeceğini kaydetti.

- "MESLEĞİMİZ, BİLİMİN TİTİZ YÖNTEMİNİ VE SANATIN İNCELİKLİ DOKUNUŞUNU GEREKTİRİR"

Fidan, "belirleyici bir dönemeçte" olunduğunu belirterek, "Uluslararası sistemin geleceği, derin ve çoğu zaman değişken sistemik güçler tarafından yeniden şekilleniyor. Bizim inancımız, bu sürecin şansa bırakılmaması veya odadaki en yüksek sesli kişinin sözünün geçmemesi gerektiğidir." dedi.

Bu sürecin, stratejik vizyonu, diplomasinin zorlu işlerini yapma istekliliğiyle birleştirenler tarafından şekillendirilmesi gerektiğini vurgulayan Fidan, "Bu süreç, stratejik vizyonu bir araya getirenler tarafından şekillendirilmelidir. İşte bu yüzden mesleğimiz önemlidir. Mesleğimiz, bilimin titiz yöntemini ve sanatın incelikli dokunuşunu gerektirir. Viyana Diplomasi Akademisi gibi değerli akademik kurumlar, gelecekteki diplomatları dünyayı olduğu gibi anlamakla kalmayıp, olması gerektiği gibi inşa etmeye yardımcı olmak üzere bu şekilde hazırlamaktadır." diye konuştu.

Fidan, diplomatlar olarak en büyük gücün uyum değil, ikna gücü ve çatışma yerine işbirliğini, bölünme yerine diyaloğu seçme bilgeliği olduğunu söyleyerek, "Türkiye'nin dış politikasını yönlendiren ideal budur. Orta Doğu'da, Ukrayna'da ve Avrupa-Atlantik bölgesinde ortaklarımızla birlikte yaptığımız da budur." ifadelerini kullandı.

- "(RUSYA-UKRAYNA) SAVAŞIN BAŞLANGICINDAN BERİ SAVAŞI NASIL DURDURACAĞIMIZA ODAKLANDIK"

Bakan Fidan, katılımcıların sorularını da yanıtladı.

Rusya-Ukrayna Savaşı konusunda son beş yıldır çaba sarf edildiğini belirten Fidan, "Savaşın başlangıcından beri savaşı nasıl durduracağımıza odaklandık. Çünkü savaş devam ettiği sürece, her zaman daha büyük bir tırmanma riski olduğu ve dünyanın geri kalanı için tehdidin daha da kötüye gidebileceği yönünde bir değerlendirmemiz vardı." şeklinde konuştu.

Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın sınırlı bir coğrafi alana hapsolmuş durumda olduğuna dikkati çekerek, şöyle devam etti:

"İlk olarak Ukrayna'da başladı ve şimdi de Rusya topraklarında devam ediyor. Yani iki ülkenin coğrafi sınırları içinde kalıyor ve taraflar konvansiyonel silahlar kullanarak belirli hedefleri imha ediyorlar. Ne yazık ki bu tür bir sınırlama, ne kadar yıkıcı olursa olsun, bir bakıma bizim gözlemlerimize göre savaşın sonsuza kadar sürmesini mümkün kılıyor. Ancak, devam eden her savaşta olduğu gibi, tırmanma riski hala büyük. Ya savaş, coğrafi açıdan, Avrupa'daki ülkelerden birine sıçrarsa ne olur? Ya savaş, konvansiyonel aşamadan taktik nükleer aşamaya, oradan da tam nükleer aşamaya sistemli bir şekilde tırmanırsa? Bu savaş devam ettiği sürece, bu tırmanma tehdidi de ortada olacaktır."

- "(RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI) HERKES BİRBİRİNİ ÖLDÜRÜYOR, YIKIM VE ÖLÜM DEVAM EDİYOR"

Fidan, savaşın, diğer topluluklara ve dünyaya "Bu iki ülke, mesele sadece kendileriyle sınırlı olduğu sürece, birbirlerini yok etmeye devam edebilirler" gibi bir "güvence" verdiğini belirterek, "Avrupalılar ve Amerikalılar Ukraynalılara para ve silah veriyorlar; Ruslar ise kendi paralarını kullanarak insanları askere alıp Ukrayna sahnesine getiriyorlar. Herkes birbirini öldürüyor, yıkım ve ölüm devam ediyor." dedi.

Savaşın bir noktada durması gerektiğini dile getiren Fidan, bunun insani bir bakış açısıyla değerlendirilmesi gerektiğine işaret etti.

Fidan, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarıyla başlayan savaşın uluslararası topluluğun geri kalanına bir karşılaştırma fırsatı sunduğunu vurgulayarak, şunları söyledi:

"Hürmüz Boğazı'ndaki çatışma ve bu kapatmanın uluslararası piyasalar, enerji, güvenlik ve diğer her alan üzerindeki etkileri nedeniyle neredeyse beş hafta içinde, uluslararası sistem üzerinde olumsuz bir etki oluştu. Beş hafta içindeki bu olumsuz etki, beş yıl içindeki Rusya-Ukrayna Savaşı'nın olumsuz etkisinden çok daha büyük ve daha etkili oldu. Bu da, savaşı durdurmaya çalışan bizler için daha da tehlikeli. Çünkü karşılaştırıldığında, savaşın kendisi dikkati çekmek için daha az önemli hale geliyor."

Avrupa liderlerinin de Rusya-Ukrayna Savaşı'nı nasıl sonlandırabileceklerine dair daha çok çaba göstermesi gerektiğini belirten Fidan, savaşın bir "alışkanlık" haline geldiği ve o şekilde devam ettiği değerlendirmesinde bulundu.

- "DERHAL SAVAŞI DURDURMAK İÇİN ÇALIŞMALIYIZ"

Fidan, Avrupa ülkelerinin de artan enflasyon, Orta Doğu'daki kriz, enerji güvenliği ve seçimler gibi çeşitli endişe kaynakları olduğuna işaret ederek, "Derhal bu uykudan uyanmalı ve savaşı durdurmak üzerine çalışmaya başlamalıyız." diye konuştu.

Türkiye'nin uluslararası alandaki pozisyonuna ve faaliyetlerine dair Fidan, Rusya-Ukrayna Savaşı, ABD/İsrail-İran savaşı ve İsrail'in Gazze'deki soykırımı konularında Türkiye'nin ateşkesin sağlanması, tarafların müzakere masasına oturması ve sorunlarını kendilerinin çözmeleri yönünde hep aynı pozisyonda olduğunu aktardı.

Fidan, bu çatışmaların coğrafi olarak Türkiye'nin çevresinde yer aldığını ve bunların sürdürülmemesi gerektiğini belirterek, Türkiye'nin bölgedeki herkesle dengeli ve iyi ilişkiler kurmaya çalıştığını kaydetti.

Arabuluculuk ve diyalogla bölgedeki savaşları ve krizleri sonlandırmaya çalıştıklarını aktaran Fidan, diğer bir önemli konunun da liderlik olduğunu ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın tecrübesinin, ilişkilerinin ve dostluklarının önem arz ettiğini söyledi.

Fidan, Türkiye'nin tecrübeleri ile dersler çıkardığını ve karşılaştırmalarla çözüm sunabilme kapasitesinin bulunduğunu ifade etti.

- TÜRKİYE-ASEAN İLİŞKİLERİ

Türkiye'nin Doğu Asya ülkeleri ile sınırı olmadığını ancak ilişkileri geliştirmek istediğini belirten Fidan, Güneydoğu Asya Uluslar Birliği'ne (ASEAN) diyalog ortağı olmak için başvuruda bulunduklarını hatırlattı.

Fidan, ASEAN ülkeleri ile ikili ilişkilerin iyi olduğuna işaret ederek, bu iyi ilişkileri sürdürmek ve stratejik amaçlara ulaşmak için diplomasinin izin verdiği ölçüde anlaşmalar, işbirliği mekanizmaları ve stratejik ortaklıklar gibi yapıların oluşturulması gerektiğini anlattı.

Bakan Fidan, Türkiye'nin AB'ye katılmasına ilişkin duruşunun değişmediğinin altını çizerek, "Avrupa'da olanların bir parçası olmalıyız ki hep birlikte refah ve istikrar sağlayabilelim." ifadesini kullandı.

Türkiye-AB ilişkilerinin en sorunlu boyutunun Avrupa'daki kimlik siyaseti olduğuna değinen Fidan, 2007'ye kadar sürecin teknik kriterler üzerinden ilerlediğini, Türkiye'nin şartları yerine getirmesi halinde üyeliğinin desteklendiğinin açıkça ifade edildiğini aktardı.

Fidan, 2007'de Fransa'nın eski Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy'nin iktidara gelmesiyle bu yaklaşımın değiştiğine işaret etti.

Türkiye'nin 2000'li ya da 2010'lu yıllarda AB'ye üye olması halinde Brexit'in yaşanmayabileceği değerlendirmesinde bulunan Fidan, AB'nin de son dönemde ortaya çıkan tehditler karşısında daha dirençli olabileceğini vurguladı.

Fidan, Türkiye'nin Avrupa'yı farklı coğrafyalara açma konusunda önemli bir rol oynayabileceğine dikkati çekti.

AB'nin "uluslarüstü" bir yapı olarak başarılı şekilde işlediğini ancak hiçbir zaman "üst medeniyet" kimliği oluşturmayı hedeflemediğini kaydeden Fidan, Türkiye'nin bu noktada daha kapsayıcı bir model sunma potansiyeline sahip olduğunun altını çizdi.

Fidan, Türkiye-AB ilişkilerinde son dönemde yeniden bir canlanma yaşandığına işaret ederek, buna rağmen Avrupa ülkelerinden Türkiye'nin şartları karşılaması halinde, üyeliğine açık destek veren güçlü bir siyasi iradenin ortaya konmadığına işaret etti.

Birçok AB ülkesinin Türkiye konusunda belirgin bir pozisyon almak yerine alınan kararlara göre hareket ettiğini aktaran Fidan, "Yaklaşık 20 AB ülkesi, AB'de neler olup bittiğini pek umursamıyor. Türkiye lehine bir karar varsa, seve seve evet diyorlar. Türkiye aleyhine bir karar varsa, yine seve seve evet diyorlar. Yani birçok konuda kayıtsızlar." şeklinde konuştu.

- TÜRKİYE'NİN AB ÜYELİK SÜRECİ

Fidan, sadece AB üyeliği için değil, Türkiye ile AB arasındaki ticaret hacminin artırılamama sebebinin de AB'nin karar alma mekanizması olduğunu kaydetti.

Üye ülkelerden herhangi birinin vetosunun süreci tıkayabildiğine dikkati çeken Fidan, nüfusu görece küçük bir ülkenin dahi milyonlarca insanı ilgilendiren bir kararı engelleyebildiğini, mevcut sistemin buna imkan tanıdığını dile getirdi.

Fidan, AB'nin güvenlik mimarisine ilişkin tartışmaları kendi içinde tartıştığını ifade ederek, "Biz onlara şunu söylüyoruz: 'Bakın, Avrupa artık AB'den daha büyük. İngiltere var, Norveç var, Türkiye var, AB üyesi olmayan başka ülkeler de var. Bu yüzden oturup konuşmalı ve daha geniş kapsamlı tartışmalar yapmalıyız. Ancak bu gerçekleşmiyor." dedi.

AB üyelerinde birkaç istisnanın dışında çoğunun NATO üyesi olduğunu hatırlatan Fidan, "Biz NATO bakanları olarak NATO kuralları çerçevesinde bir araya geliyoruz. Müttefikler için mükemmel kararlar alıyoruz. Ertesi gün AB bakanları sarı konvansiyona gidip kararlar alıyor. Bu kararlar önceki günün kararlarıyla tamamen çelişebiliyor. Önemli değil. Kimse dikkat etmiyor, kimse sorgulamıyor. Dolayısıyla bu tür yapısal sorunlar aslında pek çok şeye yol açıyor." diye konuştu.

Fidan, bölgesel meselelerin çözümünde en etkili yaklaşımın "bölgesel sahiplenme" olduğu belirterek, Türkiye'nin Kalkınma Yolu Projesi'ne desteğinin Irak'ın bölgeye olumlu bir gündem sunmasına yol açtığını belirtti.

İyi bir bölgesel ekonomik işbirliği için bölgedeki ulus devletlerin birbirlerinin egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve güvenliğini taahhüt etmeleri gerektiğini vurgulayan Fidan, bunun sağlanmaması halinde Orta Doğu'da savaşların sürmeye devam edeceğini kaydetti.

Fidan, ülkelerin bu temel ilkelere bağlı kalacağını taahhüt edeceği resmi ve bağlayıcı bir antlaşma etrafında bir araya getirilmesi gerektiğine dikkati çekerek "Aksi takdirde, kimse kimseye güvenmediği için ekonomik alanda işbirliği yapamayız." ifadesini kullandı.

  • NATO Zirvesi
  • Avrupa Güvenlik
  • Transatlantik Bağları