Karabıyık, İstanbul Aile Vakfının çocukların, gençlerin ve tüm sosyal medya kullanıcılarının dijital güvenliğiyle aile yapısının korunması amacıyla Türkiye'de faaliyet gösteren dört büyük sosyal medya şirketine karşı açtığı davaya ilişkin, AA muhabirine değerlendirmelerde bulundu.
Davanın sadece hukuki değil, aynı zamanda sosyolojik, kültürel ve milli güvenlik gibi çok boyutu olduğunu aktaran Karabıyık, "Bugün çocuklarımızın ve gençlerimizin maruz kaldığı dijital düzen, artık yalnızca bir teknoloji meselesi değil. Bizim temel bir itirazımız var, o da şudur. Çocukların ve gençlerin hatta tüm sosyal medya kullanıcılarının dikkatini, psikolojisini ve duygusal gelişimini hedef alan algoritmalar, ticari kazanç uğruna bağımlılık üreten bir sisteme dönüşmüş durumda." dedi.
Bu sistemin merkezinde de "dikkat ekonomisi" bulunduğunu belirten Karabıyık, "İnsanların dikkatini mümkün olduğunca uzun süre ekranda tutmak için çalışan bir yapıdan bahsediyoruz. Bu yapı sadece zamanımızı çalmıyor, aile içi iletişimi, çocukların, gençlerin ve bizlerin odaklanma kapasitesini, duygusal dayanıklılığını ve gerçek hayatla bağını da aşındırıyor." diye konuştu. Karabıyık, şunları söyledi:
"Twitter yani X, Meta/Instagram ve Facebook, Google/Youtube ve TikTok'a dava açtık. Bizim talebimiz sansür ya da yasaklama değil, çocukların ve ailelerin korunmasını talep ediyoruz. Dava dilekçemizde özellikle çocuklar, gençler ve tüm sosyal medya kullanıcılarının algoritmik bağımlılık mekanizmasına maruz bırakılması, zararlı içeriklerin yayılım biçimi, yaş doğrulama sistemlerinin yetersizliği, mahremiyet ihlalleri ve platformların psikolojik bağımlılık üretici tasarımları üzerinde duruluyor. Nasıl ki zararlı bir ürünü market raflarına koyamıyorsanız, çocuklar ve gençler başta olmak üzere hepimizin psikolojisini etkileyen dijital mekanizmaları da 'özgürlük' adı altında tamamen kontrolsüz bırakamazsınız."
Sürecin 15 ve 19 Mayıs tarihlerinde konumlandırılmasının sembolik olarak güçlü anlamlar taşıdığını kaydeden Karabıyık, 15 Mayıs'ta Temiz Ekran Hareketi'nin toplantısını yaptıklarını belirterek, şöyle devam etti:
"Bugün biz yeni bir işgal girişimiyle karşı karşıyayız. O gün topraklarımız işgal edilmek isteniyordu, bugün zihinlerimiz, dikkatimiz, çocuklarımızın, gençlerimizin ve hepimizin duygusal dünyası kuşatma altına alınmak isteniyor. 19 Mayıs milletin yeniden ayağa kalktığı, bağımsızlık iradesini ortaya koyduğu tarih. Dolayısıyla 15 Mayıs ile 19 Mayıs arasındaki bağ, işgal ile direniş arasındaki tarihsel hattı temsil ediyor. Bugün artık işgal yalnızca tankla, topla, tüfekle, askerle gelmiyor, ekranlar üzerinden geliyor. Dün toprak işgal edilmek isteniyordu bugün zihinler ve kalpler işgal edilmek isteniyor. Dün askeri işgal girişimleri oluyordu bugün kültürel işgal girişimleri söz konusu. Artık yalnızca sınırların nöbetini tutmak yetmiyor, evlatlarımızın ekran nöbetini de tutmak zorundayız."
"BAĞLARI VE İLİŞKİLERİ ZAYIFLATAN ALGORİTMALAR BU DAVALARIN KONUSU"
Karabıyık, "yalnızlık ekonomisi" kavramını sık sık kullandıklarını, modern dijital sistemler ve onların dayandığı ekonomik modelin büyük ölçüde yalnız insan üzerine kurulu olduğunu, yalnız insanın çok daha tükettiğini, ekran başında daha çok kaldığını ve yalnız fertlerden oluşan toplumda mükemmel tüketiciye ulaşıldığını kaydetti.
Bugün yalnızlığın tüm dünyada büyük mesele haline geldiğini aktaran Karabıyık, "Bugün Japonya'da ve İngiltere'de 'Yalnızlık Bakanlığı' kurulmuş durumda. Çünkü yalnızlaşmanın artık sadece psikolojik değil ekonomik, sağlık ve kamu yönetimi boyutları da var. Kalabalık şehirlerde milyonlarca insan birbirine çok yakın yaşıyor ama aynı zamanda tarihin en yalnız dönemlerinden birini yaşıyoruz. İstanbul Aile Vakfı'nın çalışmalarında da büyükşehirlerde yalnızlık hissinin, stresin ve kaygının arttığı özellikle görülüyor. Aile zayıfladıkça yalnızlık büyüyor. Yalnızlık büyüdükçe ekran bağımlılığı artıyor. Ekran bağımlılığı arttıkça da insanlar gerçek ilişkilerden daha fazla kopuyor. Bu bir kısır döngü halini alıyor." diye konuştu.
Karabıyık, "Bizim itirazımız tam burada başlıyor. Çünkü aile sadece bireysel bir tercih alanı değil, toplumun dayanıklılık merkezi. Bu kısır döngüden çıkış anca aile bağlarını kuvvetlendirerek mümkün. Bu bağları ve ilişkileri zayıflatan algoritmalar tam da bu yüzden bu davaların konusu." dedi.
Dijital platformların büyük kısmının nörolojik mekanizmalar üzerinden çalıştığını belirten Karabıyık, beğeni, kaydırma, kısa video akışı ve bunların bildirim sistemlerinin tamamının beynin ödül mekanizmasını sürekli tetiklemek için tasarlandığını, yaptıkları çalıştaylarda da bunu açık şekilde tartıştıklarını dile getirdi.
Bugünün dijital ekosistemini "dopamin ekonomisi" olarak adlandırdıklarını kaydeden Karabıyık, şunları kaydetti:
"Çocuklar, gençler ve kullanıcılar sürekli yeni uyaran istiyor. Sürekli yeni haz arıyor. Dopamin mekanizmasını uyaracak uyaranları sürekli talep ediyorlar, bu da işi ekran bağımlılığını artıran bir döngüye çeviriyor. Sonuçta sıradan hayat yetersiz görünmeye başlıyor. Aile içindeki normal sohbetler, ders çalışmak, kitap okumak, sabır gerektiren faaliyetler, algoritmik dünyanın hızına göre sıkıcı hale geliyor. Bizim en önemli tespitlerimizden biri şu. Artık çocukların sıkılma hakkı bile ellerinden alınıyor. Çünkü ekran boşluk bırakmıyor. Oysa insan bazen sıkılmalı ki düşünebilsin, üretebilsin, derinleşebilsin."
"ARAŞTIRMALARIMIZA GÖRE TOPLUMUN EN GÜÇLÜ GÜVEN ALANI AİLE"
Karabıyık, ekranların çocuklara sürekli "Hemen haz al, tüket, kaydır." dediğini belirterek, "Hayat böyle işlemiyor. Aile dediğimiz yapı, sabır, emek, bağlılık ve fedakarlık üzerine kurulu. Dopamin ekonomisi ise tam tersine anlık haz kültürünü büyütüyor. Bu süreç Türkiye açısından stratejik bir mesele çünkü bu mesele sadece bireysel psikolojinin değil, toplumsal dayanıklılığın inşasının da alanı. Biz sadece bireysel psikoloji konuşmuyoruz, toplumsal dayanıklılığı konuşuyoruz." şeklinde konuştu.
Yaptıkları bir çalıştayda "perkolasyon" ve "entropi" kavramları üzerinde durduklarını aktaran Karabıyık, şunları söyledi:
"Perkolasyon küçük sızıntıların zamanla büyük yapıları içten çökertmesi demek. Müstehcenlik, yalnızlık, kimlik karmaşası, ekran bağımlılığı, mahremiyet kaybı. Bunlar başlangıçta küçük görünür ama birleşince toplumsal yapıyı aşındırıyor. Entropi ise düzen kaybı demek. Aile bağlarının zayıflaması, kuşaklararası iletişimin kopması, güven duygusunun erimesi toplumsal entropiyi artıran faktörler. Bugün gençlerin önemli bir kısmı geleceğe karşı güvensizlik içerisinde böyle bir hissiyata sahip. Güvensizlik artık normalleşen bir duygu haline geliyor. Ekran sürelerinin artması ile bu durumlar arasında da önemli bir ilişki var. Gençlerin ülkeye aidiyeti, geleceklerini başka ülkelerde arama eğilimleri ile ekran süreleri arasında bir ilişki var."
Karabıyık, "Ekranlara bakarsanız aile sorun merkezi, tekil olayları ve menfi örnekleri genele yayan bir ekran ekosistemi var bugün. Peki gerçek bu mu? Hayır. Bu yüzden Temiz Ekran Hareketi'ne ihtiyacımız var. Gerçeğin bu olmadığını yaptığımız saha araştırmalarından biliyoruz. Araştırmalarımıza göre toplumun en güçlü güven alanı aile. Toplumun yüzde 94'ü diyor ki 'Aile benim için çözüm merkezi, mutluluk, huzur ve güven kaynağı.' Bu yüzden biz aile meselesini sadece özel hayat başlığı olarak görülmemeli diyoruz. Bu mesele, nüfus, sosyolojik dayanıklılık, kültürel bağımsızlık, istiklalin ve istikbalin güvence altına alınması meselesidir." ifadelerini kullandı.
"EKRANLAR İNSANIN ZİHİNSEL İKLİMİNİ ŞEKİLLENDİRİYOR"
Üner Karabıyık, Temiz Ekran Hareketi'nde yasakçı bir dil kurmadıklarını, başta çocuklar ve gençler olmak üzere ailelerin ve toplumun korunmasını savunduklarını söyledi.
Temiz Ekran Hareketi'nin temel hedefinin, çocukların, gençlerin ve ailelerin dijital platformları da içeren ekran ekosisteminden gelen risklere karşı korunması olduğunu vurgulayan Karabıyık, "Nasıl ki gıda güvenliği, çevre güvenliği, trafik güvenliği var, ekran güvenliği, dijital güvenlik de olmak zorunda. Çünkü bugün ekranlar insanın zihinsel iklimini şekillendiriyor. Kültürel işgal girişimleri ekranlar üzerinden yürütülüyor." ifadelerini kullandı. Karabıyık, şöyle devam etti:
"Biz şunu söylüyoruz. Türkiye, kendi sosyo-kültürel bağışıklık sistemini güçlendirmek zorunda. Aksi takdirde yalnızlaşan, dikkat süresi parçalanan, aile bağları zayıflayan, gerçek hayattan kopan kuşaklarla karşı karşıya kalacağız. Temiz Ekran Hareketi tam da bu yüzden bir farkındalık çağrısı. 15 Mayıs bize işgalin ne olduğunu hatırlatıyor, 19 Mayıs ise milletin ayağa kalkma ve mücadele iradesini. Bugün ihtiyaç duyduğumuz şey şu, ekranların yönettiği bir toplum değil, ekranı yöneten, ailesini koruyan, dikkatini ve iradesini muhafaza eden bir toplum olmak. Sosyo-kültürel bağışıklık sistemimizi güçlendirmek zorundayız. Bunun başka bir yolu yok."




