Her gün yanından geçip gittiğimiz, alıştığımız için dikkat etmediğimiz, varlığının farkında bile olmadığımız şeyler vardır. An gelir, bunların ya da bunlardan birinin bizim için ne kadar önemli olduğunu ne derin anlamlar ifade ettiğini ne kadar kıymetli olduğunu fark ederiz de hayretler içinde kalırız. Bugüne kadar nasıl fark etmemişiz diye hayıflanırız. Eminim sizin de başınıza gelmiştir.
Zaman zaman eş dostla bir araya gelir sohbet ederiz. Namaz vakti gelince de benim imamlık yapmamı teklif ederler kimi zaman. Ürkek bir İmam-Hatipli olduğum için de neme lazım, şaşırırım falan diye "fatiha"dan sonra "zammı sure" olarak ezbere bildiğim en kısa sureleri okumayı tercih ederim. Mesela "kevser" suresini. Bildiğiniz gibi "Kevser" suresi Kur'an'ın en kısa suresidir. Geçenlerde bir vesileyle bu sureyi düşündüm. Evet, en kısa sure ama ciltler dolusu anlamı ihtiva ediyor dedim. Bu anlam yoğunluğu, bolluğu ile ilgili bir şey bulurum umuduyla tefsir kitaplarına baktım. Genellikle surenin "nüzul sebebi"ne ağırlık verildiğini gördüm. Doğrusunu isterseniz, bir parça hayal kırıklığına uğradım. Ama az biraz düşününce aslında surenin anlam yoğunluğunun, tükenmez bolluğunun bizzat nüzul sebebinde gizli olduğunu fark ettim.
Mekke'de Hz. Muhammed'in (s.a.v) peygamber olarak kavminin karşısına çıktığı ilk yıllar. Koyu bir cahiliyenin girdabında debelenen, manevi değerler yoksunu kavmi, çağrısını kabul etmez ve hepinizin bildiği o çetin mücadele başlar. Bu arada her gün birinin Müslüman olduğunu gören, duyan Kureyşliler derin bir moral bozukluğuyla kara kara düşünmeye başlarlar. Bu beladan nasıl kurtuluruz diye. Tam o günlerde peygamberimizin (s.a.v) tek erkek çocuğu "Kasım" vefat eder. Çokluğu, sürekliliği soyda gören Kureyşlilere gün doğar. "Muhammed'in soyunu sürdürecek oğlu kalmadı, yakında o da ölürse bu beladan kurtuluruz" diye sevinirler. Müşriklerin şamatası doğal olarak Müslümanları da etkiler. "Kevser" suresi bu olay üzerine iner.
"Biz sana kevseri verdik. O halde rabbin için namaz kıl ve kurban kes. Asıl soyu kesik olanlar sana düşmanlık edenlerdir".
En kısa surede "bitip tükenmeyen, sürekli akan çokluk" anlamına gelen "kevser" kelimesinin kullanılmış olması çok enteresan. Mesela yine çokluk anlamına gelen ama süreklilik ifade etmeyen "kesret" kelimesi kullanılmamış. Her zaman, her koşulda süren, dünyadaki tersyüz oluşlardan, savaşlardan, zafer ve yenilgilerden, ölümlerden, kayıplardan etkilenmeden devam eden tükenmez bir çokluk.
Surenin içerdiği bu süreklilik vadinin de şartları sıralanıyor sonra. "Namaz kıl ve kurban kes". Bilindiği gibi namaz kelimesinin Arapçası "Salat"tır. Bu kelimenin kökü de bağlanmak, tutunmak anlamına gelen "sıla" kelimesidir. Çokluğun, bolluğun, kesintisiz kazanmanın ilk şartı "Allah'a tutunmak", onun da zirvesi "namaz" gösteriliyor. İkinci şart ise "kurban kes" şeklinde ifade ediliyor. Bu kelimenin Arapçası da "nahr"dır. Hayvan boğazlamak, kurban etmek yani. Kelimenin anlam kapsamında "fedakarlık" unsuru ön plandadır. Tabi ki en büyük fedakarlık insanın sahip olduğu varlığını, tutunduğu rabbine feda etmesidir. Sonuç ise, düşmanlık edenlerin, kin besleyenlerin, soyunun kesilmesidir.
7 Ekim Gazze katliamlarından önce de öldürülüyordu, eksiliyordu, ciğerparelerini toprağa veriyordu bu ümmet. Ama o tarihten sonra en yoğun şekilde kayıplar yaşadı Gazze. Düşmanlar, ümmetin verdiği her şehitten sonra ekranlara çıkıp soyunu kuruttuk İslam davasının, diye şamata ettiler.
Neticede Gazzelilerin Allah'a tutunması ve her türlü fedakarlıkta bulunması sayesinde sonu gelmez bir hidayet bolluğu, kesintisiz bir çokluk artık iyice görülmeye başladı.
İslam'ın maddi kayıplarına bakıp, sonunu getirdik dişe şamata yapanlar, asıl soyu kesik olanlardır.