14 Haziran 2021 Pazartesi / 4 Zilkade 1442
Gece modu

Türkiye'nin modeli bölgede ilk oldu: AB ülkelerinde dahi yok

Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Turgay Türkyılmaz, 'Filoya yeni balıkçı gemisinin katılımı konusunda çok ciddi bir uygulama gerçekleştiriyoruz. Bu konudaki yapmış olduğumuz uygulama henüz AB ülkelerinde dahi şu anda net olarak uygulanabilir durumda değil. 50 yıldan beri uygulamakta olduğumuz korumacılık temelindeki bu yönetim modeli Akdeniz ülkeleri içerisinde bir ilki oluşturuyor.' diye konuştu.

AA08 Haziran 2021 Salı 15:55 - Güncelleme: 08 Haziran 2021 Salı 15:59

Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV) "8 Haziran Dünya Okyanus Günü" dolayısıyla çevrimiçi panel düzenlendi. Dört ayrı oturumda gerçekleşecek panele, denizle ilgili her sektörden temsilciler katılırken, oturumlarda, deniz endüstrisi, deniz kirlenmesi ve "okyanus on yılı programı" gibi konular tartışılacak.

Panelin açılışında konuşan TÜDAV Başkanı Prof. Dr. Bayram Öztürk, çevre felaketlerinin artmasıyla son zamanlarda Dünya Okyanus Günü'ne ilginin büyüdüğünü belirtti.

Türkiye'nin denize bağlı bir ülke olduğunu, deniz taşımacılığı, balıkçılık, turizm, deniz endüstrisi başta olmak üzere mavi büyüme ve mavi ekonominin can damarlarına sahip olduğunu belirten Öztürk, "Ülkemizin ekonomisinin büyümesi denizden geçiyor. Korunmaya muhtaç denizler ayrıca iş ve istihdam alanı. Tek iç denizimiz nadide ekosistem Marmara Denizi'nde yaşanan müsilaj artışı, doğal zenginliklerimizi ne kadar hoyrat kullandığımız gerçeğini gözler önüne serdi. Marmara Denizi için koruma eylem planları yapılmasını takip edeceğiz." değerlendirmesini yaptı.

Tarım ve Orman Bakanlığı Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdür Yardımcısı Turgay Türkyılmaz da su ürünleri üretimi ve kaynakların korunmasına ilişkin bilgi verdi.

Türkyılmaz, "2020'den beri hiçbir şekilde yeni balıkçı gemilerine ruhsat verme uygulamasını gerçekleştirmiyoruz. Yani 2002'den beri bu uygulamaya son vermiş durumdayız. Bu ne anlama geliyor? Filoya yeni balıkçı gemisinin katılımı konusunda çok ciddi bir uygulama gerçekleştiriyoruz. Bu konudaki yapmış olduğumuz uygulama henüz AB ülkelerinde dahi şu anda net olarak uygulanabilir durumda değil. 50 yıldan beri uygulamakta olduğumuz korumacılık temelindeki bu yönetim modeli Akdeniz ülkeleri içerisinde bir ilki oluşturuyor." diye konuştu.

- "YUNANİSTAN KARASULARI 6 MİL OLMASINA RAĞMEN 10 MİL HAVA SAHASI UYGULUYOR"

Dışişleri Bakanlığı İkili Siyasi İşler-Denizcilik-Havacılık-Hudut Genel Müdürü Büyükelçi Çağatay Erciyes de Marmara Denizi'nde görülen müsilaj sorununa değinerek, "Sebebi de belli Marmara'yı sürekli olarak kirletiyoruz ve sorumluluk sadece birkaç kurumda değil, sorumluluk hepimize ait. Hem kurumlar hem bireysel düzeyde. Onun için hepimizin el ele verip, gayret gösterip birlikte bu meseleyi halletmesi lazım." dedi.

Erciyes, deniz yetki alanlarının kıyı devletlerinin denizlerdeki egemenlik hakları, egemenlik yetkilerini ilgilendirdiğini belirterek, Karadeniz'de deniz yetki alanları bakımından bir sorun olmadığını, tüm deniz yetki alanlarının ikili anlaşmalarla sınırının çizildiğini aktardı.

Ege'de ise birbiriyle bağlantılı birçok meselenin bulunduğunu ve ilkinin karasularının genişliği konusu olduğunu dile getiren Erciyes, ayrıca ada, adacık ve kayalıkların aidiyeti meselesinin söz konusu olduğunu söyledi.

Erciyes, hava sahası genişliği konusuna ilişkin de bilgi vererek, şöyle devam etti:

"Yunanistan karasuları 6 mil olmasına rağmen 10 mil hava sahası uyguluyor. Bu uluslararası hukuka aykırı. Buna ilaveten bazı hizmet sahaları var. Bu hizmet sahalarını da Yunanistan egemenlik sahası olarak görüyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Dolayısıyla Ege'de birbiriyle bağlantılı birçok mesele var ve bu meseleler çözümlenmemiş durumda. Türkiye ve Yunanistan arasında bunlarla ilgili olarak 2002 yılında istikşafi görüşmeler diye bir süreç başlatıldı 2002 ve 2016 yıllarında devam etti. Yunanistan bu süreci 2016'da durdurdu ve bu sene tekrar bu süreç başladı. Biz bütün bu meselelerin hakkaniyet ilkesi çerçevesinde, diyalog yoluyla çözümlenmesini arzu ediyoruz. Ama iki tarafın da tutum ve yaklaşımları farklı. Ancak başlatılan bir diyalog süreci var ve devam ediyor."

Ege'de üniversitelerin hidrokarbon faaliyeti dışında bilimsel araştırma yapmasına engel bir durum olmadığını, bu nedenle de üniversiteleri teşvik ettiklerini, bilimsel araştırmaların da denizlere sahip çıkmanın önemli göstergelerinden biri olduğunu vurgulayan Erciyes, konuşmasında Akdeniz'e ilişkin güncel gelişmeler hakkında da bilgi verdi.

- "YUNANİSTAN'IN EGE'Yİ BİR YUNAN GÖLÜNE ÇEVİRME İSTEĞİ VAR"

Panelde konuşan İstanbul Kent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasret Çomak da denizlerde son dönemde yaşanan jeopolitik ve jeostratejik gelişmelere ilişkin bilgi verdi.

Çomak, Ege Denizi'ndeki duruma ilişkin şu değerlendirmeyi yaptı:

"Yunanistan'ın Ege'yi bir Yunan gölüne çevirme istek ve arzusu vardır. Ege'de 7 temel sorunumuz vardır. Bunlardan bir tanesi Yunanistan'ın Ege Denizi'nde 6 mil olan karasularını 12 mile çıkartma isteğidir. Ege'de 12 mile çıktığı takdirde açık deniz alanları yüzde 50'den yüzde 20'ye düşüyor. Yani bu şekilde Ege Denizi bir Yunan denizi haline gelmiş oluyor. 1995'de TBMM bir karar alarak 6 mil üzerinde bir genişlemenin mutlak bir savaş sebebi olacağını dünya kamuoyuna duyurmuştur. Şu anda bu karar aynen geçerlidir. 6 milin üzerinde bir artış kesinlikle savaş sebebidir. 12 mile çıkarma durumu olduğu takdirde hiçbir zaman Türk gemisinin Yunan karasularını kullanmadan, yani zararsız geçiş hakkını kullanmadan Akdeniz'e çıkması mümkün değil. Yani uluslararası suları tamamen ortadan kaldırıyor. Bu Türkiye'nin Ege Denizi'nde hapsolması demektir."

Çomak, "Sonuç olarak Türk-Yunan ilişkilerinde ana sorunlarda somut bir ilerleme sağlanamamış ve hala sorunlar devam etmektedir." diyerek, Akdeniz'deki duruma ilişkin de bilgi verdi.

Panel, gün boyu gerçekleştirilen oturumların ardından sona erecek.