28 Şubat 2026 Cumartesi / 13 Saban 1447

28 Şubat mağduru emekli albay yaşadıklarını anlattı: İlahi adaleti bizzat gördüm

Türk siyasi tarihinde derin izler bırakan 28 Şubat sürecinde eşinin başörtüsü nedeniyle kıdemli yüzbaşıyken Türk Silahlı Kuvvetlerinden (TSK) piyade er rütbesiyle ihraç edilen emekli Albay İbrahim Keleş, yıllar sonra gelen iadeiitibar ve yargı süreciyle 'ilahi adaletin' tecelli ettiğini söyledi.

AA28 Şubat 2026 Cumartesi 12:05 - Güncelleme:
28 Şubat mağduru emekli albay yaşadıklarını anlattı: İlahi adaleti bizzat gördüm

28 Şubat süreci, kamu kurumlarında görev yapan binlerce personelin meslek hayatını ve aile düzenini de derinden etkiledi. Özellikle TSK'da yürütülen idari işlemler, bazı personel için mesleki performansın ötesinde özel hayatın da sorgulandığı bir döneme dönüştü.

Bu süreçte eşinin başörtüsü nedeniyle kıdemli yüzbaşıyken TSK'dan "er" rütbesiyle ihraç edilen emekli Albay İbrahim Keleş, AA muhabirine o dönemde nelerle mücadele edildiğini anlattı.

Sürecin sanılanın aksine 1997'den çok daha önce başladığını, 1993 yılında görev yapan tüm personelden eş ve 12 yaşından büyük çocuklara ait fotoğrafların tayin formlarında istendiğini anlatan Keleş, eşi başörtülü olan bazı arkadaşlarının, eşlerinin başörtüsüz fotoğraflarını verdiğini, kendisinin ise vermediğini belirtti.

Fotoğraf olayının ardından öğretmen olmasına rağmen 1994 yılında Gaziantep'e kıtaya sürgün edildiğini kaydeden Keleş, burada kurmay başkanının kendisine 'Neden geldiğini biliyorsun değil mi buraya? Sürgün edildin. Öğretmen sınıfının kıtada ne işi var? Senin ders vermen lazım. Hanımefendiye söyle başörtüsünü açsın." dediğini aktardı.

Kendisinin bu konuşma üzerine "İnsan onuruyla, izzetiyle, şerefiyle vardır. Bunun ötesinde aylık şu kadar maaş veriyorsunuz diye her dilediğinizi insanlara yaptıracağınızı zannetmeyin. O zaman ihraç ediniz" dediğini aktaran Keleş, bundan sonraki süreçte 5 yıl boyunca her Yüksek Askeri Şura (YAŞ) döneminde ihraç edilme korkusuyla görevini sürdürdüğünü söyledi.

Keleş, öğretmen eşinin derslere yapılan baskınlarda, öğrencilerinin karşısında rencide edildiğini, eşini gözü yaşlı gördüğünde ise "Bu böyle olmayacak" dediğini belirtti.

"ŞEHİT OLAN BİR UZMAN ÇAVUŞUMUZUN HANIMI NİZAMİYEDEN İÇERİ GİREMEDİ"

Bu olayların ardından kendisine personel şube müdürünün imzasıyla ilk maddesinde "Disiplin ve çalışkanlığınızla bugüne kadar birlikte çalıştığınız komutanlarınız tarafından takdir edilmekle birlikte eşinizin kılık kıyafeti nedeniyle hakkınızda bazı şüphe ve tereddütler oluşmuştur" yazılı bir belge tebliğ edildiğini kaydeden Keleş, belgenin devamında lojmandan çıkmak zorunda bırakılmasına dair detayların yer aldığını aktardı.

Keleş, eşinin öğretmenlik yaptığı okula gidip gelirken nizamiye kapısından içeri alınmadığını da belirterek, "Çocuğumun daha küçükken gelen bir bakıcısı vardı. 60 yaşında Gaziantepli bir teyzemiz. Onun da içeriye girmesine müsaade edilmedi. Ama daha berbatı, daha da çarpıcı olanı şehit olan bir uzman çavuşumuzun hanımı revire alınmadı, nizamiyeden içeriye giremedi." ifadelerini kullandı.

Belgenin, "Tesettür denilen bu acayip kıyafeti taşımakta ısrar ettiği için eşiniz hakkında kendi kurumu tarafından soruşturma açılmıştır. Bu ısrarını sürdürdüğü takdirde bu tutum ve davranışınız davranışının sizin istikbalinizi de etkileyeceği malumunuzdur" yazılı dördüncü maddesini de aktaran Keleş, eşinin giyimiyle ilgili ağır ifadeler kullanıldığına dikkati çekti.

Keleş, belgedeki bu durumun laik demokratik çağdaş imaja ciddi zararlar vereceği şeklinde değerlendirildiğini ve kendisine eşini ikna etmesi, aksi takdirde kurumda barındırılmayacağının söylendiğini ifade etti.

Belgenin tebliğinden 4 ay sonra ordudan ihraç edildiğini kaydeden Keleş, rütbelerinin elinden alınış sürecini, "Ben yüzbaşılığımın 5. senesindeydim. Yani binbaşı olmak üzereydim. Kıdemli yüzbaşı rütbesindeyken Silahlı Kuvvetler'den piyade er olarak ihraç edildim. Yani bütün Silahlı Kuvvetler'deki aldığım rütbeler, geçirdiğim safahat ve kazandığım yasal bütün haklarım elimden alındı. Er olarak eşim ve iki çocuğumla kapının önüne konuldum." diyerek anlattı.

"2011 YILINA KADAR GAZETECİLİK YAPTIM"

Keleş, ihraç edilmeden kısa bir süre önce katıldığı bir faaliyette gösterdiği başarıdan ötürü aldığı takdir belgesinin de ihraç belgesiyle aynı zamanda geldiğini belirterek, "Bir yanda bu takdir belgesi var masamın üzerinde, bir yanda da piyade er olarak ihraç edilmişim. 'Allah'ım aklıma mukayyet ol' dedim. Bu çok ağırdı, kaldıramadım." dedi.

İhracın ardından Gaziantep'ten İstanbul'a taşındığını aktaran Keleş, 17 Ağustos 1999 depremine sığınacak bir yerleri olmadan yakalandıklarını ve uzun süre iş bulamadığını dile getirdi.

Keleş, "İş buluyorsunuz ama birileri sizi takip mi ediyor? Ne oluyor bilemiyorum. İş bulduğum yerden ertesi günü 'Sizinle çalışamayacağız' diye telefon geliyor. Bu aslında resmen imha etmek hedefiydi. Sonra Allah yardım etti. Bir iş çıktı karşımıza. O işte çalıştık ve 2011 yılına kadar ben gazetecilik yaptım." ifadelerini kullandı.

Devletini yabancı mahkemelere şikayet etmemek için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne (AİHM) gitmediğini kaydeden Keleş, 2011 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Başbakanlığı döneminde bir yasal düzenleme yapıldığını, çıkan 6191 Sayılı Kanunla orduya geri döndüğünü söyledi.

Keleş, 2018 yılında 28 Şubat davasının sonuçlanmasıyla rütbelerin iadesi konusunda yaşanan sembolik değişime dikkati çekerek, "2018'de verilen mahkeme kararı ile bizleri ihraç eden o darbeye teşebbüs edenlerle alakalı mahkeme bir hüküm verdi, müebbet hapse çarptırdı ve rütbelerini geri aldı. Beni 1999'da er seviyesine indirenler bu sefer mahkeme kararıyla orgenerallikten er seviyesine indi. Ben ise geriye albay olarak geri döndüm. İlahi adalete inancım zaten vardı ama ben şanslıydım çünkü ilahi adaletin tecellisine bizzat şahit oldum." diye konuştu.

ÖNERİLEN VİDEO

Gaz tüpü bomba gibi patladı: Çok sayıda ölü ve yaralı var

Kapat
Video yükleniyor...