7 Mayıs 2026 Perşembe / 21 Zilkade 1447

Hürmüz düğümü çözülemiyor! İran ve ABD arasında kriz: Müzakereler teknik düzeye inemiyor

İran ile ABD arasında savaşın sonlandırılması amacıyla yürütülen görüşmelerde, Hürmüz Boğazı'nın İran tarafından yeniden açılması ve ABD'nin deniz ablukasını kaldırması ana başlıklar olarak öne çıkıyor. Ancak uzmanlar, tarafların tavizsiz tutumu nedeniyle müzakerelerin teknik aşamaya geçemediğini belirtiyor.

AA7 Mayıs 2026 Perşembe 13:32 - Güncelleme:
Hürmüz düğümü çözülemiyor! İran ve ABD arasında kriz: Müzakereler teknik düzeye inemiyor

Nihai anlaşmaya zaman kazandırma amacı taşıyan bu görüşmeler henüz sonuca ulaşmamışken, uzmanlar müzakere ve ateşkesin kalıcı olma ihtimali ile İran'daki güç dengeleri ve ülke ekonomisini AA muhabirine değerlendirdi.

İran Orta Doğu Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Basra Körfezi ve Komşu Ülkeler Çalışmaları Grubu Direktörü Cevad Heyran Niya, ABD ve İran'ın savaş sonrası bir denge durumuna ulaşamadığını ve taraflardan hiçbirinin zafer ilan edecek durumda olmadığını söyledi.

Niya, savaşın devamı etmesi ve Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmasının, ABD ekonomisi dahil, küresel ekonomi üzerinde daha ağır etkilere yol açabileceğini belirterek, "Öte yandan İran ekonomisi de ağır bir darbe almıştır ve savaş sonrası ekonomik durum kötüleşmeye başlamıştır. Bu nedenle şu an itibarıyla iki tarafın da anlaşmayı savaşın devamından daha faydalı gördüğü ve anlaşma olasılığının daha yüksek olduğu anlaşılmaktadır." dedi.

- "DENİZ ABLUKASIYLA KÖTÜLEŞEN EKONOMİK DURUM İRAN AÇISINDAN ANLAŞMANIN GEREKLİLİĞİNİ DE ARTIRMIŞTIR"

İran'ın, Hürmüz Boğazı konusunu (deniz ablukasının sona ermesi ve ABD'nin savaşı bitirmesi karşılığında Hürmüz Boğazı'nın açılması) nükleer meseleden ayırmaya çalıştığını ve ABD'nin, nükleer mesele dahil farklı konuların yer aldığı bir müzakerede deniz ablukası kozundan yararlanmasını istemediğini belirten Niya, "Bu plan ABD'nin muhalefetiyle karşılaşmış ve ABD Başkanı Donald Trump, deniz ablukasını ancak bir nükleer anlaşma sağlandığında kaldıracağını açıklamıştır." değerlendirmesinde bulundu.

Niya, İran'ın nükleer mesele ve Hürmüz Boğazı konusunda ABD'ye büyük tavizler vermemeye çalıştığını ancak İran ekonomisinin durumunun savaştan sonra kötüleşmeye başladığını belirterek, "Diğer taraftan İran, savaşın yıpratıcı hale gelmesinin Trump yönetimi üzerindeki baskıyı artıracağını ve bu yolla daha az taviz vereceği bir anlaşmaya ulaşabileceğini bilmektedir. Buna rağmen, nükleer meselede ve Hürmüz Boğazı'nda bazı kazanımların korunmasına yönelik bir perspektif görülürse İran, savaşın devamına karşı olacaktır. Bununla birlikte, deniz ablukasıyla daha da kötüleşen ekonomik durumu yoluna koymak için bir anlaşmaya duyulan ihtiyaç, İran açısından anlaşmanın gerekliliğini de artırmıştır." diye konuştu.

- "ORTA SINIF DA ARTIK YOKSUL BİR SINIFA DÖNÜŞMÜŞTÜR"

İran açısından savaşın ekonomik boyutuna da değinen Niya, İran ekonomisinin eski durumundan çok uzak olduğunu ve çelik, petrokimya ve petrol satışı gibi sektörlerin ağır baskı altında bulunduğunu vurguladı.

Niya, kötüleşen İran ekonomisinin geniş çaplı protestolara yol açabileceği ihtimali üzerinde durarak, "Yoksul sınıfın yanı sıra orta sınıf da artık yoksul bir sınıfa dönüşmüştür. Ayrıca yoksul sınıfı mutlak yoksulluk sınırının altına itmiştir. Bu protestoların siyasi bir dönüşümle sonuçlanıp sonuçlanmayacağı ise net bir görünüm arz etmemektedir." ifadelerini kullandı.

İran'da yönetim anlamında çeşitli gruplar veya şahıslar arasında ihtilaf bulunup bulunmadığı hususuna da değinen Niya, "Hükümet ve İran Meclisi içindeki bazı ılımlı akımlar da dahil olmak üzere ılımlı kesim ile askeri kanat arasında ihtilaflar bulunmaktadır. Bu ihtilaflar müzakerelerde de kendini göstermiştir. Hâlihazırda siyasi akımlar, güç yapısı içinde siyasi ağırlıklarını artırma arayışındadır ve İran-ABD müzakerelerine gölge düşüren meselelerden biri de bu olmuştur." şeklinde konuştu.

İRAM Araştırmacısı Oral Toğa ise İran ile ABD arasında Pakistan'da gerçekleştirilen görüşmelerin, tarafların masaya birbirlerini dışlayacak biçimde öneri sunmasıyla birlikte teknik düzeye inemediğini belirterek, "Eğer yapısal konular aşılır ve savaş devam etmezse önümüzdeki altı ay içinde çıkması en iyimser sonuç, kapsamlı bir nihai metin değil; ateşkesi sürdüren, Hürmüz'ü kısmen açan ve nükleer dosyanın belirli unsurlarını donduran bir ara düzenlemedir. Tam bir uzlaşı, iki tarafın da iç siyasi maliyetini absorbe edebileceği bir eşik oluşmadan üretilemeyecek görünmektedir." dedi.

- "TAHRAN'IN HESABI, MÜZAKEREYİ SINIR EŞİKLERİNİ DEĞİŞTİRMEDEN ZAMAN KAZANDIRAN BİR ARAÇ OLARAK İŞLETMEKTİR"

İran'ın hem nükleer hem de füze programını müzakere masasına getirme ihtimaliyle ilgili de konuşan Toğa, "Bu iki başlık aynı katmanda durmaz. Nükleer dosyada sınırlı bir esneklik zaten kayda geçmiştir. İran sınırlı bir füze rejimine çekilebilir fakat programın kendisini bütünüyle terk etmez. İkinci bir savaşı 'tercih etmek' ile 'katlanmak' arasındaki ayrım da burada belirleyicidir. 28 Şubat saldırılarının ardından Mücteba Hameney etrafında konsolide olan koalisyon, füze dosyasında verilecek bir tavizin meşruiyet çöküşüne dönüşeceğini bildiği için, ikinci bir vuruşun bedelini caydırıcılığı korumak adına ödemeye razıdır. Tahran'ın hesabı, müzakereyi sınır eşiklerini değiştirmeden zaman kazandıran bir araç olarak işletmektir." değerlendirmesinde bulundu.

Toğa, İran ekonomisi hakkında, "Riyal son altı ayda değerinin yüzde kırktan fazlasını yitirdi, enflasyon yüzde altmış seviyelerine ulaştı, son sekiz yıllık satın alma gücü kaybı yüzde doksan dörde dayandı. Orta sınıfın ardışık biçimde sınıf düşmesi ve gıda enflasyonunun ücret artışlarını çok aşması, sokağı tek seferlik bir öfke patlamasından çıkarıp yapısal bir hatta taşımıştır." yorumunda bulundu.

İran'da ekonomik basıncın doğrudan yönetim dönüşümüne çevrilmesini engelleyen üç filtre olduğunu söyleyen Toğa, bu filtreleri; Devrim Muhafızları Ordusu'nun baskı kapasitesi, savaş sonrası kenetlenme söylemi ve örgütlü muhalefetin olmayışı şeklinde sıraladı.

İran ile ABD arasındaki müzakerece sürecinin sivil yönetim ile Devrim Muhafızları Ordusu arasındaki ayrımı yapısal bir kırılma düzeyine taşıdığını söyleyen Toğa, "Bugün masada görünen, iki rakip kanat değil; askeri kanadın çizdiği eşikler içinde dar bir manevra alanı arayan figüratif bir sivil aygıttır." ifadesini kullandı.

İRAM Araştırmacısı Oral Toğa konuyla ilgili değerlendirmesini şöyle sürdürdü:

"Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan'ın istihbarat bakanlığı atamaları, Devrim Muhafızları Komutanı Ahmed Vahidi'nin doğrudan baskısıyla bloke edildi. Vahidi, savaş koşullarında kritik atamaların ileri bir bildirime kadar Devrim Muhafızları tarafından belirleneceğini iletmişti. Mart sonunda Ali Laricani'nin öldürülmesinin ardından Milli Güvenlik Yüksek Konseyi sekreterliğine, sivil itirazlara rağmen Muhammed Bager Zülkadir getirildi. Dışişleri Bakanı Erakçi'nin Hürmüz'ü ticari trafiğe açtığını duyurmasının ardından aşırı muhafazakar yorumcular ve devlet medyasının saldırıya geçmesi, ertesi gün Devrim Muhafızları'nın boğazı yeniden kapalı ilan etmesi, kırılmanın sembolik anı olmuştur. Mücteba Hameney sonrası mimaride karar ekseni ulemadan çok Devrim Muhafızları ağırlıklı bir koalisyona kaymıştır."
  • İran-ABD Görüşmeleri
  • Hürmüz Boğazı
  • Deniz Ablukası