02 Mart 2021 Salı / 18 Recep 1442
Gece modu

Başbakan Yardımcısı Şimşek: 2018-2020 dönemi sonunda kişi başı milli gelirimiz 13 bin doları aşacak

Ekonomiden sorumlu Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek: '2018-2020 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program dönemi sonunda, kişi başı milli gelirimizin 13 bin doları aşacağını tahmin ediyoruz. Bu seviye, bugün itibarıyla Dünya Bankası tanımına göre, üst gelir grubuna çıkmak için belirlenen eşik değerin üzerindedir.'

AA27 Eylül 2017 Çarşamba 07:00 - Güncelleme: 27 Eylül 2017 Çarşamba 15:14

Şimşek, Maliye Bakanı Naci Ağbal ve Kalkınma Bakanı Lütfi Elvan’ın yanı sıra kamu kuruluşlarının üst düzey yöneticilerinin katılımıyla Kalkınma Bakanlığında düzenlediği basın toplantısında, Yeni Orta Vadeli Programı (2018-2020) açıkladı.

Bu yıla ilişkin göstergelerin, 2017 genelinde yüzde 5,5 seviyesinde büyüme oranının yakalanabileceğine işaret ettiğini anlatan Şimşek, "Yeni Orta Vadeli Program (2018-2020) döneminde uygulayacağımız reformlar sayesinde yüzde 5,5 düzeyinde daha dengeli, sürdürülebilir ve kapsayıcılığını artırdığımız bir büyüme patikası hedefliyoruz." ifadesini kullandı.

Şimşek, bu yıl sonunda enflasyonun yüzde 9,5 olacağının öngörüldüğünü dile getirerek, ileriki dönemde enflasyonun hedefle uyumlu patikaya gelene kadar para politikasında sıkı duruşun sürdürülmesinin beklendiğini vurguladı.

Program döneminde enflasyonun kademeli iyileşerek yüzde 5 seviyesine gerilemesini hedeflediklerinin altını çizen Şimşek, şunları kaydetti:

"2019 itibarıyla işsizlik oranının yeniden tek haneye düşmesini ve 2020 yılında yüzde 9,6 oranında gerçekleşmesini öngörüyoruz ki bu, güçlü iş gücüne katılım oranı ve çalışma çağı nüfusundaki artışa rağmen sağlanacaktır. 2018-2020 dönemini kapsayan Orta Vadeli Program sonunda, kişi başı milli gelirimizin 13 bin doları aşacağını tahmin ediyoruz. Bu seviye, bugün itibarıyla Dünya Bankası tanımına göre, üst gelir grubuna çıkmak için belirlenen eşik değerin üzerindedir."

Küresel ekonomiye dair değerlendirmelerde bulunan Şimşek, 2002-2007 döneminde yüzde 4,8 olan küresel büyümenin kriz sonrasında yavaşlayarak yüzde 3,3'e gerilediğini söyledi.

Şimşek, bu yıl küresel büyümenin yüzde 3,5 civarında olmasının beklendiğini dile getirerek, büyümenin OVP döneminde ortalama yüzde 3,7 dolayında olmasının öngörüldüğünü ifade etti.

Göstergelerin, büyümenin bir miktar daha hızlanabileceğine işaret ettiğini belirten Şimşek, "Küresel İmalat Sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi son 75 ayın en yüksek seviyesine ulaşmış durumda. Bu güçlenme küresel üretim ve talebe ilişkin olumlu bir gösterge. Uzun süredir talep koşulları zayıf seyreden en önemli ticaret ortağımız Avro Bölgesi'nde iktisadi faaliyetin bu yıl güçlendiğini, güçlenmeye devam edeceğini görüyoruz. Bu, ülkemizin ticareti için olumlu bir sinyal." diye konuştu.

"Küresel ticarette toparlanma devam edecek"

Küresel büyümenin itici gücü olan dünya ticaretinin kriz sonrası dönemde oldukça zayıfladığının altını çizen Şimşek, krizden önce ortalama yüzde 7,7 büyüyen küresel ticaret hacminin kriz sonrası dönemde ivme kaybederek yüzde 3,1'e gerilediğini ifade etti.

Şimşek, bu yıl sanayi üretimi ve yatırımlardaki artışla ticaret hacmi büyümesinde toparlanma gözlemlediklerini anlatarak, "Bu eğilimin OVP döneminde de devam edeceğini ve ortalama yüzde 3,9 ticaret hacmi artışı olacağını tahmin ediyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Küresel enflasyonun seyrine ilişkin de konuşan Şimşek, bu anlamda ılımlı bir seyrin söz konusu olduğunu söyledi. Geçen yıl özellikle gelişmiş ülkelerde düşük seyreden enflasyon oranlarının bu yıl bir miktar yükseldiğinin altını çizen Şimşek, buna karşın küresel talepteki sınırlı toparlanma ve ılımlı seyreden emtia fiyatlarının global ölçekteki enflasyonist baskıları azalttığını dile getirdi.

Şimşek, Avro Bölgesi ve Japonya'da enflasyonun hala düşük seyretmesinin bu ülkelerin genişletici para politikalarına devam etmesine imkan sağladığını kaydetti. Şimşek, "İktisadi faaliyetlerdeki toparlanmaya rağmen enflasyon oranlarının ılımlı seyretmesi, gelişmiş ülke para politikalarını destekliyor." dedi.

"Gelişmekte olan ülkelere net sermaye akışı pozitife dönebilir"

Net sermaye girişleri hakkında da bilgi veren Şimşek, 2010-2013 döneminde gelişmekte olan ülkelere 1,3 trilyon dolar net sermaye girişi gerçekleştiğini, takip eden 4 yılda 1,5 trilyon dolar net sermaye çıkışı yaşandığını hatırlattı.

Şimşek, Çin hariç olmak üzere değerlendirildiğinde gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışının son 2 yıldır pozitif seyretmeye başladığını belirterek, "Özellikle 2017 yılında bu trend daha da güçlendi. Çin hariç gelişmekte olan ülkelere 138 milyar dolar net sermaye girişi olması bekleniyor. 2018 yılına dair beklentiler gelişmekte olan ülkelere yönelik sermaye akışının Çin dahil pozitife dönmesi yönündedir. Bu, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için olumlu bir durum." dedi.

Petrol fiyatlarının 2014'ün ikinci yarısından itibaren ciddi oranda gerilediğini anımsatan Şimşek, bu yıl fiyatların 50-55 dolar bandında seyrettiğini kaydetti. Şimşek, "OVP dönemi için petrol fiyatlarının sınırlı artacağı ve 55-60 dolar bandında seyredeceği varsayılmıştır." diye konuştu.

"Para politikalarında senkronize sıkılaşma olmaması bizim için olumlu"

Küresel ekonomiye ilişkin risklere de değinen Şimşek, Amerikan Merkez Bankasının (Fed) beklenenden hızlı parasal sıkılaşmaya gitmesinin beklendiğini söyledi.

Şimşek, Avrupa ve Japonya Merkez bankalarının ise genişleyici para politikalarına devam ettiğine dikkati çekerek, "Para politikalarında senkronize sıkılaşma olmaması bizim gibi gelişmekte olan ülkeler için olumlu bir durum. Ancak Fed'in beklenenden fazla faiz artırımına gitmesi küresel dolar likiditesinin azalmasına ve finansal koşulların sıkılaşmasına neden olabilir." değerlendirmesinde bulundu.

Jeopolitik gerginliklerin de küresel ekonomiyi olumsuz etkildiğini dile getiren Şimşek, DEAŞ'ın Irak ve Suriye'de çökertilmesinin Türkiye açısından son derece olumlu olduğunu vurguladı.

Türkiye'ye ilişkin makro ekonomik göstergelerdeki gelişmeleri değerlendiren Şimşek, büyüme performansının son 15 yılda ciddi şekilde arttığını söyledi.

Şimşek, Cumhuriyet'in kuruluşundan 2002'ye kadar ortalama yüzde 4,7 olan büyüme oranının, hükümetleri döneminde bir puan artarak yüzde 5,6 olduğuna dikkati çekerek, "Bir puanı küçümsemeyin, 100 yıllık perspektifle muazzam fark yaratır." diye konuştu.

"AB ile gelir farkımız azaldı"

Bu dönemde yürütülen politikalarla büyüme ve kişi başı gelir seviyesini önemli oranda iyileştirdiklerine işaret eden Şimşek, Türkiye'nin sınıf atladığını dile getirdi.

Şimşek, Türkiye'nin, alt orta gelir grubundan üst orta gelir grubuna yükseldiğini belirterek şöyle devam etti:

"2002 yılında 3 bin 581 dolar olan kişi başı gelir, 3 kat artarak 2016 itibarıyla 10 bin 883 dolara yükseldi. Satın alma gücü paritesine göre kişi başı gelir, aynı dönemde 9 bin 208 dolardan 2,7 katına çıkarak 24 bin 636 dolara yükseldi. Bu gelir artışı, gelişmiş ülkelerle aramızdaki gelir farkını azaltmamızı sağladı. AB ülkelerini 100 kabul ettiğimizde, kişi başı gelir seviyemiz dolar cinsinde 37'den 62'ye yükselmiştir. 15 yılda AB ile gelir farkımız 25 puan azalmıştır."

Sağlanan güçlü istihdam artışına da dikkati çeken Şimşek, küresel kriz sonrası tüm ülkeler istihdam yaratmakta zorlanırken, Türkiye'nin yıllık ortalama 910 bin ilave istihdam yarattığına işaret etti. Şimşek, güçlü istihdam performansına rağmen iş gücüne katılımın hızlı artması nedeniyle, işsizlik oranlarının arzulanan seviyelere inmediğini bildirdi.

"Cari açığı tekrar indireceğiz"

Şimşek, ülkenin cari açık oranının sürdürülebilir düzeyde olduğunu belirterek, "2010 yılı sonunda yüzde 9'lara ulaşan açığın milli gelire oranı, enerji fiyatlarındaki düşüş ve hükümetimizin aldığı tedbirlerle önemli ölçüde iyileşti. Önümüzdeki dönemde daha dengeli büyüme kompozisyonuyla cari açığı sürdürülebilir seviyede tutmak öncelikli amaçlarımızdan bir tanesidir. Cari açık geçen yıl yüzde 4'ün altına düşmüştü. Program dönemi sonunda çok yüksek büyümeye rağmen yüzde 4'ün altına tekrar indirmeyi hedefliyoruz." dedi.

Enflasyonla mücadelede katedilen mesafeye de dikkati çeken Şimşek, öncelikli hedeflerinin, sürdürülebilir büyüme için kalıcı fiyat istikrarının sağlanması olduğunu dile getirdi.

Şimşek, uyguladıkları politikalarla enflasyonda kayda değer düşüş sağlandığını vurgulayarak, şunları kaydetti:

"Son 14 yılda ortalama yüzde 9 olan enflasyon, ondan önceki 14 yılda yani 1989-2002 döneminde yüzde 70 düzeyinde artmıştır. Yakın dönemde çifti haneli düzeyleri görmüş olsa da OVP döneminde fiyat istikrarına odaklı para politikasının yanı sıra yapısal alanlarda atılacak eşgüdümlü adımlarla enflayonda kalıcı düşük seviyelerin yakalanması önceliklerimiz arasındadır.

Hükümetlerimiz döneminde elde edilen büyük başarılardan bir tanesi de kamuda mali disiplinin sağlanmasıdır. 2002'de yüzde 10'un üzerinde olan bütçe açığının gayri safi yurt içi hasılaya oranı 2016'da yüzde 1,3'e geriledi. Önümüzdeki dönemde de mali disiplinin korunması konusunda hükümetimiz kararlıdır. Ülkemizde bütçe açığı düşük seviyelerde. 2016'da gelişmekte olan ülkeler ortalaması yüzde 4,8 olan genel devlet açığının milli gelire oranı ülkemizde yüzde 1,3 düzeyindedir. Kamu borcunun gayri safi yurt içi hasılaya oranı da önemli ölçüde geriledi. 2002'de yüzde 72'nin üzerinde olan bu oran, 2016'da yüzde 28,1'e geriledi. 2016'da gelişmekte olan ülkeler ortalaması yüzde 47,3 olan kamu borcunun mili gelire oranı Türkiye'de yüzde 28 civarındadır."

Şimşek, yeni OVP'nin temel amacının, makro ekonomik istikrarın sürdürülmesi, beşeri sermaye ve işgücü kalitesinin arttırılması, iş ve yatırım ortamının daha da iyileştirilmesi, yüksek katma değerli üretimin yaygınlaştırılması, kamuda kurumsal kalitenin arttırılması yoluyla büyümenin hızlandırılması, istihdamın arttırılması ve gelir dağılımının iyileştirilmesi olduğunu vurguladı.

Bu çerçevede enflasyonun düşürülmesi, mali disiplinin sürdürülmesi ve cari dengenin iyileştirilmesinin önem arz ettiğine dikkati çeken Şimşek, şunları kaydetti:

"Türkiye ekonomisi 2016'da karşılaştığı iç ve dış olumsuzluklara rağmen yüzde 3,2 oranında büyümüştür. Aldığımız tedbirlerin etkisiyle 2016'nın son çeyreğinden itibaren ekonomide hızlı bir toparlanma gerçekleşti. 2017'ye ilişkin göstergeler yıl genelinde yüzde 5,5 büyüme oranının yakalanabileceğine işaret etmektedir. Program döneminde de uygulayacağımız reformlar sayesinde yüzde 5,5 düzeyinde daha dengeli, sürdürülebilir ve kapsayıcılığını arttırdığımız bir büyüme politikası hedefliyoruz. Son 14 yılda küresel krize ve birçok iç ve dış şoka, jeopolitik gerginliklere rağmen Türkiye ortalama yüzde 5,6 büyümüştür."

Söz konusu hedeflerin son derece gerçekçi olduğuna işaret eden Şimşek, "Nihai hedefimiz tabi ki ülkemizin refah seviyesini daha da yükselterek ekonomimizi üst gelir seviyesine taşımaktır. Program dönemi sonunda kişibaşı milli gelirimizin 13 bin doları aşacağını tahmin ediyoruz. Bu seviye bugün itibarıyla Dünya Bankası tanımına göre üst gelir grubuna çıkmak için belirlenen eşik değerin üzerindedir." diye konuştu.

"Yıl sonu enflasyon yüzde 9,5"

Şimşek, geçen yıl ekonomideki ivme kaybının da etkisiyle işsizlik oranında tedrici bir artış söz konusu olduğunu belirterek, istihdamı arttırmaya yönelik alınan tedbirler ve ekonomik büyümedeki hızlanma sonucunda işsizlik oranında yılbaşından itibaren kademeli bir iyileşme sağlandığını ifade etti. Program dönemi boyunca bu eğilimin devam edeceğini öngördüklerinin altını çizen Şimşek, "2019 itibarıyla işsizlik oranının yeniden tek haneye düşmesini ve 2020 yılında yüzde 9,6 oranında gerçekleşmesini öngörüyoruz ki bu, güçlü iş gücüne katılım oranı ve çalışma çağı nüfusundaki artışa rağmen sağlanacaktır." ifadelerini kullandı.

Bu yılın sonunda enflasyonun yüzde 9,5 olacağını öngördüklerini kaydeden Şimşek, şöyle devam etti:

"Önümüzdeki dönemde enflasyon hedefle uyumlu patikaya gelene kadar para politikasında sıkı duruşun sürdürülmesi beklenmektedir. Yeni Orta Vadeli Program (2018-2020) döneminde enflasyonun kademeli olarak iyileşerek yüzde 5 seviyesine gerilemesini hedefliyoruz. 2016'da milli gelire oranla yüzde 3,8'e kadar gerileyen cari işlemler açığının 2017'de altın ve enerji dengesindeki bozulma nedeniyle bir miktar artmasını bekliyoruz. Diğer yandan program döneminde uygulayacağımız politikalar sayesinde cari açığın, gayri safi yurtiçi hasılaya oranla kademeli olarak düşerek 2020'de yüzde 3,9 seviyesinde gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Cari işlemler açığının finansmanını iyileştirmeye yönelik çabalarımız devam etmekte. Özellikle yatırım ortamının iyileştirilmesi bu konuda temel önceliğimizdir."

Şimşek, ekonomiyi desteklemek için alınan tedbirlerin etkisiyle 2017'de merkezi yönetim bütçe açığının gayri safi yurtiçi hasılaya oranının yüzde 2 olmasını öngördüklerini kaydederek, "Bütçe gelirlerinin kalitesinin, cari harcamalarda tasarrufun arttırılması ve yatırım harcamalarının etkinleştirilmesi sonucunda program dönemi boyunca açığın kademeli olarak iyileşmesini hedefliyoruz. 2018'de yüzde 1,9 olarak gerçekleşmesi beklenen merkezi yönetim bütçe açığının milli gelire oranını program dönemi sonunda yüzde 1,6'ya düşürmeyi hedefliyoruz." değerlendirmesinde bulundu.

Şimşek, 2017'de yüzde 2,4 seviyesine yükselmesi beklenen kamu kesimi borçlanma gelirinin milli gelire oranının program dönemi sonunda yüzde 1,3'e gerilemesini hedeflediklerini vurguladı.

Geçen yıl Avrupa Birliği tanımlı borç stokunun gayri safi iç hasılaya oranının yüzde 28,1 olduğunu hatırlatan Şimşek, "Bunun 2017 sonunda sınırlı artarak 28,5 seviyesinde gerçekleşmesini öngörüyoruz. 2018'de bu seviyede kalacak olan borç stokunun program dönemi sonunda yüzde 27,5 seviyesine gerilemesini bekliyoruz." dedi.