Azerbaycan ile Ermenistan arasında 2025 yılında atılan somut adımlar, Güney Kafkasya'da uzun yıllardır süren jeopolitik kırılganlığın aşılabileceğine dair güçlü bir umut üretmiştir. 2026 yılına girerken bu sürecin yalnızca iki ülke arasındaki bir normalleşme girişimi değil, aynı zamanda Türkiye'nin de dâhil olduğu daha geniş bir bölgesel istikrar mimarisinin habercisi olduğu görülmektedir.
Uluslararası ilişkiler perspektifinden bakıldığında, bu gelişmeler klasik çatışma çözümü yaklaşımlarının ötesine geçen, ekonomik karşılıklı bağımlılık ve kurumsal dönüşüm temelli bir barış inşası sürecine işaret etmektedir.
Kafkasya'da Barışın Anahtarı Bölgesel Diyalog
Washington'da 8 Ağustos 2025'te imzalanan ortak deklarasyon ve barış anlaşmasının paraflanması, liberal barış teorisinin öngördüğü şekilde, diplomatik angajman ve liderler arası doğrudan temasın çatışma sonrası dönemlerde ne denli belirleyici olabileceğini göstermiştir. Tarafların çatışmayı sonlandırma ve tam normalleşme yönündeki iradelerini açık biçimde teyit etmeleri, Güney Kafkasya'nın "donmuş çatışmalar" coğrafyası olarak tanımlanan tarihsel kaderinin sorgulanmasına yol açmıştır.
Bu noktada AGİT Minsk Grubu'nun feshedilmesi sembolik olduğu kadar teorik açıdan da önemlidir: Uluslararası arabuluculuk mekanizmalarının tıkandığı durumlarda, bölgesel sahiplenme ve ikili müzakere kanallarının daha işlevsel olabileceğini ortaya koymaktadır.
Güney Kafkasya'da Çatışmadan Entegrasyona Geçiş
Ekonomik boyut, sürecin en rasyonel ve sürdürülebilir ayağını oluşturmaktadır. Azerbaycan'ın Ermenistan'a yönelik ticaret ve ulaştırma kısıtlamalarını kaldırması ve Azerbaycan petrolünün Ermenistan'a ihracına başlanması, karşılıklı bağımlılık teorisinin öngördüğü "çatışma maliyetlerinin artması" dinamiğini devreye sokmuştur. Özellikle Uluslararası Barış ve Refah İçin Trump Rotası (TRIPP) Projesi, yani Zengezur Koridoru, yalnızca Azerbaycan'ın ana karası ile Nahçıvan'ı birleştiren bir altyapı hamlesi değil; Türkiye, Ermenistan ve Azerbaycan arasında çok taraflı bir ekonomik entegrasyon potansiyeli sunan stratejik bir eksendir.
2026'da Ermenistan topraklarında inşa aşamasına geçmesi öngörülen bu hat, Güney Kafkasya'yı Doğu-Batı ve Kuzey-Güney ulaştırma ağlarının merkezine yerleştirebilir.
Barış Mimarisi Nasıl Kuruluyor?
Tarihsel perspektiften bakıldığında, Ermenistan'ın bağımsızlık sonrası dönemde benimsediği yayılmacı ve maksimalist söylemin, hem kendi kalkınmasını hem de bölgesel işbirliği fırsatlarını sınırladığı açıktır. Realist teorinin güvenlik ikilemi kavramı çerçevesinde değerlendirildiğinde, bu yaklaşım komşu ülkelerde tehdit algısını derinleştirmiş, silahlanma ve çatışma sarmalını beslemiştir.
2025 sonrası süreç ise Ermenistan açısından bir zihniyet dönüşümünün zorunluluğunu ortaya koymaktadır. 2026'da yapılması planlanan genel seçimlerin ardından anayasal düzeyde Azerbaycan'a yönelik toprak iddialarının terk edilmesi, yalnızca barış anlaşmasının tamamlanması için değil, Ermenistan'ın uluslararası sistemle uyumlu bir aktör haline gelmesi için de kritik önemdedir.
Ermenistan İçin Tarihsel Fırsat
Türkiye'nin bu denklemdeki rolü ise yapıcı ve tamamlayıcıdır. Ankara'nın Bakü ile stratejik ortaklığı ve Erivan ile normalleşme iradesi, bölgesel güvenlik topluluğu (security community) oluşturma yönünde önemli bir avantaj sunmaktadır. Türkiye-Azerbaycan-Ermenistan arasında tesis edilecek güçlü bir diyalog zemini, Güney Kafkasya'yı rekabet alanı olmaktan çıkarıp işbirliği havzasına dönüştürebilir.
Sonuç olarak 2026 yılı, barış anlaşmasının nihai hale getirilmesi, sınırların hukuki olarak kesinleştirilmesi ve ekonomik işbirliğinin derinleştirilmesi açısından belirleyici olacaktır. Bilimsel ve tarihsel veriler ışığında söylenebilir ki; yayılmacı anlayışların terk edildiği, karşılıklı bağımlılığın teşvik edildiği ve bölgesel aktörlerin sorumluluk üstlendiği bir Güney Kafkasya, yalnızca mümkün değil, aynı zamanda rasyonel ve sürdürülebilir bir gelecek vizyonudur.