Caydırıcılık, rakibinize size saldırmanın maliyetinin, elde edeceği kazançtan çok daha ağır olacağını önceden kanıtlamaktır. Yani aslında hiç savaşa girmeden kazanılan bir zaferdir. Eğer karşı taraf "Hamle yaparsam bedeli çok ağır olur" diyerek geri adım atıyorsa, caydırıcılık mekanizmanız işliyor demektir.
Soğuk Savaş dönemindeki ABD ve Sovyetler Birliği ilişkisi, dünya tarihinin en büyük caydırıcılık örneğidir.
Uzun yıllar boyunca NATO'nun en büyük ikinci ordusuna sahip ülkesi unvanıyla "statik bir güç" olarak görüldük. Ancak son yıllarda bu tablo da kökten değişti. Türkiye artık "teknoloji üssü" olarak masada.
Bugün SİHA'larımız dünya harp literatürünü değiştiriyor. Dağlık Karabağ'dan Ukrayna'ya; terörle mücadeleden arama-kurtarmaya kadar birçok bölgede dengeleri değiştiren bu teknoloji, Türkiye'nin "yumuşak güç" ile "sert güç" arasındaki o ince çizgide ne kadar mahirleştiğini gösteriyor.
Gök Vatan'daki egemenliğimizi perçinleyen bu yerli ve millî savunma hamlesine biraz daha yakından bakalım.
Bayraktar TB2, Akıncı ve Aksungur; operasyon maliyetini düşürdü ve riskleri minimize etti. Bir SİHA'nın havada 24 saat nöbet tutması, düşman için "her an tepemde bir göz var" baskısı demektir. Bu, psikolojik caydırıcılığın zirvesidir. Ama oyun burada bitmiyor.
Millî Muharip Uçak KAAN, dünyada sadece birkaç ülkenin sahip olduğu 5. nesil savaş uçağı teknolojisi, radara yakalanmama ve yüksek yapay zekâ entegrasyonu ile büyük bir fark oluşturuyor.
Hürjet ise hem eğitim hem de hafif taarruz uçağı olarak, hızlı intikal ve müdahale kapasitemizi perçinliyor.
İnsansız bir savaş uçağı olan Kızılelma, pilot riski olmadan en tehlikeli görevlere atılabilmesi, insanı merkeze alan siyasi tavrımızı güçlendiriyor.
Caydırıcılığımızı sadece gökyüzüyle sınırlı tutmuyor, "Mavi Vatan"da da çelikten bir kalkan inşa ediyoruz.
Dünyanın ilk SİHA gemisi TCG Anadolu ile deniz aşırı güç aktarım kapasitemizi daha da büyütüyoruz.
Yerli denizaltı projemiz MİLDEN ve yüksek hassasiyetteki ATMACA füzelerimizle denizlerimizi adeta geçilmez bir kaleye dönüştürüyoruz.
Kendi yazılımımıza ve mühimmatımıza sahip olmanın verdiği bu özgüvenle, bölgesel krizlerde masada ağırlığı bizzat hissedilen bir güç haline geldik.
Türkiye artık başkasının verdiği silahla sınırını koruyan o eski ülke değil. Kendi doktrinini yazan, bölgesel krizlerde "fikri sorulan" ve gerektiğinde oyunun kurallarını yeniden belirleyen bir aktör.
Sonuç olarak; havada, karada ve denizde sergilediğimiz bu yerli şahlanışla, aktif ve inandırıcı bir caydırıcılık safhasına geçerek, bu coğrafyada barışın en somut teminatı olduğumuzu tüm dünyaya gösterdik.
Bütün bunlara rağmen, en büyük caydırıcı güç, millet iradesinin sarsılmaz ferasetidir. Bu büyük başarının gerçek mimarı, işi ehline teslim eden aziz milletimizdir.