06 Mayıs 2021 Perşembe / 24 Ramazan 1442
Gece modu

Adnan Oktar suç örgütünün 'silahlanma yöntemi' ortaya çıktı

Adnan Oktar suç örgütüne yönelik soruşturma sonucunda 171'i tutuklu 226 sanık hakkında hazırlanan iddianamede, örgüt üyelerinin, silah ruhsatı alabilmek için başvurdukları farklı yöntemlerin detaylarına yer verildi.

AA25 Temmuz 2019 Perşembe 07:00 - Güncelleme: 25 Temmuz 2019 Perşembe 14:57
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosunca Adnan Oktar suç örgütüne yönelik hazırlanan ve İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesince kabul edilen iddianamede, örgütün silahlı yapısı ile silahlanma ve nöbet sistemine ilişkin ayrıntılar anlatıldı.
 
Bir örgütün gerektiginde kullanılmak üzere silah bulundurması, silahların ulasabilecek yerde muhafaza edilmesi ve depolanması halinde "silahlı örgüt" sayılması gerektiği belirtilen iddianamede, bunun yanında sahip olunan silahların ruhsatlı olup olmamasının da örgütün silahlı bir örgüt sayılması açısından herhangi bir öneminin olmadığına işaret edildi.
 
Bu kapsamda "Adnan Oktar Silahlı Suç Örgütü"nün silahlanarak basta örgüt liderini korumayı hedefledikleri ve bu silahlanmayı magdur ve müstekiler üzerinde korku ve baskı unsuru olarak kullanıp iradelerini sakatladıkları anlatılan iddianamede, örgütün islenen suçlarda silahlanmayı tehdit unsuru olarak kullandığı, yasa dısı saiklerle olusturulan bu silahlanmaya yasallık kazandırmak için resmi makam ve mercilere yalan beyanda bulundukları ifade edildi.
 
İddianamede, gerçek ve fiili durumla örtüsmeyen beyanlarla silah tasıma ve bulundurma ruhsatı alan örgüt üyelerinin böylece kolluk kuvvetlerinin denetim durumunu da bertaraf ettikleri kaydedildi.
 
Örgütün bu silahlanmaya legal bir görünüm oluşturmak, üyelerinin tasıma ve bulundurma ruhsatlarının yasal mevzuata uygun hazırlanmasını saglamak için çalışma yaptığı ifade edilen iddianamede, örgütün silahlanmak için mesleki faaliyetten istifade ederek tasıma ruhsatı alabilmesi için gerçekte bu meslekle ilgisi olmayan üyelerine, örgüt sermayesiyle kuyumcu ya da altın mağazası gibi is yerleri açtığı anlatıldı.
 
İddianamede, silah taşıma ruhsatı alabilmesi için kısım örgüt üyelerinin yine örgüte ait sirketlerde yönetici, genel müdür veya ortak statüsünde gösterildiği belirtilerek, bu örgüt üyelerinin gerçekte ilgili sirketlerde fiili olarak yöneticilik yapmadıkları aksine görevlendirme ve ortaklıklarının is hayatının olagan akısına aykırı şekilde kısa süreli oldugu ifade edildi.
 
 "KURGU VAKALARLA" SİLAH RUHSATI ALINDI
 
İddianamede, örgüt üyelerinin can güvenliklerinin tehdit altında olduğu iddiasını desteklemek için "kurgulamak suretiyle bir kısım vakalar yarattığı" ve bu gerçege aykırı vakaları/olayları gerekçe gösterip bir kısım örgüt üyelerinin tasıma ruhsatı aldığı kaydedildi.
 
Gerçege aykırı durumlar yaratarak silahlanan örgütün, legal görünüm kazanarak illegal yapıyı gizledikleri anlatılan iddianamede, örgüt üyelerinin de böylece Oktar'ın yasadıgı yerde tasıma ruhsatlı silahlarla nöbet tuttukları ifade edildi.
 
İddianamede, yapılan ev aramalarında tasıma ruhsatlı silahların ruhsat sahipleri ile ilgisi bulunmayan yerlerde bulunduğuna işaret edilerek, "Örgüte yönelik arama islemlerinde ele geçirilen 79 tabanca, 23 tüfek ve 17 bin 596 fisek baglamında silahlı ve zorlayıcı gücü itibarıyla amaç suçları islemeye elverisli bir suç örgütü oldugu degerlendirilmektedir." ifadesi kullanıldı.
 
İddianamede, örgüt üyesi ve yöneticilerinin, silah alma ya da bulundurma ruhsatını taşıma ruhsatına çevirmek için örgüt elebaşı Oktar'a notlar yolladığı belirtilerek, ayrıca örgüt üyelerine ait silahların hangi marka model olacagına kadar yine Oktar'dan görüs alındıgı vurgulandı.
 
İddianamede ifadelerine yer verilen tanık H.F, Adnan Oktar'ın 1992-1993 yıllarında bir ayet okuyarak silahlanma talimatı verdiğini belirtti.
 
ÖRGÜTE "NÖBET" İBADET KABUL EDİLİYOR
 
Suç örgütünün "nöbet sistemi"ne ilişkin bilgilere de yer verilen iddianamede, şunlar kaydedildi:
 
"Örgütte, Adnan Oktar 'resul' kabul edildigi için onun korunması her seyden önceliklidir. Dolayısıyla nöbet ibadet kabul edilir. Örgütteki bütün erkekler mutlaka haftada en az bir gün örgüt liderinin yasadıgı Dragos olarak adlandırılan ikamette, daha sonra da Hür Sokak'taki A9 TV stüdyosunda ve Adnan Oktar'ın oldugu her yerde nöbet tutmaktadırlar."
 
İddianamede, soruşturma kapsamında yapılan arastırmalar, ilgili birimlerle yapılan yazısmalar, alınan müsteki ve süpheli ifadeleri toplu bir sekilde degerlendirildiginde, örgüt mensupları tarafından usulüne uydurularak ruhsat alınan silahların, gerek örgüt merkezinin ve liderinin korunmasında, gerek örgüte muhalif kisi erin baskı ve tehdit altına alınmasında, gerekse de örgütten kaçmayı düsünen bazı örgüt mensuplarının bu girisimlerinin engellenmesi için temin edildigi anlatılarak, müşteki E.Y.E'nin bu konudaki ifadesine yer verildi.
 
"OKTAR, DEDEMDEN KALACAK MİRASI BEKLİYORDU"
 
Müşteki ifadesinde, dedesi Cevat Babuna'nın vefatından sonra örgüt elebaşı Oktar'ın, dedesinden kalacak mirası beklediğini vurgulayarak, "Adnan Oktar, güya evlatlık vazifelerini yerine getirdiler denmesi için Tuba (Tuba Babuna) dısında dedemin diger çocuklarını cenazeye gönderdi. Adnan Oktar, Tuba'nın yıllardır kaçacagından süphelendigi için ve onu hapsettigi için cenazeye de göndermedi. Cenaze törenine örgütün silahlı adamlarından yaklasık 15 kisi, para ile tutulan özel güvenlikler ve avukatları esliginde geldiler. Beni ve akrabalarımızı cenazenin tasınması esnasında itip kakarak, mezar basında cenazemizi defnederken basıma silahlı adamlarını dikerek orada da bana ve aileme eziyet ettiler." şeklinde beyanda bulundu.
 
Müştekinin bu ifadesi ve cenazeye katıldıklarına ilişkin fotoğraflar da iddianameye konuldu.
 
İddianamede, müştekinin ifadesinden, dedesi Cevat Babuna'nın cenazesinde silahlı orgut mensuplarının varlıgıyla kendilerini baskı altında hissettikleri ve cenazeye dahi sahip cıkamadıklarının anlaşıldığına vurgu yapılarak, kanuna uydurularak orgut uyeleri tarafından alınan ruhsatlı silahların orgutsel konularda kullanıldıgının müştekinin beyanıyla desteklendiği belirtildi.
 
ŞİFRELİ KONUŞMA VE FİŞLEME
 
Örgüt üyelerinin suç oluşturabilecek konuların polis dinlemesine karşı telefonda konuşmadığı, mecbur olunursa şifreli konuşulduğu bilgisine yer verilen iddianamede, örgütün "bacılar" bölümünün finans ayağının başında yer alan bir sanığın Alev Babuna'dan para isteneceği zaman telefonda ''gelirken 10 sade poğaça getir, 10 light kola getir, 10 peynirli poğaça getir'' dediği kaydedildi.
 
Ele geçirilen dijital materyallerde, örgüt üyeleri hakkında fişleme yapıldığına dair dokümanların bulunduğu anlatılan iddianamede, söz konusu dokümanda örgüt üyelerinin isminin karşısında ''nöbetlerde titiz davranıyor'', ''infak ediyor'', ''kardeşlerle arası iyi'', ''kardeşlerden kopuk" gibi ifadelerin yer aldığı vurgulandı.
 
İddianamede, sanık Alev Babuna'nın sağ kolu olan sanık Nurşah Aksoy'un 1990'lardan beri örgüt içerisinde yer aldığı, sosyal medya hesaplarından örgütsel paylaşımlar yaptığı belirtilerek, Aksoy'un ''Bacılar'' grubunun dışarıdaki her işiyle ilgilendiği alışveriş, doktor programı ve örgüt üyelerinin aileleriyle görüşecekleri zaman ''gardiyanları'' olduğu belirtildi.
 
Örgütte Oktar'dan sonra en yetkili ismi olduğu değerlendirilen sanık Ulviye Didem Ürer'in ''Bacılar ve Erkekler'' grubundan sorumlu olduğu, örgüt içinde ''Baş İmam'' olarak tanındığı ve imamların gruplarına gidip Oktar'dan notlar ilettiği kaydedilen iddianamede, örgüt yöneticilerinden kod adı ''Toro'' olarak bilinen Tarkan Yavaş'ın Oktar'ın koruması olduğu, ''İmamlar İmamı'' denilen örgütün üst yapısında Yavaş'ın erkekler grubunda olduğu bilgisine yer verildi.
 
İddianamede, etkin pişmanlık hükümlerinden yararlanarak ifade veren sanık Sıdıka Gül'ün, ''Örgütün bacılar tarafındaki finans ayağının başında Alev Babuna'yla beraber Ulviye Didem Ürer'in bulunduğu ayrıca Oktar'ın bir süre sonra herkesten boşandığı sadece Ürer ile evli kaldığı''nı söylediği kaydedildi.