18 Ocak 2021 Pazartesi / 4 CemaziyelAhir 1442
Gece modu

İklim Değişikliği Türkiye’nin Bir Güvenlik Sorunu Olabilir mi?

Aralarında Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Amerika eski Dışişleri Bakanı Kissinger, NATO Genel Sekreteri Rasmussen, Rus Dışişleri Bakanı Lavrov´un ve diğer ülkelerin temsilcileri de bulunduğu, 50. Münih Güvenlik Konferansında, Ukrayna’nın geleceğini, Suriye´deki faciayı ve Arap Baharı gibi uluslararası güvenlik sorunları ele aldındı.

ZEHRA WELLMANN27 Mayıs 2014 Salı 07:00 - Güncelleme: 27 Mayıs 2014 Salı 17:35
Alman Dışişleri Bakanı Steinmeier´in bir panelde Almanya´nın Dış politikası hakkında yaptığı bir konuşma da, İklim değişikliğinin sadece Almanya’nın çevre ve ekonomik politikasında değil, Dışişlerinde de gün geçtikçe daha önemli bir rol oynadığını vurgulaması, bazı dinleyicilere garip gelmiş olabilir. Sonuç olarak, bazı ülke temsilcileri, aralarında Hindistanlı Dünya Enerji Forumunun Başkanı Taneja, acil başka konulara karşın bu öncelikler karşısında kendilerini başka bir gezegende gibi hissetmişlerdir.

Sonuçta küresel ısınmadan yok olmanın tehdidi altında olan bazı Ada ülkeleri hariç hiçbir devletten iklim değişikliği konusunda böylesine kararlı bir girişimcilik beklenmezdi. Tabiki Almanya iklim değişikliği konusunda uluslararası öncü rolünde bir ülke. İklim değişikliğine karşı başlattığı “Enerji devrimi“ çerçevesinde Nükleer enerjiden çıkışı ve yenilenebilir enerjilerin büyük çapta desteklenmesi boş kelimeler değil, siyasi bir program temsil ediyor. Dışişleri Bakanı Steinmeier´in de tarif ettiği gibi, Almanya’nın uluslararası arenadaki gayretleri kararlı. Gelecekte iklim değişikliği ve küresel ısınmanın sonucunda çıkabilecek toplu göçler gibi uluslararası sorunları önlemeye amaçlıyor.

Her şeyden önce, 2000 yılların başından bu yana Almanya ve ABD gibi gelişmiş ülkelerin gayretleri sonucunda iklim değişikliği Birleşmiş Milletler güvenlik konseyine ve uluslararası güvenlik gündemine de oturmuş. Devlet adamları ve güvenlik uzmanları tehdidin ciddiyetiyle ilgili aynı fikirde olmazsa da, Münih güvenlik konferansı gibi uluslararası platformlarda tartışılmaya devam etmektedir.
Türkiye´de, uzmanlar ve Hükümetlerarası İklim değişikliği Paneli İPCC tarafından gelecekte şu savaşlarının, kuraklıkların ve daha farklı türlü tehlikeli neticelerin oluşabilmesi gösterdiklerine rağmen, güvenlik öncelikleri, tehdit ve acil olarak algıladığımız konular çok farklı. Bu sebepten Türkiye´de iklim değişikliğini yenmek ile ilgili girişimler ve politikalar da yetersiz kalıyor. Bu güne kadar tamamlanan çoğu faaliyetler, en başta Avrupa Birliği ölmek üzere, uluslararası iklim rejimi tarafından uygulanan baskının ve verilen finansal desteğin bir sonucu. Maalesef çevre duyarlılığının, ulusal bir politika veya farkındalığının sonucu olarak görünmemeli.

Sonuçta Türkiye´de konunun popülerliği yetersiz. Üç örnek Almanya´nın aksine, burda iklim değişikliğiyle seçim kazanılmaz. İklim değişikliği kafalarda olsa olsa soru işareti bırakıyor, ama faaliyete geçiren bir endişe yaratmıyor. En fazla teoride bir güvenlik sorunu olarak algılanıyor. Toplumsal bir söylev olmaktan çok uzak. Toplumun kenarında bir gölge hayatı sürdürüyor iklim değişikliği.

Gelecekte beklenilen etkili neticelerine rağmen belki deprem tehdidi, Suriye savaşı, terör ve benzer tehditlere ve güvenlik sorunlara karşı önemsiz kalıyor. Belki de şu ve gıda sıkıntılarının bu konuyla ne kadar çok ilgili olduğunu anlamadığımız için hala hareket yok bizde. Kuraklık, gıda güvenliği ve bunların sonucunda migrasyon veya savaşlar hayatımızda etkili olmayacak kadar uzak ve ütopik görünüyor.
Yoksa insanı icat yeteneğine, yaratacılığına ve teknik gelişime dayanarak hareketsiz mi kalıyoruz? Şu anda gerçekleşemediğimiz sürdürülebilir yaşam ve dikkatli ekonomik ve sanayi kalkınmayı daha sonra düzeltebileceğimize mi inanıyoruz? Ya da kendimiz ve çocuklarımız için hayal ettiğimiz gelişimin ve ilerlemenin belki de gereksiz olacağını unuttuk mu sadece, eğer doğa bir gün intikamını bizden alırsa?

Ekonomik gelişme ve bununla birlikte enerji tüketiminin artışı konusunda geçtiğimiz yıllardan bu yana Türkiye dünya öncülerindendi. Dünya´nın 17. büyük ekonomisi haline gelmiş ve “Avrupa´nın Çin´i” olarak tanımlanmıştır. Neoliberal bir toplum ve markete yakınlaşma coşkusu içinde tedbirli ve sürdürebilir adımlara yer yok gibi görünüyor.

Almanya´da “Enerji devrimi“ nükleer enerjiden çıkışı tarif ederken, Türkiye´de aksine enerji devrimi nükleer enerji´ye girişi tarif etmektedir. Enerji talebimiz tüm dünyada olduğu gibi artar ve enerji güvenliği önem kazanırken, enerji kaynaklarının çeşitlendirmesi söz konusu. Yalnız bu bizim ülkede daha da fazla fossil enerji anlamına gelmektir. Türkiye´nin büyük yenilenebilir enerji potansiyeline karşı. Devlet belki de geçmişte oluşturulmuş altyapıları boşu boşuna kurmuş olmayalım diye aynı yönde devam ediyor. Şimdilik belki de daha mantıklı, daha güvenilir, daha ucuz bir çözüm. Ama nereye kadar?