Trump'ın "dört gün sürer" dediği savaş, daha şimdiden, bölgesel nitelik kazanma riski de dahil öngörülemez bir boyut kazandı.
Trump, İran'ı Venezuela'yla, İran rejimini de Maduro'yla karıştırmış olacak ki, tepedeki adamı alırsam rejimi indirir, amacıma ulaşırım diye düşündü. ABD'nin hegemon güç olmasına bakılarak her şeyi iyi planlayarak yaptığına dair yanlış bir kabul var. Oysa Ortadoğu'daki hiçbir askerî müdahalesi ABD'nin istediği gibi sonuçlanmadı.
Ciddi analistlerin değerlendirmesine göre, ABD'nin Çin'in gümbür gümbür geldiğini fark edememesinin, daha doğrusu bunu gördüğü hâlde gereğini yapamamasının en temel sebebi, askerî olarak bu kadar dağınık olması ve Ortadoğu'dan bir türlü toparlanıp gerektiği gibi Pasifik'e odaklanamamasıdır.
Trump'ın kazanmasının en önemli sebebi bunu farketmiş olmasıydı.
Savaşları bitirecek, yüksek gümrük tarifeleri yoluyla ABD'nin cari açığını azaltacak, başlangıçta maliyetli olsa da ulusal güvenlik açısından önemli gördüğü şirketleri yeniden ülkeye çekecek ve böylece "Make America Great Again" politikasını başarıyla hayata geçirmiş olacaktı.
Trump, ilk başkanlık dönemine kıyasla çok daha güçlüydü ve arkasında hatırı sayılır bir Amerikan milliyetçisi taban vardı. Ukrayna'ya yeterince destek vermemesi bile bu stratejiyle uyumlu görülüyordu. Avrupa'yı bir tür asalaklıkla suçluyor, onu tarifelerden muaf tutmuyor ve "Sizi şimdiye kadar biz koruduk; artık güvenlik harcamaları için siz de elinizi cebinize atın" diyordu. İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan Atlantik düzenini sarsan bu çıkışların ABD'de bir karşılığı vardı.
Ancak İran, Trump açısından işlerin sarpa sardığı bir dönüm noktası olacağa benziyor. Çünkü İran'a saldırarak, bugüne kadar yapmaya çalıştığı ve vadettiği şeylerle bütünüyle çelişen bir adım atmış oldu.
Bunun pek çok alameti şimdiden belirdi. En başta, İran'ın vurduğu Körfez ülkeleri homurdanmaya başladı. İsrail ve ABD'nin İran'a savaş açmasının bedelini ödemek zorunda kalmalarına rağmen, ABD'den yeterli yardım ve hassasiyet görmediklerini düşünüyorlar. Yıllarca kurmaya çalıştıkları Körfez düzeni altüst oldu. ABD'de milyarlarca dolarlık yatırımları var; Trump'ın bir dediğini iki etmediler. Ama buna rağmen, ABD nazarında İsrail'in tırnağı kadar bile kıymetleri olmadığını görmüş oldular.
Trump, içeride de tahminlerin ötesinde eleştiriliyor. Bu eleştiriler yalnızca "Solcu bunlar zaten" deyip geçiştirebildiği kesimden değil, seçimlerdeki en büyük destekçilerinden de geliyor. Amerikan askerlerini İsrail için ölüme yollamakla, Amerikan kaynaklarını İsrail için kullanmakla suçlanıyor. Irak'ın işgali ve bunun ABD'ye maliyeti yeniden hatırlatılıyor. Trump'ın İran'a saldırı kararı, Cumhuriyetçi Parti'nin Kasım seçimlerinde işini büsbütün zorlaştıracak gibi görünüyor. ABD'yi İsrail'in oyuncağı hâline getirdiği tezi de ciddi biçimde işleniyor.
Trump'ın birbiriyle çelişen açıklamaları, İran'a saldırı konusunda asıl karar vericinin ABD değil, İsrail olduğunu düşündürüyor. Giderek daha fazla sayıda savaş gemisinin bölgeye konuşlanması, Trump'ın İngiltere'yi de sürece dahil etmeye çalışması, bir yandan "Gündemimizde kara harekâtı yok" derken öte yandan "Muhtemelen gerek olmayacak ama kara birlikleri konusunda bir çekincem yok" demeye başlaması, içeride muhalefetin yükselmesi, bölge ülkelerinin baskısı ve savaşın küresel ekonomi üzerindeki olumsuz etkileri birlikte değerlendirildiğinde, İsrail ve ABD'nin İran'a açtığı savaşın yalnızca savaşan taraflar açısından değil, küresel ve bölgesel düzeyde de sonuçlar doğuracağa benzediği görülüyor.
Ama herhâlde en şaşırtıcı ve tek iyi sonuç, bunun İsrail ile ABD ilişkilerinin sınandığı bir sürece dönüşmesi olur.