İsrail'in Washington'la yaşadığı kriz, klasik bir "görüş ayrılığı" değil. Tel Aviv'in asıl korkusu, ABD'nin İran'la pazarlık yapması da değil; bu pazarlığın konusu haline gelmesi. Washington, Hürmüz'deki kapanma riskini azaltmak, petrol fiyatlarını sakinleştirmek ve savaşı mutabakat zaptına bağlamak isterken, Tel Aviv'in Güney Lübnan hesabını masaya koyuyor.
İsrail basınına yansıyan "güven krizi" ifadesi, sıradan bir haber ayrıntısından daha fazlasını anlatıyor. ABD, metni İsrail'le paylaşmaktan çekiniyor; çünkü Tel Aviv'in bunu sızdırıp Washington'a karşı kampanyaya çevirebileceğini düşünüyor. Bir taraf artık verdiği bilginin kendisine karşı kullanılacağından korkuyor.
Burada şaşılacak bir şey yok. Öteden beri, ezberlere inat söylediğimiz mesele buydu. ABD, ekonominin gerçeklerinin duvarına çarptığı gün İsrail'le ilgili ezberini bozmak zorunda kalacaktı. Çünkü ABD-İsrail ilişkisini, Amerikan Ortadoğu politikalarından bağımsız okuyan herkes yanlış sonuca varır. İsrail, Washington için yalnızca ideolojik yakınlık, lobi gücü ya da dinî bağlılık meselesi olmadı. ABD, İsrail'i gerektiğinde karadaki savaş gemisi gibi kullandı.
1973 Arap-İsrail Savaşı sonrasında Amerikan stratejik aklında İsrail'e yüklenen anlam değişti. İsrail, Amerikan deniz gücünün, üs ağının ve petrol jeopolitiğinin tamamlayıcı aparatı haline geldi. Bu ilişki başından beri bugünkü yoğunlukta değildi. Amerika'daki siyonist çevrelerin bir bölümü dahi, Arap-İsrail savaşları öncesinde bugünkü kadar sınırsız bağlılık içinde değildi. Savaşlar, petrol jeopolitiği ve Sovyet etkisi İsrail'i merkeze taşıdı.
Bugünkü kırılma bu zeminin tersinden işlemesidir. Süreç içinde siyonizm ABD siyasetini büyük ölçüde esir alsa da ekonomik gerçeklik sonunda kendi hükmünü dayatıyor. E... bu kadar borcu döndürmek kolay değil. ABD, İsrail'den vaz mı geçiyor, yok, ama İsrail'in hareket alanı Amerikan maliyet hesabını zorladığı için frene basıyor. Açık ama yine de söyleyeyim, İsrail ezberi, ahlaki bir uyanışla değil, ekonomik gerçekliğin duvarıyla çatırdıyor.
Yıllarca ABD'nin bölge siyasetinde İsrail güvenliği mutlak veri kabul edildi. Şimdi Washington, İran'la masaya otururken İsrail'in Lübnan'daki askeri varlığını pazarlığın başlığına dönüştürüyor. Mesele artık destek değil; Washington'un İsrail'i kendi kriz yönetiminin maliyet kalemi olarak görmeye başlamasıdır.
Çünkü devletleşememiş, terörü politikanın merkezine koyan bir yapı olarak İsrail, kriz anlarında müttefiklerine de düzen değil maliyet üretir. Washington'un bugün karşı karşıya kaldığı mesele budur. Tel Aviv'in Lübnan'daki serbest hareket alanı, artık Amerikan stratejisine güç değil, ekonomik ve diplomatik yük bindiriyor.
İsrail ordusunun "ABD İran'la ilgili olanı belirliyor, bunu kabul ettik; ama Lübnan'da etkili olmak istiyoruz" çizgisine sıkışması önemlidir. Tel Aviv hâlâ Amerikan gücüne yaslanmak istiyor; fakat Washington artık İsrail'in hamlelerini otomatik biçimde taşımak istemiyor.
Trump'ın "beğenmezsem bombalarım" dili bu tabloyu örtmüyor. Önce anlaşmayı başarı diye satıyor, sonra savaş tehdidiyle tabanına sertlik gösteriyor. Fakat siyonistler açısından bu dil güvence üretmiyor; Amerikan kararını daha da belirsizleştiriyor.
Bu yüzden mutabakat zaptı İran'la Amerika arasında imzalanacak gibi görünse de asıl sarsıntıyı Tel Aviv'de üretiyor. İsrail ilk kez Amerikan masasının yanında değil, Amerikan pazarlığının içinde bir dosya olarak duruyor.